من هو البطل الحقيقي أردوغان أم محمد الفاتح؟ (مترجم)
من هو البطل الحقيقي أردوغان أم محمد الفاتح؟ (مترجم)

الخبر:   قال متحدث باسم حزب العدالة والتنمية الحاكم في تركيا إن البلاد ستظل جمهورية علمانية، وذلك بعد أن أصدرت مجلة موالية للحكومة دعوة لإعادة إقامة الخلافة. وقال عمر شيليك في تغريدة له على تويتر إن "الجمهورية التركية دولة ديمقراطية وعلمانية تقوم على سيادة القانون". وأضاف أن "جمهوريتنا هي مظلة لنا جميعا مستندة إلى هذه الأسس" وأضاف أن "الجمهورية التركية ستبقى إلى الأبد، بصلاة ودعم أمتنا، وتحت قيادة رئيسنا، نسير نحو ما يسمى بالأهداف التي لا يمكن تحقيقها لبلدنا وللإنسانية. وسوف تواصل جمهوريتنا التألق". (العربي الجديد بتاريخ 27 تموز/يوليو 2020م). 

0:00 0:00
Speed:
August 08, 2020

من هو البطل الحقيقي أردوغان أم محمد الفاتح؟ (مترجم)

من هو البطل الحقيقي أردوغان أم محمد الفاتح؟

(مترجم)

الخبر:

قال متحدث باسم حزب العدالة والتنمية الحاكم في تركيا إن البلاد ستظل جمهورية علمانية، وذلك بعد أن أصدرت مجلة موالية للحكومة دعوة لإعادة إقامة الخلافة. وقال عمر شيليك في تغريدة له على تويتر إن "الجمهورية التركية دولة ديمقراطية وعلمانية تقوم على سيادة القانون". وأضاف أن "جمهوريتنا هي مظلة لنا جميعا مستندة إلى هذه الأسس" وأضاف أن "الجمهورية التركية ستبقى إلى الأبد، بصلاة ودعم أمتنا، وتحت قيادة رئيسنا، نسير نحو ما يسمى بالأهداف التي لا يمكن تحقيقها لبلدنا وللإنسانية. وسوف تواصل جمهوريتنا التألق". (العربي الجديد بتاريخ 27 تموز/يوليو 2020م).

التعليق:

جاءت تغريدات المسؤول في حزب العدالة والتنمية بعد دعوة جيريك حياة، المجلة الأسبوعية لصحيفة يني شفق التابعة للحكومة، أنقرة إلى إعادة إقامة الخلافة، التي تم إلغاؤها عام 1924م. وجاء في غلاف العدد 27 تموز/يوليو الذي صدر عن جيريك حياة: "الآن آية صوفيا وتركيا حرتان، استعدوا للخلافة".. "إن لم تكن الآن، فمتى؟ إذا لم تكن أنت، فمن؟" في إشارة على ما يبدو إلى الرئيس التركي رجب طيب أردوغان. هذه المرة، جاءت الدعوة إلى الخلافة بعد أيام من إعادة تركيا فتح آيا صوفيا كمسجد بعد أكثر من 80 عاماً من تحولها إلى متحف على يد مؤسس الجمهورية التركية، مصطفى كمال لعنة الله عليه.

لقد تذكرنا جميعاً بمناسبة الذكرى الهجرية لفتح القسطنطينية (مدينة هرقل) في شهر جمادى الأولى 1441هـ، الذي تحققت فيه بشرى رسول الله ﷺ على يد بطل الأمة الإسلامية الشاب السلطان محمد الفاتح رضي الله عنه، قال رسول الله ﷺ «لَتُفْتَحَنَّ الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ فَلَنِعْمَ الْأَمِيرُ أَمِيرُهَا وَلَنِعْمَ الْجَيْشُ ذَلِكَ الْجَيْشُ». قرر الفاتح، الذي سُمّي بذلك بعد الفتح، أن يتخذ القسطنطينية عاصمة لدولة الخلافة بعد أن كانت إدرنة سابقاً، وسمّاها إسلامبول، أي مدينة الإسلام أو دار الإسلام، وأصبحت تعرف اليوم باسم "إسطنبول".

وعندما دخل محمد الفاتح المدينة منتصراً، أمر بتحويل كنيسة آيا صوفيا إلى مسجد، وقد تم تحويلها إلى مسجد بسبب هيمنتها في المدينة، فقد قال ﷺ: «الإِسْلَامُ يَعْلُو وَلَا يُعْلَى عَلَيْهِ». وتركت الكنائس الأخرى للنصارى، وقدم محمد الفاتح الحماية للرهبان وأمر بمعاملتهم معاملة عادلة. ثم صلى الفاتح فيه وأصبح مسجداً بنعمة الله وبركته وفضله. وبقي كذلك، مسجدا طاهرا، ازدهر في عهد المسلمين، حتى تمكن مجرم العصر، مصطفى كمال من حظر الصلاة هناك وتدنيسه وتحويله متحفاً للقادمين والذاهبين!

ومع ذلك، ينظر المسلمون الآن في جميع أنحاء العالم إلى أردوغان، رئيس تركيا على أنه بطل هذه الأمة لمجرد إيماءاته الإسلامية. هذه المرة، من خلال تمرير أمر تحويل المتحف إلى المسجد، اكتسب أردوغان زخما كبيرا بين الأمة الإسلامية وخاصة بين المسلمين في تركيا.

ولكن نحن كمسلمين لا ينبغي أن تخدعنا بعض الشعارات الإسلامية من هؤلاء الحكام. كل ذلك فقط لتحقيق فوزه في الانتخابات. أردوغان لم يكن يوما يمثل الإسلام، بل هو يمثل العلمانية. وقد تجلى ذلك من رد المتحدث الرسمي باسم حزب العدالة والتنمية الذي يتزعمه أردوغان والذي يقول إن تركيا دولة علمانية ولا تزال علمانية، كرد على "جيريك حياة"، المجلة الأسبوعية لصحيفة "يني شفق" الحكومية التي دعت لإعادة إحياء الخلافة. وقد اعترف أردوغان نفسه سابقاً في مقابلة ونقلت عنه أن "وجود دولة علمانية خطوة مهمة، حيث إن العلمانية تعني التسامح مع جميع الأديان، دولة محايدة في شؤون الدين، والواقع هو أن الدولة يجب أن يكون لها مسافة متساوية مع جميع الأديان" (رويترز 2016).

ووفقاً لرؤيته لتركيا، فإن جميع الأديان متساوية وتبقى على مسافة واحدة بما في ذلك الإسلام. ويقول، يجب على الدولة أن ترفض بالقدر نفسه القوانين السياسية التي تنشأ عن هذه الأديان. وهذا يكشف عن الطبيعة الحقيقية لأردوغان بأنه لم يمثل الإسلام بل يمثل العلمانية. وكل الإجراءات التي يقوم بها فيما يتعلق بالفائدة على المسلمين هي الفوز في الانتخابات والعودة إلى السلطة لخدمة أمريكا.

نحن المسلمين يجب أن ندرك في هذا الوقت، من هو البطل الحقيقي، الرجل الذي حوّل القسطنطينية، أرض الكفر، إلى دار الإسلام وحول رمز الكفر (الكاتيدرائية الأرثوذكسية) إلى مسجد؟ أم الذي حوّل للتو المتحف الذي كان مسجداً لأكثر من 400 عام ثم تحول لاحقاً إلى متحف على يد الخائن مصطفى كمال إلى مسجد، مع وجود المسلمين كأغلبية في المنطقة؟

نحن المسلمين لا يجب أن نؤمن لهؤلاء الخونة ونواليهم؛ سواء أردوغان، وسلمان، والسيسي، وعمران خان ...إلخ. إن الأبطال الحقيقيين لأمتنا الإسلامية هم الذين يعطون النصرة من أجل تطبيق الإسلام وينشرون رسالة الإسلام إلى بقية العالم كما فعل محمد الفاتح.

نسأل الله سبحانه وتعالى أن يجعلنا من الذين يوفون بوعدهم من خلال العمل لإقامة الخلافة، الطريقة الوحيدة لتطبيق الإسلام ونشره إلى بقية أنحاء العالم.

قال ﷺ: «زُوِيَتْ لِيَ الأَرْضُ حَتَّى رَأَيْتُ مَشَارِقَهَا وَمَغَارِبَهَا وَأُعْطِيتُ الْكَنْزَيْنِ الأَصْفَرَ - أَوِ الأَحْمَرَ - وَالأَبْيَضَ - يَعْنِي الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ - وَقِيلَ لِي إِنَّ مُلْكَكَ إِلَى حَيْثُ زُوِيَ لَكَ».

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

حميد بن أحمد

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı