يا أهل الجزائر: لا تبرحوا جبل الرماة!!
يا أهل الجزائر: لا تبرحوا جبل الرماة!!

رغم إعلان الرئيس الجزائري عبد العزيز بوتفليقة انسحابه من السباق الرئاسي بعد نجاح الشعب الجزائري في قطع طريقه للترشح لولاية خامسة، إلا أن المظاهرات والاحتجاجات ما زالت مدويّة بقوة في الشارع الجزائري ولا زالت أصوات المطالبين والمحتجين تعلو "سوف نتظاهر بإصرار أكبر لإسقاط النظام، لإسقاط هذه المافيا".

0:00 0:00
Speed:
March 15, 2019

يا أهل الجزائر: لا تبرحوا جبل الرماة!!

يا أهل الجزائر: لا تبرحوا جبل الرماة!!

الخبر:

رغم إعلان الرئيس الجزائري عبد العزيز بوتفليقة انسحابه من السباق الرئاسي بعد نجاح الشعب الجزائري في قطع طريقه للترشح لولاية خامسة، إلا أن المظاهرات والاحتجاجات ما زالت مدويّة بقوة في الشارع الجزائري ولا زالت أصوات المطالبين والمحتجين تعلو "سوف نتظاهر بإصرار أكبر لإسقاط النظام، لإسقاط هذه المافيا".

التعليق:

هذه الثورة في الجزائر هي من نوع خاص، ونحن لا نتنبّأ نجاحها أو إخفاقها، لكننا بهذا التحرّك الكبير والمدوّي نثبت من جديد للشرق والغرب بحكوماتهم وأسلحتهم وعدّتهم وعتادهم ومعهم أذنابهم التبّع من حكّام خونة أن أمّة الإسلام حيّة لا تموت وإرادتها في التغيير وقلع هذه الأنظمة مستمرّة ومتغلغلة.. قد تأخذ أساليب وأشكالا وأزمنة وحتى طرقا مختلفة لكن أبدا لن تهدأ بعد الآن!

فرغم تجارب الثورات في تونس وليبيا ومصر والجزائر وسوريا والسودان، ورغم الإخفاق والفشل والقتل والترويع والترهيب، رغم التشريد والتجويع، رغم الإعدام والاعتقال والاعتداء على الأعراض والحرمات، رغم الديكتاتوريات التي عادت تبطش أكثر من قبل، رغم الاقتصاد المنهار والجريمة المتفشية والقضاء الفاسد وخراب الصحة والتعليم ومصالح الناس التي ضاعت وحقوقهم التي أهدرت، رغم حرق الشباب أنفسهم أحياءً أو حرق الحدود في قوارب الموت، رغم حجم القهر والظلم الذي جاوز مداه،... إلاّ أن الأمة لا تهاب كلّ هذا البطش والإخفاق، وما زالت تتمرّد على أنظمتها وحكامها وما زالت تأمل في التغيير والإصلاح وإن فشل الآخرون!! وقد خرج الكثير من المطبّلين للأنظمة العلمانية الفاسدة ينشرون بين الناس الضعف والهوان ويلومونهم على الخروج على الحكام معلّلين ذلك بالحالة المأساوية التي وصلت إليها شعوب الثورات حتى وصل بهم الحدّ أن أشاعوا بين الناس: وماذا لو صبرتم على مبارك وبن علي والقذافي، كنتم كفيتم شرّ السيسي والسبسي وحفتر، ماذا لو رضيتم ببشّار، كنتم كفيتم شرّ إراقة الأرواح والأنفس والثمرات؟!!

بمثل هذا العنوان الحاقد "نحكمكم أو نقتلكم" ظنّ الكثير من الخائنين أنهم سينشرون في هذه الأمة تثبيطا ويأسا وجمودا، لكن ثورة الجزائر هدمت نسيج العنكبوت الذي يلتفّ حول الأمة، وأعادت الحماسة من جديد بين أبنائها وأطالت في نفس الثائرين وهذه هي ميزة هذه الثورة!

أنها كانت شاهدة على جيرانها وجبروت حكامهم، وشاهدة على تآمر أمريكا وبريطانيا وروسيا وفرنسا والأمم المتحدة ودويلات الخليج وتركيا وإيران وبلدان العرب والعجم، لكنها لم تقنط ولم تخف من أن يكون مصيرها هو مصير من قبلها، فكل الحكّام مستعدّون لقتل شعوبهم بلا رحمة لكنّ هذه الأمة ما زالت مستعدّة أن تقاوم حتى يأتي الله بأمره.

ولكن، يا أهل الجزائر!

إن أولى الثمار تكون طيّبة زكيّة، لكن احذروا السمّ مع الدسم وإياكم والوقوع في فخ "المرحلة الانتقالية واللحظة الحاسمة"! فكما أنكم تعلّمتم الدرس ممّن قبلكم، فإنّ أعداءكم تعلّموا الدرس كذلك، فلا تدعوا السًبق لهم! سيجعلونكم تشعرون أنكم انتصرتم وحققتم غاياتكم وستتلذّذون نشوة الانتصار، سيخرج منكم من مخبئه من ينادي بالنضال والمقاومة ويتزعّم البطولات، سيتنحّى الرئيس ومعه وزراء كثيرون، وتفرّ العصابات وتستقيل الكوادر، وها هو إيمانويل ماكرون يرحب بقرار بوتفليقة، ويدعو إلى "مرحلة انتقالية بمهلة معقولة"! وها هو رئيس الأركان الجزائري نائب وزير الدفاع يتودّد لأهل الجزائر ويحيّي موقفهم العظيم بعد عشرين عاما من الظلم والبطش!

يا أهل الجزائر،

لا تبرحوا جبل الرماة، ولكم في "يوم أحد" عبرة!

لا تظنّوها ولّت وانتهت بانسحاب بوتفليقة، فهذه الدمى المتحركة يُصنَع منها الكثير، بلحية أو ببدلة، فلا تولّوهم الأدبار!

قفوا أماكنكم وسدّوا ثغراتكم ولا تطلبوها مدنيّة أو ديمقراطية ولا علمانيّة!

لقد أمضيتم مع الاستعمار الفرنسي مائة وثلاثين عاما، قدّمتم الأرواح والأبناء وخُضّبت أراضيكم بدماء الشهداء، ومرّت عليكم عقودٌ عجاف إلى أن آل بكم الحال أن يتولّى أمركم حاكم ميّت، واليوم وقد وصلتم إلى مرحلة حاسمة التحم فيها الجيش مع الشعب، أتمّوها بالإسلام!

خرجتم رافضين العهدة الخامسة والرابعة، فاخرجوا طالبين عهدا مع الله ورسوله بأن تحكموا بالإسلام وتعلنوها خلافة راشدة على منهاج النبوة فتنالوا خير الدنيا والآخرة!

أمتكم جاهزة لأن تنتفض على أنظمة الاستعمار كافة ومستعدّة بأن تضحّي بالدماء والأموال والأنفس والثمرات، هي ترقب فقط من يأخذ المبادرة ويخطو خطوته الأولى لقلب كفّة من الميزان، وستقلب هي الباقي فكونوا على ثقة بربكم وحسن الظنّ بأمتكم!

﴿حَتَّى إِذَا اسْتَيْأَسَ الرُّسُلُ وَظَنُّواْ أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُواْ جَاءهُمْ نَصْرُنَا فَنُجِّيَ مَن نَّشَاء وَلاَ يُرَدُّ بَأْسُنَا عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ﴾ [يوسف: 110]

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

نسرين بوظافري

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı