رسالة مؤتمر حزب الشعب الجمهوري في سوريا (مترجم)
رسالة مؤتمر حزب الشعب الجمهوري في سوريا (مترجم)

الخبر:   تم نشر الإعلان الختامي لـ"مؤتمر سوريا الدولي" الذي عقده حزب الشعب الجمهوري. (https://tr.sputniknews.com)

0:00 0:00
Speed:
October 06, 2019

رسالة مؤتمر حزب الشعب الجمهوري في سوريا (مترجم)

رسالة مؤتمر حزب الشعب الجمهوري في سوريا

(مترجم)

الخبر:

تم نشر الإعلان الختامي لـ"مؤتمر سوريا الدولي" الذي عقده حزب الشعب الجمهوري. (https://tr.sputniknews.com)

التعليق:

في الإعلان، أكد حزب الشعب الجمهوري بشكل خاص على غموض التغيير الحاصل في سياسة تركيا تجاه سوريا. يوضح هذا التأكيد بأن حزب الشعب الجمهوري يريد أن يكون نشطاً في السياسة الخارجية. عن طريق ذكر الغموض في سياسة تركيا تجاه سوريا، يهدف حزب الشعب الجمهوري إلى كسب المزيد من الاهتمام ولفت النظر لعرض الحلول الخاصة به. إلى جانب ذلك، فمع هذا المؤتمر، وللمرة الأولى، يحاول حزب الشعب الجمهوري أن يقول شيئاً ما في المنطقة الدولية حول القضية السورية، والأشياء التي يقولها تسهل عمل حكومة حزب العدالة والتنمية، التي تريد أن تجري الأمور ضمن المخططات الأمريكية. بالنسبة لحزب العدالة والتنمية، تستخدم حكومة حزب العدالة والتنمية الحملات المناهضة للاجئين التي يقوم بها الكماليون العلمانيون والقوميون الجدد من أجل تحقيق هدفها الخاص المتمثل في إعادة أكثر من 3 ملايين لاجئ سوري. من ناحية، كما تقول، ستستمر بطبيعة الحال في مناصرتها للمهاجرين، ومن ناحية أخرى، ستستفيد من العداء الموجه للاجئين في تركيا، الصادر عن العلمانيين والقوميين الجدد، وذلك من أجل إعادة المهاجرين إلى بلادهم. علاوة على ذلك، ومن أجل ضمان خضوع السوريين وبخاصة إدلب لسيطرة النظام، تفتح الحكومة الأبواب لعروض حل المعارضة، وتتطلع إلى رأي عام جديد من أجل إحياء العلاقات بين تركيا والنظام السوري. السبب الذي لأجله أقول هذا هو أنه على المدى المتوسط، تبحث الحكومة وأردوغان عن حلول لمسألتين تتعلقان بسوريا:

الأولى؛ إعادة المهاجرين السوريين الذين يقيمون كلاجئين في تركيا. والثانية؛ تلبية مطالب أمريكا وروسيا فيما يتعلق بإدلب من أجل تسليم آخر منطقة مقاومة للنظام. يحتاج حزب العدالة والتنمية إلى حزب الشعب الجمهوري والقوميين الجدد لتشكيل هذا الرأي العام، لأنه لا يريد الإساءة إلى المسلمين للحساسية الإسلامية العالية ومشاعر الأخوة، ولا يريد أن يتناقض مع سياسات "الأمة" العظيمة السابقة (العواطف المدعاة تجاه صحوة الأمة). في الواقع، هذا يدل بوضوح على أن سياسات حكومة حزب العدالة والتنمية ليست في صف الإسلام ولا في صف المسلمين.

في الإعلان الختامي الصادر عن مؤتمر سوريا، صرح حزب الشعب الجمهوري: "يسرنا أن نلاحظ أن الغالبية العظمى من الجهات الفاعلة السياسية في المنطقة وخارج المنطقة تسعى لإنهاء الأزمة في سوريا بطرق سلمية". تؤكد هذه التصريحات أيضاً أنه لا أوروبا ولا أي طرف آخر لديه أية خطط، خارج سياق الحل السياسي الأمريكي. وبقوله "الجهات الفاعلة الإقليمية" فإن حزب الشعب الجمهوري يقصد بذلك؛ روسيا وإيران والسعودية ودول الخليج والنظام السوري. وبقوله "الجهات الفاعلة خارج المنطقة" فإنه يقصد؛ أمريكا وأوروبا. وهذا يدل على أن جميع القوى الاستعمارية الغربية والمتعاونين الإقليميين متفقون على القضية السورية. أما من هو الطرف الذي وضعوه في دائرة الهدف ويرون أنه يشكل تهديدا في سوريا؟ فهم المسلمون والمجموعات الثورية المخلصة الذين يريدون إسقاط النظام السوري.

كان الاجتماع الرسمي المنعقد بين تركيا وسوريا نقطة أخرى أكد عليها حزب الشعب الجمهوري في مؤتمره السوري... في الإعلان، جاء التصريح: "يمكن لتركيا ضمان سلامتها ضد التهديدات الملموسة القادمة من سوريا من خلال جعل الدبلوماسية متعددة الاتجاهات مع الحكومة السورية وجميع الجهات الشرعية الفاعلة التي تشكل المجتمع السوري". تهدف هذه التصريحات إلى تسهيل الطريق للقاء نظام الأسد من خلال إظهار تهديد حزب العمال الكردستاني/ قوات حماية الشعب الكردية في شمال سوريا لحكومة حزب العدالة والتنمية. تبحث الحكومة الآن عن قنوات جديدة للاتصال مع النظام، والذي سيكون على الطاولة في وضع الدستور السوري وفي بناء سوريا ديمقراطية جديدة. بخلاف ذلك، تجتمع تركيا مع النظام السوري من خلال جهاز المخابرات والقنوات السرية على أي حال.

باختصار، ما وصلنا إليه حتى اللحظة خلال 8 سنوات من السياسة تجاه سوريا، هو تمسك حكومة حزب العدالة والتنمية بسياسة ودعاية حزب الشعب الكمالي العلماني والفاشيين القوميين الجدد من أجل التواصل مع الديكتاتور المتوحش المجرم الذي قتل الشعب السوري، واضطهدهم، واغتصب النساء، وخنق أطفالهم ودفنهم أحياء. والآن أخبرني أنت، هل يمكن أن نسمي حزب العدالة والتنمية حزباً إسلامياً وحزبا أمويا؟

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمود كار

رئيس المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية تركيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı