سفراء العجوز الماكرة تحت الاستدعاء في إيران والسودان!!
سفراء العجوز الماكرة تحت الاستدعاء في إيران والسودان!!

الخبر: 1. إيران تستدعي السفير البريطاني على خلفيه اتهام لندن طهران باستهداف ناقلتي النفط في بحر عمان. (قناة الحدث) 2. المجلس العسكري الانتقالي في السودان يستدعي السفير البريطاني على خلفية خطابه الأخير. (قناة الحدث). 3. المجلس العسكري الانتقالي في السودان يستدعي السفير البريطاني احتجاجاً على تصرفاته بشأن التطورات السياسية في البلاد حيث قال: "لا مبرر لمثل هذا الهجوم (فض الاعتصام) يجب أن يتوقف الآن". (قناة الغد 2019/6/12م)

0:00 0:00
Speed:
July 02, 2019

سفراء العجوز الماكرة تحت الاستدعاء في إيران والسودان!!

سفراء العجوز الماكرة تحت الاستدعاء في إيران والسودان!!

الخبر:

1. إيران تستدعي السفير البريطاني على خلفيه اتهام لندن طهران باستهداف ناقلتي النفط في بحر عمان. (قناة الحدث)

2. المجلس العسكري الانتقالي في السودان يستدعي السفير البريطاني على خلفية خطابه الأخير. (قناة الحدث).

3. المجلس العسكري الانتقالي في السودان يستدعي السفير البريطاني احتجاجاً على تصرفاته بشأن التطورات السياسية في البلاد حيث قال: "لا مبرر لمثل هذا الهجوم (فض الاعتصام) يجب أن يتوقف الآن". (قناة الغد 2019/6/12م)

التعليق:

بدايةً لقد بات واضحاً ومألوفاً عند جماهير الناس أن التهديدات والصرخات التي تُضج بها الأسماع بين أمريكا وإيران؛ ما هي إلا أقوال خالية من الأفعال... عنوان قصتها "التهديداتُ لإيران والثَّمَن يُدفَع ابتزازاً من نفط الجيران"!!

نعم؛ هذه هي حقيقة دبلوماسية خُطة "التمدد والابتزاز" التي رسَمَتها أمريكا منذ وصول عملائها في إيران بعد ثورة الخميني 1979م، فقد رسموا لإيران دوراً خبيثاً في خدمة السياسة الخارجية الأمريكية في منطقة الشرق الأوسط، وأعلن حكام إيران شعارهم الأجوف "أمريكا الشيطان الأكبر" لخداع البسطاء من الناس.

لكن بريطانيا التي تتسم دبلوماسيتها بطابع الدهاء والمكر والنفَس الطويل، والتي لها جذورها الاستعمارية الغائرة في الشرق الأوسط، تأبى إلا أن تكشف حقيقة الخطة المرسومة بين أمريكا وإيران والتي تتمدد على حساب نفوذها القديم في الشرق الأوسط، فعندما أظهرت بريطانيا صراحتها في الآونة الأخيرة باتهام إيران أنها وراء تفجير السفن في الفجيرة وخليج عمان، وكأنها أرادت بذلك أن تقول لدول الخليج وخاصة السعودية التي تستظل اليوم تحت رحمة أمريكا، وتستجير بنارها من رمضاء إيران أنه: لو كانت أمريكا صادقة فيما تدعي أنها حامي الحمى لدول الخليج، فها نحن قد أخبرناها صراحةً أن إيران هي من تقف وراء تفجيرات الفجيرة وتخريب السفن في خليج عُمان حيث تكون مصالح دول الخليج، فماذا عسى الأمريكان أن يفعلوا بإيران إن كانوا صادقين؟!

وقد أفزع إيران هذا التصريح البريطاني الخطير وقامت باستدعاء السفير البريطاني في طهران، في الوقت الذي أبكمت أمريكا تعليقها على البيان البريطاني الذي كان من المفترض أن يُلهب فيها حماس الحرب على إيران خاصة بعد نهيقها المزعج الذي طال أمده بالتهديدات لإيران!!

فهل بعد هذا تعجب أن يكون السفير البريطاني في إيران تحت الاستدعاء؟! فما أجهل الأتباع من الناس حين تعمى الأبصار، يلدغها الأعداء ألف لدغة دون أن تشعر!

وهذه السيناريوهات نفسها، تجري في السودان، حيث تسعى بريطانيا إلى فضح المجلس العسكري الانتقالي العميل لأمريكا بأن انقلابه على البشير هو كذبة للالتفاف على ثورة أهل السودان. وتريد أن تستغل الثورة لتعيد رجالها إلى سدة الحكم في السودان بعد خسارتها السودان وقبلها مصر وبعدها سوريا وإيران والعراق ومملكة آل سعود، وإضافة إلى ذلك نفوذها في اليمن وليبيا يهتز بسبب أمريكا وعملائها.

إن تصريح السفير البريطاني أفزع قادة المجلس العسكري الانتقالي، فقاموا باستدعاء السفير البريطاني على خلفية خطابه الأخير الذي يكشف عن سوءاتهم؛ بينما تظل أمريكا - التي تدعي الإنسانية والمدنية - تُطبق أضراسها ضرساً على ضرس دون إنكار ما صنعه المجلس العسكري بالمتظاهرين في فض الاعتصام الذي شهد تنكيلا وقتلا وتعذيبا وسجونا. وردود الأفعال هذه تكشف عمالة المجلس العسكري لأمريكا.

إنَّ في هذا كله لدلالة واضحه أن ما يجري في بلاد المسلمين ما هو إلا مظهر من مظاهر الصراع الدولي بين قطبي الاستعمار القديم والجديد - أوروبا وأمريكا - عن طريق عملائهم من أبناء جلدتنا، وبالتالي لا يُرجى من هؤلاء العملاء خيرٌ.

واعلموا معشر المسلمين أنه لن ينهي ويبطل مكر بريطانيا وهمجية أمريكا بحق المسلمين إلا دولة الخلافة الراشدة.

إنَّ الخير كل الخير في خير أُمَّة أخرجت للناس هو أن تطرد عنها دول الكفر وسماسرتهم من الحكام الخونة الذين يأتمرون بأمر تلك الدول وينتهون بنهيها!! والعمل لإقامة دولة الخلافة على منهاج النبوة مع حزب التحرير الذي أثبتت الأيام والمواقف وعيه وثباته وصلابة القائد الرائد الذي لا يكذب أهله، فيا أهل القوة والمنعة والنصرة في الجيوش: ندعوكم لنصرة الحزب ففيه خير الدنيا والآخرة.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

الأستاذ رمزي راجح – ولاية اليمن

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı