مجمع الملك فهد يصدر ترجمة للقرآن الكريم باللغة العبرية مليئة بالأخطاء الكارثية
مجمع الملك فهد يصدر ترجمة للقرآن الكريم باللغة العبرية مليئة بالأخطاء الكارثية

الخبر: نشر موقع عربي 21 تحت عنوان "غضب واسع بين النشطاء من نسخة القرآن العبرية المحرفة" ما يلي: أثارت مئات الأخطاء التي كشفت في ترجمة مجمع الملك فهد بالسعودية، لنسخة القرآن الكريم باللغة العبرية، ردود فعل واسعة عبر مواقع التواصل، وكان مجمع الملك فهد لطباعة المصحف نشر نسخة إلكترونية معتمدة ومترجمة للعبرية على موقع المجمع الإلكتروني، بما شملته من أخطاء سجلها الباحث الفلسطيني علاء الدين حماد أحمد (60 عاما)، والذي أكد لـ"عربي21" أن الأخطاء تجاوزت الـ300 خطأ،

0:00 0:00
Speed:
January 31, 2020

مجمع الملك فهد يصدر ترجمة للقرآن الكريم باللغة العبرية مليئة بالأخطاء الكارثية

مجمع الملك فهد يصدر ترجمة للقرآن الكريم باللغة العبرية مليئة بالأخطاء الكارثية


الخبر:


نشر موقع عربي 21 تحت عنوان "غضب واسع بين النشطاء من نسخة القرآن العبرية المحرفة" ما يلي:


أثارت مئات الأخطاء التي كشفت في ترجمة مجمع الملك فهد بالسعودية، لنسخة القرآن الكريم باللغة العبرية، ردود فعل واسعة عبر مواقع التواصل، وكان مجمع الملك فهد لطباعة المصحف نشر نسخة إلكترونية معتمدة ومترجمة للعبرية على موقع المجمع الإلكتروني، بما شملته من أخطاء سجلها الباحث الفلسطيني علاء الدين حماد أحمد (60 عاما)، والذي أكد لـ"عربي21" أن الأخطاء تجاوزت الـ300 خطأ، أبرزها اعتماد مصطلح "الهيكل" بدلا من "المسجد" الأقصى في سورة الإسراء، وقد تداول النشطاء عبر مواقع التواصل خبر صدور تلك النسخة العبرية من القرآن الكريم بما حوته من الأخطاء، بمزيج من الاستنكار والغضب، مؤكدين أن هذه "الخطوة هي كارثة"، وتساءل النشطاء ما الدافع وراء ترجمة نسخة من القرآن الكريم محرفة تتماشى مع الروايات الإسرائيلية بما فيها من أخطاء تتنافى مع صحيح القرآن.


التعليق:


صحيح أن هذه الأخطاء التي وجدت في النسخة المترجمة للقرآن الكريم باللغة العبرية هي كارثة بكل ما تعنيه الكلمة من معنى، إلا أن الكارثة الحقيقية هي وجود أمثال حكام آل سعود في الحكم، فوجودهم في الحكم هو أساس ومنبع كل الكوارث والنكبات التي حلت وتحل بالأمة، وبسببهم وصلت الأمة إلى ما وصلت إليه من انحطاط وتخلف وتشرذم، وليس حكام المسلمين الآخرون أفضل منهم حالا، فكلهم بلا استثناء أعداء الله ورسوله والمؤمنين، وتاريخ آل سعود يعرفه القاصي والداني، فهم منذ نشأتهم الأولى كانوا عملاء لبريطانيا، ووقفوا إلى جانبها وحاربوا معها دولة الخلافة العثمانية حتى أسقطوها، وما زالوا حتى اليوم على طريق الخيانة والعمالة سائرون، أما رفع شعار دولة التوحيد والادعاء بأنهم يحكمون بشرع الله والتمسح بدين الله ردحا من الزمن فما كان إلا ليغطي سوآتهم المغلظة وتجميل قبيح أفعالهم ولخداع البسطاء من الناس، فحقيقتهم التي ما عادت تنطلي على أحد هي أنهم محاربون لدين الله ولعباد الله وموالون لأعداء الله من دول الكفر.


واقتضت مشيئة الله أن يفضهحم في الدنيا قبل الآخرة، وأن يفضح أولئك الذين ينافقونهم من علماء السلاطين، ففي الأيام الأخيرة انكشفت سوأة النظام السعودي أكثر من ذي قبل خاصة في مجال التطبيع مع دولة يهود، ففي 2020/1/24 عرضت قناة 12 في كيان يهود تقريرا بعنوان (إسرائيلي) في السعودية حيث تجول طاقم صحفي من كيان يهود في عدة مدن سعودية، وفي 2020/1/23 قام الأمين العام لرابطة العالم الإسلامي محمد العيسى بزيارة معسكر أوشفيتز النازي في بولندا للمشاركة في ذكرى الـ75 لتحرير سجنائه، وأدى هو والوفد المرافق له الصلاة في المعسكر، وفي 2020/1/26 أصدر وزير داخلية كيان يهود بيانا يسمح لعلوجه بالسفر إلى السعودية لأسباب دينية وتجارية، واليوم يقوم رويبضات السعودية بإصدار نسخة من القرآن الكريم باللغة العبرية استبدلوا فيها كلمة الهيكل بكلمة المسجد الأقصى، هذا عدا عن الأخطاء الجسيمة في تلك النسخة، ما يعني أن آل سعود على استعداد تام أن يحرفوا كلام الله من أجل إرضاء دولة يهود.


هذا طبعا عدا عما يقوم به السفيه ابن سلمان من نشر الفجور والفسق في أرض الحجاز، والحروب التي يوقدون نيرانها كما في اليمن وما نتج عن ذلك من دمار وسفك للدماء مما يدل بشكل واضح على أن ما يقوم به حكام آل سعود إنما هو حرب معلنة على الله ورسوله، فيا أيها المسلمون اعلموا أنه لن تقوم لنا قائمة طالما هؤلاء السفهاء العملاء يحكموننا، فهم عين الغرب الكافر التي يرى من خلالها، ويده التي يبطش بنا بها ورجله التي يمشي بها على أجسادنا، فاعملوا مع العاملين للتخلص من رجسهم وقذارتهم، ولتنصيب خليفة للمسلمين يكون لنا جنة ويحكمنا بشرع الله سبحانه، فهل أنتم مستجيبون؟!


كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
محمد أبو هشام

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı