طالبان تطلب مساعدة العلمانيين!
طالبان تطلب مساعدة العلمانيين!

الخبر: في 12 آب/أغسطس، ذكرت إذاعة ليبرتي نقلاً عن وزارة الخارجية الأوزبيكية: "في 8 آب/أغسطس، عقد اجتماع في وزارة الخارجية الأوزبيكية مع ممثلي المكتب السياسي لحركة طالبان في الدوحة، برئاسة زعيمها الملا بارودار أخوند.

0:00 0:00
Speed:
September 27, 2019

طالبان تطلب مساعدة العلمانيين!

طالبان تطلب مساعدة العلمانيين!
(مترجم)


الخبر:


في 12 آب/أغسطس، ذكرت إذاعة ليبرتي نقلاً عن وزارة الخارجية الأوزبيكية: "في 8 آب/أغسطس، عقد اجتماع في وزارة الخارجية الأوزبيكية مع ممثلي المكتب السياسي لحركة طالبان في الدوحة، برئاسة زعيمها الملا بارودار أخوند.


أعرب الملا بارودار عن خالص امتنانه لقيادة أوزبيكستان لاهتمامها المستمر بأفغانستان وأكد أنه بفضل الجهود التي بذلتها أوزبيكستان، أصبحت المشكلة الأفغانية مرة أخرى في مركز اهتمام المجتمع العالمي. وأيد رئيس المكتب السياسي لحركة طالبان الاقتراح الداعي إلى عقد الجولة المقبلة من الحوار بين الأفغان في مدينة سمرقند".


التعليق:


خلال العقدين الأخيرين، واجه مسلمو أفغانستان تجربة حرب جديدة، نتيجة هجوم الولايات المتحدة وأتباعها من حكام المسلمين الفاسدين في المنطقة. على الرغم من الإعلان عن انتهاء الحرب وبدء مفاوضات السلام، سواء من جانب الكفار المستعمرين وممثلي المجاهدين في مواجهة طالبان، فإن الناس ما زالوا يعانون من عواقب الحرب، وهم في حيرة من اليأس من محنتهم.


فمن ناحية، لم يستطع المستعمرون كسر روح مجاهدي أفغانستان ولا يمكنهم إجبار المسلمين على التخلي عن دينهم. ومن ناحية أخرى، كان المستعمرون قادرين على إرساء حكمهم في السلطة على أساس العلمانية، لتنفير سيادة الشريعة في حياة المسلمين، وأخيراً، جلب مجاهدي طالبان إلى مفاوضات السلام بفكرة التعايش السلمي مع المستعمرين الكافرين.


يفسر هذا الوضع بحقيقة أن مسلمي أفغانستان قد حدوا من فهمهم للإسلام في إطار الأخلاق والغذاء والملابس وبعض قضايا النظام الاجتماعي والاقتصادي. ونسوا أن الإسلام ليس مجرد دين، بل هو نظام لحياة المجتمع والدولة، وحقيقة أن الإسلام تمثله دولة إسلامية يقودها خليفة، كما كان لأكثر من 13 قرناً. المسلمون، ليس فقط في أفغانستان، ولكن في العالم بأسره، يعيشون وفقاً لقوانين فصل الدين عن الحياة، تاركين حل المشكلات في مجالات السياسة والحكومة والنظام الاقتصادي والاجتماعي والتعليم وغيرها في أيدي المستعمرين الكافرين والحكام الفاسدين.


لذلك، نرى كيف سمح مسلمو أفغانستان للحكومة العلمانية العميلة التي تخدم مصالح الولايات المتحدة، بتشكيلها من المستعمرين الكافرين. نلاحظ الموقف نفسه مع مسلمي أوزبيكستان، حيث كان الناس، منذ زمن بعيد، كونهم مسلمين، اليوم هم راضون عن طقوس العبادة والأخلاق والطعام والملابس، وإعطاء زمام الحكم للطاغوت.


يشير اجتماع ممثلي طالبان مع وزارة خارجية أوزبيكستان إلى عدم فهم مجاهدي طالبان للجوهر الحقيقي للوضع في المنطقة والعالم ككل. أي نوع من الحوار بين مجاهدي طالبان مع وزارة الخارجية الأوزبيكية يمكن أن نتحدث عنه؟ هل نسي مجاهدو طالبان أن النظام الشيوعي الملحد في الاتحاد السوفيتي هاجم أفغانستان عبر أوزبيكستان؟! هل نسي مجاهدو طالبان أن الولايات المتحدة هاجمت أفغانستان عبر أوزبيكستان؟! ألا يستطيع مجاهدو طالبان أن يروا أن طاغية أوزبيكستان يشن صراعا مفتوحا ضد الإسلام والمسلمين، ليس في أفغانستان فحسب، بل في أوزبيكستان نفسها أيضا؟!


إن السلطة العلمانية لأوزبيكستان، مثلها مثل السلطة العلمانية لأفغانستان تابعة. لفهم ذلك، تحتاج إلى رؤية تغطي العالم بأسره، ومن ثم سنرى ما هي المواقف والأوضاع التي تحتلها كل دولة. إذا نظرنا إلى الساحة السياسية في العالم اليوم، فسنرى أن الولايات المتحدة تقود العالم، تليها بريطانيا العظمى وفرنسا وألمانيا. هناك أيضا الصين وروسيا والعديد من الدول المستقلة الأخرى. وجميع البلدان الأخرى تدور في فلك الدول الرائدة أو تابعة لها بالكامل.


تم إنشاء حكومة أفغانستان العلمانية من المستعمر الأمريكي. ونظام الطاغية الأوزبيكي تابع لروسيا ويعتمد عليها. لا أحد منهم يتبع سياسة مستقلة، لكنه يتبع مسؤوليه - الكفار المستعمرين. ثم ما الذي يمكن أن نتحدث فيه مع عبيد المستعمرين الكافرين؟!
اليوم على المسرح العالمي، لا نرى دولة واحدة رفعت راية الإسلام وتحملها إلى العالم أجمع، كما فعل نبينا الحبيب e وصحابته والخلفاء، حتى هدم الخلافة في عام 1924.


من أجل رفع راية الإسلام وإحضارها إلى العالم، يحتاج المسلمون إلى النظر إلى العالم من وجهة نظر معينة، على أساس العقيدة الإسلامية: «أُمِرْتُ أَنْ أُقَاتِلَ النَّاسَ حَتَّى يَقُولُوا لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ فَمَنْ قَالَ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ فَقَدْ عَصَمَ مِنِّي مَالَهُ وَنَفْسَهُ إِلَّا بِحَقِّهِ» (صحيح مسلم).


لحل مشكلة مسلمي أفغانستان، يجب على مجاهدي طالبان طلب مشورة ومساعدة الحزب السياسي الإسلامي حزب التحرير، الذي يعمل على إقامة دولة الخلافة الراشدة، وليس للحكومات العلمانية العميلة التي تخدم المستعمرين الكافرين! قام حزب التحرير بتطوير برنامج لحياة المجتمع والدولة على أساس القرآن والسنة ويتبع طريقة النبي محمد e في تحقيق هدفه. اتركوا الحكومات العلمانية في أوزبيكستان أو أفغانستان التي تخدم المستعمرين الكافرين. وانضموا إلى عمل حزب التحرير في إقامة دولة الخلافة الراشدة الثانية على منهاج النبوة، عسى أن يوفقنا الله! قال الله تعالى في كتابه الكريم: ﴿وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْراً أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَن يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالاً مُّبِيناً﴾.


كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
إلدر خمزين
عضو المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı