نظام باجوا/ عمران يتذرّع بفرقة العمل المالية للعمل كمرتزقة  من أجل ضمان وجود دائم لأمريكا في أفغانستان
نظام باجوا/ عمران يتذرّع بفرقة العمل المالية للعمل كمرتزقة  من أجل ضمان وجود دائم لأمريكا في أفغانستان

الخبر:   أفادت وسائل الإعلام الدولية أنه من المرجح أن تلقي الولايات المتحدة بثقلها وراء باكستان في الجلسة العامة المقبلة لفرقة العمل المالية (FATF) في باريس، وأن تنقذها على الأقل من وضعها في "القائمة السوداء"، هذا إذا لم تتم إزالتها من "القائمة الرمادية"، حيث تعقد فرقة العمل المالي (FATF) جلستها العامة في باريس في 16 إلى 21 من شباط/فبراير 2020، ومن المحتمل أن تستعرض الفرقة التقدم الذي أحرزته باكستان في سد الثغرات في آليتها التشريعية والإدارية للتحقق من تدفق الأموال إلى المنظمات "الإرهابية". ...

0:00 0:00
Speed:
February 19, 2020

نظام باجوا/ عمران يتذرّع بفرقة العمل المالية للعمل كمرتزقة من أجل ضمان وجود دائم لأمريكا في أفغانستان

نظام باجوا/ عمران يتذرّع بفرقة العمل المالية للعمل كمرتزقة

من أجل ضمان وجود دائم لأمريكا في أفغانستان

الخبر:

أفادت وسائل الإعلام الدولية أنه من المرجح أن تلقي الولايات المتحدة بثقلها وراء باكستان في الجلسة العامة المقبلة لفرقة العمل المالية (FATF) في باريس، وأن تنقذها على الأقل من وضعها في "القائمة السوداء"، هذا إذا لم تتم إزالتها من "القائمة الرمادية"، حيث تعقد فرقة العمل المالي (FATF) جلستها العامة في باريس في 16 إلى 21 من شباط/فبراير 2020، ومن المحتمل أن تستعرض الفرقة التقدم الذي أحرزته باكستان في سد الثغرات في آليتها التشريعية والإدارية للتحقق من تدفق الأموال إلى المنظمات "الإرهابية".

التعليق:

دعمت أمريكا في عام 2018 خطوة فرقة العمل المالية لوضع باكستان في "القائمة الرمادية"، وهي رسمياً قائمة "بالدول ذات العيوب الاستراتيجية" في نظامها القانوني، وهي للتحقق من غسل الأموال وتمويل (الإرهاب). ولم يكن سراً أن استخدمت أمريكا الفرقة لضمان عمل باكستان كمرتزقة لجلب طالبان الأفغانية إلى طاولة المفاوضات. وتريد أمريكا من باكستان إجبار طالبان على قبول اتفاقية السلام التي وضعتها، والتي ستجعل من الانسحاب الجزئي للقوات الأمريكية وكأنه نهائي، رغم أنها في الواقع ستحتفظ بوجود عسكري كبير. ووفقاً لتقرير نشر في "مجلة التايم"، في 14 من شباط/فبراير 2020، فإن "الصفقة المبرمة تحتوي على مرفقات سرية. وقد أكد نائب أمريكي ومسؤولان أفغان أن قوة مكافحة الإرهاب طويلة الأجل سيبلغ عددها 8600 جندي أمريكي، بانخفاض عن العدد الحالي البالغ 13000 جندي، هو جزء من الصفقة".

لذلك، فإنّه على الرغم من أن المسلمين في أفغانستان وباكستان والمنطقة ككل يريدون انسحاباً أمريكياً كاملاً ومهيناً، فإن نظام باجوا/ عمران الخائن يعمل على تأمين الوجود الأمريكي البغيض. وبعد أن عمل وزير الخارجية، شاه محمود قريشي، بصفته مرتزقاً، قال في 24 من كانون الثاني/يناير 2020 إنه "ينبغي على باكستان، من حيث المبدأ، أن تُرفع من القائمة الرمادية".

لقد دأبت قيادات باكستان المتعاقبة على استخدام الأعذار للوفاء بمطالب أمريكا، وذلك على حساب مصالح الإسلام وباكستان وأهلها. ولم يكن من مصلحتنا أبداً دعم احتلال أفغانستان، وتفكيك نظام طالبان الصديق في كابول. ومع ذلك، قدّم نظام مشرف الدعم، مستخدما العذر القائل بأنه لو لم تدعم باكستان أمريكا، لطلبت واشنطن الدعم من الهند! ولم يكن من مصلحتنا أبداً إرسال قواتنا المسلحة إلى المناطق القبلية للقضاء على البنية التحتية التي تدعم الجهاد ضد أمريكا في أفغانستان. ومع ذلك، فإن نظام كياني/ زرداري فعل ذلك، مستخدماً العذر القائل بأنه إذا لم تستخدم باكستان قواتها للقضاء على البنية التحتية للمقاومة في منطقة القبائل، فإن أمريكا ستنتهك سيادتنا عبر عبور خط دوراند في مطاردة ساخنة. ولم يكن من مصلحتنا أبداً تفكيك المقاومة التي تعمل في كشمير، لأن قوات الاحتلال في الهند كانت تملك قبضة هشة وكان من الممكن طردها. ومع ذلك، فإن نظام راحيل/ نواز قد فعل ذلك، مستخدما العذر القائل بأن أي دعم مادي يعبر عن موقف (الإرهاب)، الذي لا يحبه المجتمع الدولي. وبالتالي، قام مودي بضم كشمير المحتلة بمقاومة أقل بكثير مما كان يتوقعه. والآن، فإنه ليس من مصلحتنا بالتأكيد إبرام صفقة يظل بموجبها آلاف الجنود الأمريكيين على مسافة قريبة من أصولنا النووية. ومع ذلك، يعمل نظام باجوا/ عمران على تأمين صفقة لأمريكا في أفغانستان، مستخدما عذر تخفيف معاناة باكستان الاقتصادية!

إن أمريكا هي العدو اللدود للإسلام والمسلمين، وشراكتها الاستراتيجية مع الدولة الهندوسية تؤكد ذلك. إن الخلافة على منهاج النبوة القائمة قريبا بإذن الله، ستتعامل مع أمريكا كعدو، وستطرد أمريكا من منطقتنا، وتجبرها على الهرب تجر أذيال الذل والهزيمة. قال الله سبحانه وتعالى: ﴿إِذْ يُوحِي رَبُّكَ إِلَى الْمَلَائِكَةِ أَنِّي مَعَكُمْ فَثَبِّتُوا الَّذِينَ آمَنُوا سَأُلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ فَاضْرِبُوا فَوْقَ الْأَعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

شاهزاد شيخ

نائب الناطق الرسمي لحزب التحرير في ولاية باكستان

#أفغانستان
Afghanistan#
Afganistan#

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı