يا قيس سعيد: انتهت اللعبة!
يا قيس سعيد: انتهت اللعبة!

الخبر: قال رئيس الجمهورية، قيس سعيد خلال تجوله يوم الأحد 6 أيلول/سبتمبر 2020، بمسرح العملية الإجرامية التي جدّت بمفترق طريق أكودة المؤدي إلى القنطاوي والتي استشهد خلالها عون حرس وطني فيما نقل آخر إلى المستشفى لتلقي الإسعافات اللازمة، إن مثل هذه العمليات الإرهابية لن تسقط الدولة.

0:00 0:00
Speed:
September 10, 2020

يا قيس سعيد: انتهت اللعبة!

يا قيس سعيد: انتهت اللعبة!


الخبر:


قال رئيس الجمهورية، قيس سعيد خلال تجوله يوم الأحد 6 أيلول/سبتمبر 2020، بمسرح العملية الإجرامية التي جدّت بمفترق طريق أكودة المؤدي إلى القنطاوي والتي استشهد خلالها عون حرس وطني فيما نقل آخر إلى المستشفى لتلقي الإسعافات اللازمة، إن مثل هذه العمليات الإرهابية لن تسقط الدولة.


وأضاف سعيد في حديثه مع عدد من الإطارات الأمنية أن من قاموا بالعملية الارهابية الجبانة أخطأوا العنوان وأنهم لن ينجحوا في الإطاحة بالدولة. وأكد رئيس الجمهورية أن من قاموا بالعملية مجرمون ومن أوعز لهم القيام بها أكثر إجراما منهم داعيا إلى فتح تحقيق في الغرض.
وترجى سعيّد أن تكشف الشرطة الفنية الجهات التي تقف وراء هذه الجرائم، وتابع بالقول: ''لن تسقط الدولة بمثل هذه العمليات التي تهدف لإدخال الرعب في صفوف الشعب. الشعب لن يرعبه مثل هؤلاء الخونة اللي ما عندهم حتى انتماء إلى تونس''. (موقع قناة نسمة)

التعليق:


لم يخب ظن حزب التحرير حين حذر قبيل وصول قيس سعيد إلى الحكم من جريمة انتخابه، حيث وصفه آنذاك بالوجه المزين للنظام، عندما انخدع كثيرون بمعسول كلامه وانساقوا وراء وعوده الحالمة، فانشغلوا بدعوات تحرير فلسطين المبالغ فيها عن قسمه وتعهده بالحفاظ على هذا النظام الكافر الفاجر والسهر على تطبيق دستوره الوضعي تماما كما فعل بورقيبة وبن علي، شبرا بشبر وذراعا بذراع...


ومع أن نهاية كل ظاهرة صوتية معلومة لدينا، إذ لا أفق سياسيا لمن يقف مشروعه عند الجعجعة دون الطحين، وما حال الحكام المخلوعين عنا ببعيد، إلا أنه لا بد من التوقف على المضمون السياسي لجعجعة التهديد والوعيد التي ما فتئ قيس سعيد يطلقها بين الحين والآخر.


فمنذ تسلمه لمنصب الرئاسة والرجل يتحدث عن مؤامرات تحاك ضد بلاده بالتعاون مع أطراف خارجية، حيث قال في إحياء ذكرى الثورة التونسية، كانون الأول/ديسمبر 2019، إنه "سيعمل رغم المناورات والمؤامرات التي تحاك في الظلام على تحقيق مطالب الشعب التونسي". ثم قال في حزيران/يونيو الماضي ضمن حوار أجراه مع قناة "فرانس 24"، على هامش زيارته السابقة إلى باريس: "هناك مؤشرات كثيرة حول تدخلات خارجية في تونس من قبل قوى تحاول إعادة تونس إلى الوراء، وهناك من أراد التواطؤ معها من الداخل"، دون تقديم توضيحات بهذا الخصوص، بل وجدناه يتمسح على أعتاب الإليزيه في وضح النهار ودون غرف مغلقة ودهاليز مظلمة، مقبّلا كتفي ماكرون ونافيا جرائم الاحتلال والاستعمار المباشر في القرن الماضي معتبرا إياها مجرد حماية!!


وهكذا يسير السيد الرئيس في عرض صواريخ كلامية على منصات إطلاقها، عاضّا على دستور نوح فيلدمان بالنواجذ، ومطالبا الشعب بأن يغمض عينيه عن حقيقة سيره بالبلاد والعباد نحو مهاوي الردى، عبر تكريس النظام نفسه الذي ثار ضده أهل تونس، موهما الجميع بأنه ضحية مؤامرة كونية تاريخية. ثم ها هو استفاق مؤخرا على وجود عملاء للاستعمار والصهيونية في تونس قائلا: "لن نقبل أبدا بأن يكون هناك عملاء يتآمرون لإدخال تونس في الفوضى".


فكيف به اليوم يخرس لسانه فجأة عن النطق ويعجز عن ذكر الاستعمار والأطراف الخارجية التي طالما تحدث عنها طوال فترة حكمه مغازلة للنفَس الثوري التحرري الذي لم يخمد لدى هذا الشعب الأبي؟ أليس هو من صرّح يوم وصوله بأن رصاصة واحدة من إرهابي ستواجه بوابل من الرصاص الذي لا يحده عد ولا إحصاء؟ فلماذا لا يجرؤ اليوم على ذكر هذه الأطراف الخارجية ويشير إليها بالإصبع مكتفيا بالدعوة إلى فتح تحقيق في الغرض؟! أليس قيس سعيد هو من أخطأ العنوان بحصر اللعبة في الأطراف الداخلية دون الخارجية هذه المرة؟!


إن ملف الإرهاب، أريد له في تونس وغير تونس أن يبقى لغزا سياسيا، ليستثمر في وجوده وبقائه الاستعمار الذي يمهد الطريق لوكلائه ظنا أنه بالإمكان إطفاء جذوة الثورة في بلد الزيتونة، وخوفا من نصرة أهل القوة والمنعة للمشروع الحضاري الإسلامي الذي يتشكل يوما بعد يوم، ولذلك آن الأوان ليقال لقيس سعيد وأمثاله ممن عجزوا عن فتح ملف الإرهاب واستماتوا في مغالطة شعوبهم: انتهت اللعبة، فالنظام العالمي يترنح ولن يملأ هذا الفراغ سوى الإسلام ودولة الإسلام.


انتهت اللعبة الديمقراطية التي تتاجر بأرواح الناس أمنا وجيشا وشعبا وتضحي بهم جميعا بأبشع الوسائل وأقذر الأساليب، فقط من أجل بقائها، فهي ساقطة في أذهان الشعوب وفي أعينهم وإن وجدت من يتمسك بحبلها ويُواصل في سياسة المكابرة والهروب إلى الأمام. انتهت اللعبة، فالأمر جدّ لا هزل فيه، ولا مجال لهذا الحجم من العبث السياسي عند قيام الخلافة قريبا بإذن الله، فهي قضية المسلمين المصيرية التي لن تحول الحدود الاستعمارية دون انبلاج فجرها تحقيقا لوعد الله سبحانه وبشرى نبيه ﷺ، بخلافة راشدة على منهاج النبوة، لمثل هذا فليعمل العاملون.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
م. وسام الأطرش – ولاية تونس

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı