من جديد القوات الروسية الخاصة تطارد نساء تتارستان
من جديد القوات الروسية الخاصة تطارد نساء تتارستان

الخبر:   في 25 آذار/مارس، وضعت المحكمة الروسية في مدينة نابريجنيي تشلني نقية شريف لينا البالغة من العمر 62 عاماً تحت الإقامة الجبرية. وهي متهمة بتنظيم أنشطة ما يسمى بـ"المدرسة المنزلية"، حيث درست مع الأشخاص المجتمعين، وفقا للمحققين، القرآن وأعمال رجل الدين التركي الشهير سعيد نورسي. وهي متهمة أيضا بالدعاية العامة النشطة لأفكار حركة نورجلار. ...

0:00 0:00
Speed:
May 05, 2020

من جديد القوات الروسية الخاصة تطارد نساء تتارستان

من جديد القوات الروسية الخاصة تطارد نساء تتارستان

(مترجم)

الخبر:

في 25 آذار/مارس، وضعت المحكمة الروسية في مدينة نابريجنيي تشلني نقية شريف لينا البالغة من العمر 62 عاماً تحت الإقامة الجبرية. وهي متهمة بتنظيم أنشطة ما يسمى بـ"المدرسة المنزلية"، حيث درست مع الأشخاص المجتمعين، وفقا للمحققين، القرآن وأعمال رجل الدين التركي الشهير سعيد نورسي. وهي متهمة أيضا بالدعاية العامة النشطة لأفكار حركة نورجلار.

وفي 24 آذار/مارس 2020، فُتحت دعوى جنائية ضد عدد غير محدد من الأشخاص بموجب الجزء 2 من المادة 282-2 من القانون الجنائي (المشاركة في أنشطة منظمة متطرفة)، وهي تواجه، في حال إدانتها، عقوبة السجن لمدة تصل إلى 6 سنوات. وبالإضافة إلى شريف لينا، احتُجز أتباع آخرون لسعيد نورسي في نابريجنيي تشلني، ومع ذلك، فإن تفاصيل قضاياهم غير معروفة.

وفقا لمنظمة فورم 18، فتشت الشرطة وجهاز الأمن الفيدرالي 20 منزلاً للمسلمين وأخذوا هواتفهم وحواسيبهم وكتبهم وجوازات سفرهم الأجنبية. وأصيبت إحدى النساء، وهي ألسو خوساينوفا، بنوبة قلبية أثناء تفتيش منزلها وأُدخلت العناية المركزة في المستشفى. وينتظر المحققون خروجها من المستشفى، وبعد ذلك يعتزمون إلقاء القبض عليها فورا وتوجيه الاتهام إليها.

وكانت نقية شريف لينا قد تعرضت في السابق للقمع بتهمة مماثلة. وقد أُدينت في عام 2014 بموجب الجزء 1 من المادة 282-2 من القانون الجنائي. ثم اتُهمت بـ "تنسيق عمل "مدرسة منزلية نسائية"، حيث درسن أيضاً نفس أعمال سعيد نورسي، فقد تم تغريمها 50 ألف روبل.

وتجدر الإشارة إلى أن هذا أبعد ما يكون عن أول واقعة هي الاضطهاد وليس أول تفتيش للنساء في تتارستان. فقد بدأ الاضطهاد النشط قبل 15 عاماً في عام 2005، عندما بدأ النظام الروسي في محاربة الحركات الإسلامية في الأراضي المستعمرة. وفي عام 2016، في تتارستان الميتيفسك، تم احتجاز 3 نساء أيضاً رهن الإقامة الجبرية بتهمة التورط في الحزب السياسي الإسلامي "حزب التحرير".

التعليق:

من الجدير بالذكر أنه في اليوم نفسه الذي جرت فيه عمليات التفتيش في تتارستان، أجريت عمليات التفتيش في منطقة إسلامية أخرى هي داغستان. ووفقاً لمركز "سوفا" للمعلومات والتحليل، في إزبرباش، تم احتجاز إبراهيم مرتضالييف البالغ من العمر 54 عاماً ووُضع في مرفق الاحتجاز السابق للمحاكمة رقم 1 لمدة شهرين في ماخاتشكالا. كما حوكم في السابق بسبب قضية جنائية ضد إلغار علييف، الذي حُكم عليه بالسجن ثماني سنوات في عام 2018 بتهمة تنظيم أنشطة منظمة نورجيلار المتطرفة (الجزء 1 من المادة 282-2 من القانون الجنائي للاتحاد الروسي) والتورط في أنشطة المنظمة المتطرفة (الجزء 1-1 من المادة 282-2 من القانون الجنائي للاتحاد الروسي).

وهكذا، وفي خضم وباء الفيروس التاجي العالمي، استغل جهاز الأمن الفيدرالي حقيقة أن جميع وسائل الإعلام مشغولة بتغطية انتشار الوباء، وأن تغطية القمع الذي يتعرض له المسلمون سوف تغرق في سيل المعلومات حول الوباء. ومن الواضح أنه أُخذ في الاعتبار أيضاً أن جميع المحاكم في روسيا تعمل في ظل ظروف مغلقة بسبب الحجر الصحي وأنه لا يُسمح لأقارب المتهمين أو الصحفيين بحضور جلسات المحكمة، وحتى المحامون لا يمكنهم اللجوء إلى المحكمة بسبب الحجر الصحي. وهذا ما يسمح بالإفلات التام من العقاب، بعيداً عن أعين وآذان الجمهور، بحضور المحامين الموالين للنظام خلف أبواب مغلقة، لترتيب المحاكمات، وبالتالي زيادة تعزيز الخروج على القانون والظلم في المحاكم الروسية، التي ازدادت بالفعل حتى قبل فرض الحجر الصحي.

يمارس القمع ضد المرأة في تتارستان، فقط لأنها تدرس كتب رجل الدين سعيد النورسي، وكل هذ يشير إلى أن المسلمين لا يتعرضون للقمع في روسيا لأنهم يحملون أي خطر حقيقي أو محتمل على المجتمع، بل بسبب دراستهم ونشرهم الإسلام. يقول الله سبحانه وتعالى في كتابه العظيم: ﴿وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لاَ تُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ قَالُواْ إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ * أَلا إِنَّهمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِن لاَّ يَشْعُرُون﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

شيخ الدين عبد الله

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı