نظام السودان المدعوم من أمريكا يحاول الاستمرار دون عمر البشير (مترجم)
نظام السودان المدعوم من أمريكا يحاول الاستمرار دون عمر البشير (مترجم)

الخبر:   وفقاً لمقال نشرته صحيفة نيويورك تايمز وشارك في تأليفه رئيس مكتبهم في القاهرة، الصحفي السابق لصحيفة الجارديان ديكلان والش، فإن الرئيس السوداني عمر حسن البشير مخلوع ولكن ليس نظامه. في الوقت الذي أعلن فيه الجيش السوداني في وقت الغداء يوم الخميس أنه أقال أخيراً الرئيس عمر حسن البشير، وانفجرت موجة قصيرة من الفرح خارج المقر العسكري في الخرطوم حيث تجمعت حشود ضخمة من المحتجين....

0:00 0:00
Speed:
April 15, 2019

نظام السودان المدعوم من أمريكا يحاول الاستمرار دون عمر البشير (مترجم)

نظام السودان المدعوم من أمريكا يحاول الاستمرار دون عمر البشير

(مترجم)

الخبر:

وفقاً لمقال نشرته صحيفة نيويورك تايمز وشارك في تأليفه رئيس مكتبهم في القاهرة، الصحفي السابق لصحيفة الجارديان ديكلان والش، فإن الرئيس السوداني عمر حسن البشير مخلوع ولكن ليس نظامه. في الوقت الذي أعلن فيه الجيش السوداني في وقت الغداء يوم الخميس أنه أقال أخيراً الرئيس عمر حسن البشير، وانفجرت موجة قصيرة من الفرح خارج المقر العسكري في الخرطوم حيث تجمعت حشود ضخمة من المحتجين.

ما يقرب من أربعة أشهر من الاحتجاج، وعشرات القتلى على أيدي قوات الأمن والهتافات التي لا نهاية لها من "الثورة!" قد وصل أخيرا إلى هذا: الإطاحة بالزعيم المحتقر الذي حكم بلادهم الشاسعة، التي ابتليت بالمجاعة والحرب، لمدة 30 سنة.

لكن الفرحة سرعان ما تلاشت عندما أدرك المحتجون من سيحل محل البشير. فالرجل البائس الذي قرأ الخطاب على شاشات التلفزيون هو عوض محمد أحمد بن عوف، وزير الدفاع وأحد المقربين من البشير. وكان الجنرال ابن عوف، مثله مثل البشير، قد اتُهم بارتكاب جرائم حرب في منطقة دارفور بغرب السودان.

لزم المحتجون الصمت عندما قال في خطابه إنه سيفرج عن السجناء السياسيين، ولكن هذا سيكون بفترة انتقالية مدتها سنتان يقودها مجلس عسكري، وتعليق للدستور السوداني، وحلّ الحكومة، وحظر التجول ابتداءً من الساعة 10 مساء.

واحتشد المحتجون في تلك الليلة وبانت موجة من الغضب جعلت المحتجين يرددون ويهتفون "لا نستبدل لصا بلص" وردد آخرون "لا نريد الشخص نفسه"، وفي غضون ساعات كان هناك تهكم على النظام يتداول عبر الإنترنت "لقد سقط النظام مرة، وبإمكانه أن يسقط مرة أخرى".


التعليق:

لم يتمكن عمر البشير من النجاة من هذه الأزمة الأخيرة في حكمه الذي دام 30 عاماً على السودان، حيث سقط بعد 9 أيام فقط من حاكم الجزائر الذي دام حكمه 20 عاماً، عبد العزيز بوتفليقة، الذي أُجبر على الاستقالة بعد احتجاجات جماهيرية في بلاده. لكن، في كلتا الحالتين، لا تزال أنظمتهم قائمة. في الجزائر، تم تعيين زميل مقرب من بوتفليقة، رئيس مجلس الشيوخ في البرلمان، عبد القادر بن صالح رئيساً مؤقتاً. وفي السودان من المعروف أن وزير الدفاع ابن عوف قريب من عمر البشير.

وكما يتضح من البيان الصادر عن المتحدث باسم وزارة الخارجية الأمريكية روبرت بالادينو، فإن أمريكا وباعتبارها الداعم الفعلي للنظام السوداني، وافقت ضمنياً على التغيير في السودان، حيث أكد البيان أن أمريكا تدعو "السلطات الانتقالية إلى ممارسة ضبط النفس وإتاحة الفرصة" للمشاركة المدنية داخل الحكومة.

وعلى الرغم من تحقيق "الاستقلال" من الحكم الاستعماري منذ عدة عقود، لا تزال البلاد الإسلامية تخضع لأنظمة الحكم التي تركها المستعمرون، برئاسة طبقة حاكمة عميلة تابعة ومملوكة للغرب سياسياً وفكرياً. مع تقدم النهضة الإسلامية داخل الأمة الإسلامية، قام هؤلاء الحكام على نحو متزايد بإخفاء سياساتهم الخائنة المؤيدة للغرب بخطابات إسلامية زائفة وقواعد شرعية مزيفة. فعمر البشير كان أستاذاً قديماً في الفن، عميلاً أمريكياً قوياً قام بتمويه انقلابه العسكري عام 1989 بواجهة إسلامية ولكن هناك الكثيرين مثله اليوم - سلطان بروناي يستخدم عقوباته الشبيهة بالشريعة كغطاء لاستمرار السيطرة البريطانية السرية على بروناي بثروتها النفطية الهائلة وقاعدتها العسكرية ذات موقع استراتيجي، وغيره كرئيس الوزراء الباكستاني عمران خان يستخدم صورة "طالبان خان" لبيع الجهاد في أفغانستان لأمريكا في مقابل الحصول على قروض وشروط صندوق النقد الدولي التي لن تؤدي إلا إلى زيادة تثقل كاهل الاقتصاد الباكستاني الغارق.

مع تزايد الوعي السياسي في الأمة، أصبح من الصعب على هؤلاء العملاء الاستمرار في خداع شعوبهم بالتزامهم الإسلام. ففي كل من الجزائر والسودان، تستمر الاحتجاجات الجماهيرية، حيث يرى هؤلاء المحتجون بوضوح أنه لم يتغير شيء حقاً، فكلا النظامين يحاولان ببساطة الاستمرار كما كانا في السابق. إن الوعي السياسي الحقيقي لا يعني فقط فهم الحقائق السياسية ولكن أيضاً تطبيق وجهة نظر الفرد في الحياة على هذه الحقائق. كمسلمين، فإن الوعي السياسي الحقيقي لا يعني فقط معرفة أن حكامنا هم عملاء غربيون ولكن أيضاً إدراك أن أصل مشاكلنا هو النظام السياسي الذي تركه المستعمرون في بلادنا ويستمرون في استغلالنا من أجل مصلحتهم الخاصة. لن تتحرر الأمة الإسلامية أبداً من الاستعمار الغربي إلا بطرد الحكام العملاء الذين يحمونهم. وهذا سيتحقق عندما نقيم دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة.

يقول الله سبحانه وتعالى في القرآن الكريم: ﴿أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُواْ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُواْ إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُواْ أَن يَكْفُرُواْ بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَن يُضِلَّهُمْ ضَلاَلاً بَعِيداً﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

فائق نجاح

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı