صراخ كشمير يصمّ آذان العالم الإسلامي! (مترجم)
صراخ كشمير يصمّ آذان العالم الإسلامي! (مترجم)

الخبر:   قامت الهند بإرسال 125000 جندي آخر إلى كشمير لينضموا إلى الـ 500000 الآخرين الموجودين سابقا. وفي الوقت الذي أعادت فيه المدارس فتح أبوابها إلا أن معظم الصفوف لا تزال خاوية حيث يؤثر الآباء إبقاء أبنائهم عندهم في منازلهم. حيث يقول الأهل إنهم سيبقون أبناءهم في المنازل إلى أن تتم استعادة شبكات الهاتف الخليوي حتى يتمكنوا من التواصل مع أبنائهم. وقد قامت القوات العسكرية باعتقال أطفال صغار خلال الأسبوعين المنصرمين كما أصيب عدد من الأطفال خلال المواجهات. وحسب ما ورد عن بنغلادش، فإن حصار الهند لكشمير ما هو إلا "مسألة داخلية". ...

0:00 0:00
Speed:
August 29, 2019

صراخ كشمير يصمّ آذان العالم الإسلامي! (مترجم)

صراخ كشمير يصمّ آذان العالم الإسلامي!

(مترجم)

الخبر:

قامت الهند بإرسال 125000 جندي آخر إلى كشمير لينضموا إلى الـ 500000 الآخرين الموجودين سابقا. وفي الوقت الذي أعادت فيه المدارس فتح أبوابها إلا أن معظم الصفوف لا تزال خاوية حيث يؤثر الآباء إبقاء أبنائهم عندهم في منازلهم. حيث يقول الأهل إنهم سيبقون أبناءهم في المنازل إلى أن تتم استعادة شبكات الهاتف الخليوي حتى يتمكنوا من التواصل مع أبنائهم. وقد قامت القوات العسكرية باعتقال أطفال صغار خلال الأسبوعين المنصرمين كما أصيب عدد من الأطفال خلال المواجهات. وحسب ما ورد عن بنغلادش، فإن حصار الهند لكشمير ما هو إلا "مسألة داخلية". (إنديان إكسبرس) وكالعادة، فإن وزارة الخارجية التركية قامت بدعوة الأمم المتحدة إلى لعب "دور أكثر فاعلية" وتكلمت بصوت سيدتها، أمريكا "يجب حل الخلاف باستخدام أساليب قانونية وباستخدام الحوار" ودعت إلى التهدئة وإلى "تجنب خطوات أحادية الجانب" التي من شأنها أن تزيد من التوتر. وقامت أقوى جارات كشمير، باكستان، بشكر تركيا على هذا التصريح الوهن وقررت أن ترفع قضية الخلاف في كشمير إلى محكمة العدل الدولية، مرتكزة بذلك على ادعاءات انتهاكات حقوق الإنسان التي اقترفتها الهند وليس على غزو الهند لكشمير!!! أما رأي محكمة العدل الدولية فلا يلعب دورا عدا عن كونه استشاريا في طبيعته وغير ملزم للأطراف المهتمة. (وكالات)

التعليق:

هذا يعني أنه يوجد حاليا 625000 جندي عسكري بكامل عتادهم وتجهيزاتهم لمواجهة ما يقارب الـ25.1 مليون مدني. وللتوضيح أكثر: في هذه اللحظة يوجد جندي عسكري واحد بكامل عتاده وتجهيزاته ضد 20 مدنيا ضعيفا أعزل في كشمير (في جامو كشمير حسب خريطة المستعمر البريطاني). وإذا افترضنا أن معدل ما يقارب الـ70% من السكان هم من المسلمين، إذا فهناك جندي كافر مسلح واحد ضد 14 مدنيا مسلما ضعيفا أعزل. وإذا حسبنا وبشكل ساذج أن ثلث السكان المسلمين هم من الذكور البالغين القادرين على المقاومة، وأن الثلثين الباقين هم من النساء والأطفال، فهذا يعني وجود جندي مسلح واحد ضد حوالي 4 رجال مسلمين بالغين. باختصار؛ فإن رئيس الوزراء الهندي لا يبعد سوى قيد أنملة من هدفه بجعل كشمير فقط للهندوس وإفراغها من المسلمين.

فرجاء اسمحوا لأنفسكم بتحمل عناء تخيل مثل هذه الصورة! ومن دون شك، فالله أكبر وأعظم. فالله سبحانه قادر على قلب حسابات الإنسان رأسا على عقب. وقد شهدنا ذلك في فلسطين والعراق وأفغانستان وخصوصا في حالة سوريا اليائسة، وفي كل البلاد الإسلامية. فالله سبحانه يريد منا نحن المسلمين، من كل واحد منا، أن نتصرف... فما التذكرة من قضية كشمير؟

كشمير هي صورة لاستضعاف المسلمين. هي صورة لكيف أن أمم الكفر تلتهم الأمة الإسلامية! كشمير هي الدليل كيف أن الأمة الإسلامية تقدَّم على طبق للكفار بعد تقطيعها إلى شرائح وسحقها كالخبز. فالبلاد الإسلامية اليوم تحولت إلى مائدة لأمم الكفر. في الوقت الذي يخدم فيه حكامنا كنوادل لدول الاستعمار بهدف تأمين إمكانيتهم من التناول من هذه المائدة بحرية. إضافة إلى ذلك، فهم فخورون بسذاجتهم، وبمبادراتهم الخاوية، وبكلماتهم، وبأفعالهم وباستنكاراتهم، حيث يهنئون ويحيّون بعضهم بعضا على ذلك. فبدلا من أن يحرّكوا جنودهم بقلوب عامرة بالإيمان ضد الجنود المسلحين والعسكريين، يقومون باستجداء المساعدة من الأمم المتحدة، ومن محكمة العدل الدولية، ومن أمريكا ورئيسها، ألد أعداء المسلمين. ففي الوقت الذي يعلم فيه العالم بأكمله أن هذه المنظمات تخدم دول الاستعمار، فإن حكامنا يلجؤون إليهم... هذا وحده دليل كاف لمدى جرأتهم في إهانة عقول وقلوب المسلمين.

فكشمير هي فاتورة بقائنا صامتين وعدم وقوفنا في وجه حكام المسلمين... ونتيجة لذلك، فمن المتوقع أن تصبح كشمير أول أغلى ثمن ندفعه لعدم وقوفنا في وجه أنظمة الكفر واضطهاداتهم. ثمنا لذلك تمكنت القوات الهندية الكافرة من الوقوف على أبواب بيوتنا في كشمير، قادرين على طرد السكان بأكملهم بضربة واحدة، وقادرين على خطف الآباء والأزواج وحتى الأطفال الصغار خلال اجتياحات منتصف الليل، وقادرين على الوصول بأيديهم القذرة إلى نسائنا وفتياتنا. فاحتلال كشمير كابوس مروّع عليه أن ينير عقولنا! وبهدف إنهاء هذا الكابوس، علينا أن نستيقظ من الغيبوبة التي نحن فيها بأن نتخلص من حكامنا العملاء، الذين يخدمون المستعمر الكافر، وأن نستبدل بهم القائد الحق الذي لا يخدم سوى دين الله سبحانه! وهذه قضية مصيرية ألقى بها الله سبحانه على أعناقنا!

فصرخة كشمير صرخة تصم آذان المسلمين أينما كانوا! أين أنت يا معتصم؟ أين أنت يا خليفة؟ اخلعوا الأنظمة الغربية وحكامنا العملاء الخونة الذين قسّموا بلادنا وأمتنا، بحدود عنصرية مُختلقة! وبدل ذلك، أقيموا الخلافة الراشدة على منهاج النبوة التي تطبق نظام الله سبحانه والتي توحد جيوشنا التي لا تقهر لتنقذ كشمير، والبلاد الإسلامية بأكملها، والبشرية بأكملها! فبدون شك، فإن الكفر واضطهاده سيهلك ويختفي حينما تقوم الخلافة بإذن الله!

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

زهرة مالك

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı