يا جيوش المسلمين! كونوا أنصارا!
يا جيوش المسلمين! كونوا أنصارا!

الخبر: في 16 آذار/مارس، نشرت البوابة الحكومية لجمهورية أوزبيكستان رسالة على صفحتها على الإنترنت www.gov.uz "عُقدت وانتهت تدريبات مشتركة تكتيكية خاصة لمكافحة الإرهاب بمشاركة وحدات وزارات الدفاع في جمهورية أوزبيكستان وجمهورية طاجيكستان على مستوى عالٍ.

0:00 0:00
Speed:
March 27, 2020

يا جيوش المسلمين! كونوا أنصارا!

يا جيوش المسلمين! كونوا أنصارا!
(مترجم)


الخبر:


في 16 آذار/مارس، نشرت البوابة الحكومية لجمهورية أوزبيكستان رسالة على صفحتها على الإنترنت www.gov.uz


"عُقدت وانتهت تدريبات مشتركة تكتيكية خاصة لمكافحة الإرهاب بمشاركة وحدات وزارات الدفاع في جمهورية أوزبيكستان وجمهورية طاجيكستان على مستوى عالٍ.


وقد حضرها ممثلون عن وحدات قوات العمليات الخاصة بوزارة الدفاع الأوزبيكية ومجموعة من الأفراد العسكريين من مختلف وحدات وزارة الدفاع في طاجيكستان.


حتى اليوم الرئيسي من التدريبات، كان الأفراد العسكريون في كلا البلدين يقومون بالتدريب التحضيري مرتين في اليوم. وبالطبع تجاوزت النتيجة كل التوقعات. وخلال التدريبات، تم تبادل الخبرات بشكل احترافي بين الأفراد العسكريين من كلا الجانبين، وقدر الأفراد العسكريون الطاجيكيون تقديرا عاليا الإجراءات العملية لوحداتنا ومعداتنا العسكرية".

التعليق:


إبان هدم الخلافة، قام النظام الشيوعي الملحد في اتحاد الجمهوريات الاشتراكية السوفياتية، بعد الاستيلاء على البلاد في آسيا الوسطى، بتقسيم المسلمين على أساس وطني. بعد انهيار الاتحاد السوفييتي، بقيت هذه الحدود، وعلاوة على ذلك، شكلت الحكومات الناشئة حديثاً في كل من هذه الجمهوريات (المستقلة) قواتها العسكرية لحماية الحدود الوطنية التي رسمها المستعمرون الكفرة.


على مدى السنوات الثلاثين الماضية، أعلن مسلمو هذه البلاد مراراً وتكراراً رغبتهم في العيش وفقاً لأحكام الله، وإعادة حكم الشرع. لكن المفارقة، أن الجيش، الذي يتألف من أبناء هؤلاء المسلمين، يخدم الحكام الفاسدين، ويدافع عن السلطة التي لا تحكمها أحكام الله، ويدافع عن السلطة التي تتمسك بالفكرة الوطنية والتي تعادي فكرة نشر الإسلام حول العالم.


إذا عدنا لأحكام الشريعة، فسنجد أن الجيش الإسلامي كان يعطي البيعة ويخدم الحاكم الذي يحكم بالكتاب والسنة، وليس الحاكم الذي يحكم بغير ما أنزل الله. أسس المسلمون جيشا لا للدفاع عن حدودهم فحسب، وإنما لنشر الإسلام في جميع أنحاء العالم بالدعوة والجهاد.


ولنتذكر كيف أن النبي e، بعد أن أسس أول دولة إسلامية في المدينة المنورة، أرسل جيوش المسلمين لنشر الإسلام بل إنه قاد e بنفسه الجيش، على سبيل المثال، في معارك بدر، وأحد. وفي أحاديث صحاح، روى الإمام مسلم أن رسول الله e شارك في 21 معركة. كما سارت جيوش الخلفاء الراشدين أبي بكر وعمر وعثمان وعلي رضي الله عنهم مجاهدة لنشر الإسلام في جميع أنحاء العالم: العراق وبلاد فارس والشام وأفريقيا، إلخ.


ولنتذكر كيف وصل الإسلام إلى بلاد آسيا الوسطى! جاء الجيش بقيادة القائد الفذ قتيبة بن مسلم ومحاربوه الشجعان إلى آسيا الوسطى مجاهدين. وبسبب حقيقة دين الإسلام وموافقة أحكام الله لطبيعة البشر، تحولت شعوب هذه البلاد إلى الإسلام وبدأوا في نشر الإسلام أكثر وأكثر. وبصفة عامة ترك الناس عبادة النار والشمس، وبدأوا يعبدون الله وحده ويطبقون أحكام الله في الأرض، ونتيجة لذلك شرعوا في طريق النهضة. وفيما بعد، ولد علماء دين عظماء في هذه البلاد، مثل: الإمام البخاري، والإمام الترمذي، والزمخشري، وعلماء في العلوم الطبيعية مثل ميرزو أولوغبيك، والبيروني، وابن سينا ، والخوارزمي وغيرهم الكثير.


ولأكثر من 13 قرناً، أقسمت الجيوش الإسلامية يميناً للحاكم، الذي يحكم على أساس الكتاب والسنة. واليوم، في شهر رجب المبارك هذا، ستحل علينا الذكرى التاسعة والتسعون لهدم الخلافة. لـ 99 سنة، غابت الخلافة وغاب الخليفة، الذي ستبايعه جيوش المسلمين على الحكم بالكتاب والسنة ونشر الإسلام في جميع أنحاء العالم، تطبيقا لأمر الله تعالى: ﴿وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لاَ تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ لِلّهِ فَإِنِ انتَهَواْ فَلاَ عُدْوَانَ إِلاَّ عَلَى الظَّالِمِينَ﴾. ويقول رسول الله e: «أُمِرْتُ أَنْ أُقَاتِلَ النَّاسَ حَتَّى يَشْهَدُوا أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّداً رَسُولُ اللَّهِ وَيُقِيمُوا الصَّلَاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ فَإِذَا فَعَلُوا ذَلِكَ عَصَمُوا مِنِّي دِمَاءَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ إِلَّا بِحَقِّ الْإِسْلَامِ وَحِسَابُهُمْ عَلَى اللَّهِ» رواه البخاري ومسلم


إن أصحاب السلطة في آسيا الوسطى، كما في أي مكان آخر في جميع البلاد الإسلامية، يستخدمون جيوش المسلمين في ألعابهم القذرة، ويدسونهم في المنتصف، يأمرونهم بقمع الثورات الشعبية، وبحماية الأنظمة الطاغوتية. وقد ظهر هذا واقعا بعد خيانات كثيرة تعرضت لها الأمة الإسلامية! كما حدث مع هجوم الكفار المستعمرين على العراق وأفغانستان وقمع الثورة في مصر وليبيا وسوريا والعديد من البلاد الإسلامية الأخرى!


يا جيوش المسلمين في آسيا الوسطى! دافعوا عن الإسلام والمسلمين! كفى للتدريبات التي يتفاخر بها فيكم الحكام الفاسدون، دمى الكفار المستعمرين! أنتم مسلمون! ارفضوا طاعة الطاغوت! ادعموا دعوة حزب التحرير لإقامة دولة الخلافة الثانية على منهاج النبوة! كونوا الأنصار! كونوا مجاهدين شجعان كالسلف الصالح الذين نشروا الإسلام في جميع أنحاء العالم! والله معيننا!

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
إلدر خمزين
عضو المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

#أقيموا_الخلافة
#ReturnTheKhilafah
#YenidenHilafet

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı