نجد يطلع منها قرن الشيطان
نجد يطلع منها قرن الشيطان

الخبر:   زعماء السعودية والإمارات والبحرين يحصلون على جائزة "صهيون" ورئيس المنظمة اليهودية يقول إنهم سينقلون "السفارات" للقدس. (واشنطن - القدس العربي 2020/10/19م)

0:00 0:00
Speed:
October 20, 2020

نجد يطلع منها قرن الشيطان

نجد يطلع منها قرن الشيطان

الخبر:

زعماء السعودية والإمارات والبحرين يحصلون على جائزة "صهيون" ورئيس المنظمة اليهودية يقول إنهم سينقلون "السفارات" للقدس. (واشنطن - القدس العربي 2020/10/19م)

التعليق:

أثناء انعقاد ما تسمى بـ"القمة السنوية الرابعة للحكومة (الإسرائيلية) للإعلام المسيحي" - والتي تم بثها للمرة الأولى للمشاهدين في جميع أنحاء العالم، وحضرها رئيس كيان يهود روفن ريفلين ورئيس الوزراء بنيامين نتنياهو والسفير الأمريكي لدى الكيان ديفيد فريدمان، والمعروف بولائه التام ليهود - أعلن مايك إيفانز، مؤسس المنظمة اليهودية الصهيونية "مركز أصدقاء صهيون التراث" والتي تسعى لإنشاء مشروع ما يسمى "دولة (إسرائيل) الكبرى"، عن تسليم جائزة "صهيون" إلى عدد من حكام البلاد الإسلامية ورؤساء دول غربية، وذكر من بينهم محمد بن راشد آل مكتوم ولي عهد الإمارات وحمد بن عيسى آل ثاني، ملك البحرين، ومحمد بن سلمان آل سعود، ولي عهد السعودية، وزعم رئيس المنظمة الصهيونية أنّ "كل هؤلاء الرؤساء والملوك سينقلون سفاراتهم إلى القدس المحتلة" وأن "جميع القادة المسلمين سيصنعون السلام مع (إسرائيل) في الوقت المناسب". وأوضح موقع المنظمة الصهيونية أن هذه الجائزة تمنح لزعماء العالم "الذين وقفوا إلى جانب دولة (إسرائيل) والشعب اليهودي".

هذا وقد مدح زعيم تلك المنظمة الصهيونية، ولي عهد المملكة السعودية قائلا: "إنه ألمع قادة التفكير إشراقاً والأكثر تطلعاً للمستقبل". وقال: "لا شك في ذهني أن ولي العهد السعودي ابن سلمان هو الذي يقود عمليات السلام "المذهلة" في منطقة الخليج".

إن هذه الأنظمة في دول الخليج، وعلى مدى سنين عديدة وبنفَس طويل وعلى نار هادئة، عملت على تحريف الإسلام لتجعل المسلمين لا يرون بأسا في قبول كيان يهود، ليس في فلسطين فقط وإنما يصول ويجول في بلاد المسلمين، خاصة التي فيها أهم المقدسات الإسلامية، وها هي نتائجها بدأت في السنوات الأخيرة تظهر على شكل تبادل زيارات مع الكيان وما يتخللها من اجتماعات خيانية، فكان التطبيع الخياني هو الثمرة الناضجة التي بدأ الكيان يتلذذ في تناولها وعلى عدة أشكال وأطعمة؛ منها الرحلات الجوية والعلاقات التجارية والأمنية والمناورات العسكرية...؛ فقد ذكر الموقع الإلكتروني لصحيفة "يديعوت أحرنوت" أن "الإمارات عقدت اتفاقية جديدة مع يهود، بفتح المجال الجوي أمام 28 رحلة جوية و10 رحلات أخرى خاصة بالشحن بين مطار بن غوريون بمدينة تل أبيب ومطاري أبو ظبي ودبي" أسبوعياً، و"أن الاتفاق سيدخل حّيز التنفيذ في غضون الأسابيع القليلة المقبلة".

تحاول الإمارات أن تبرز أن العلاقات التجارية التي تقوم بها مع الكيان هي لمصلحة أهل فلسطين وأنها تراعي دوما مصالح الشعب الفلسطيني لتخليصه من الاحتلال الصهيوني.

وأما البحرين فقد وصل وفد يهودي يقوده رئيس مجلس الأمن القومي، مئير بن شبات، على متن طائرة تجارية انطلقت من تل أبيب وحطت في المنامة بعدما عبرت الأجواء السعودية، وتعد هذه الرحلة الأولى من نوعها بين البلدين، إعلانا عن بدء تنفيذ بنود "اتفاق السلام" الموقّع بين كيان يهود والبحرين منتصف أيلول الماضي.

وأما بلاد الحرمين فما كان ليهود أن يأملوا دخولها إلا من خلال خيانة من نصبوا أنفسهم (ولاة أمور وعلماء!) حتى إذا انخدع بعض المسلمين بهم ووثقوا بفتاواهم وأنها هي الصواب وما خالفها ليس من الإسلام، عندها ظنوا أن الباب صار مفتوحا لهم على مصراعيه ليقولوا ما يريدون، لكن خابوا وخسئوا فالمسلمون صاروا أكثر وعيا على ما يحاك ضدهم وضد بلادهم ومقدساتهم، فخطبة الجمعة التي ألقاها إمام الحرم المكي عبد الرحمن السديس - بعد إعلان الإمارات التطبيع مع يهود - وما فيها من تلميحات تؤيد التطبيع حين قال: "من التنبيهات المفيدة في مسائل العقيدة عدم الفهم الصحيح في باب الولاء والبراء ووجود اللبس فيه بين الاعتقاد القلبي وحسن التعامل في العلاقات الفردية والدولية" وقال: "لا يتنافى مع عدم موالاة غير المسلم معاملته معاملة حسنة تأليفا لقلبه واستمالة لنفسه للدخول في هذا الدين"، مستشهدا بوقائع حدثت مع النبي محمد ﷺ في تعامله مع يهود... فهذه العبارات لم ينخدع بها المسلمون ولم يسلموا بها، بل اعتبروها تمهيدا لإعلان تغيير في موقف السعودية من التطبيع مع كيان يهود.

عن ابن عمر رضي الله عنه عن النبي ﷺ قال: «اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي شَامِنَا، اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي يَمَنِنَا، قَالُوا: وَفِي نَجْدِنَا؟ قَالَ: اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي شَامِنَا، وَبَارِكْ لَنَا فِي يَمَنِنَا، قَالُوا: وَفِي نَجْدِنَا؟ قَالَ: هُنَاكَ الزَّلَازِلُ وَالْفِتَنُ وَبِهَا أَوْ قَالَ مِنْهَا يَخْرُجُ قَرْنُ الشَّيْطَانِ» رواه الترمذي.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

راضية عبد الله

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı