ماذا يعني فوز إرسين تتار في انتخابات جمهورية شمال قبرص التركية؟
ماذا يعني فوز إرسين تتار في انتخابات جمهورية شمال قبرص التركية؟

الخبر: في الجولة الثانية من الانتخابات الرئاسية التي أجريت في جمهورية شمال قبرص التركية، وفقاً لنتائج غير رسمية، تم انتخاب إرسين تتار، مرشح حزب الوحدة الوطنية، رئيساً بنسبة 51.69 بالمائة من الأصوات.... وأفادت الوكالة التركية القبرصية أن المجلس الأعلى للانتخابات أدلى ببيان مكتوب حول نتائج الانتخابات. وبحسب البيان، أكمل المرشح الرئاسي عن حزب الوحدة الوطنية إرسين تتار الانتخابات بفارق 67322 صوتا، وحصل على 51.69 في المائة من الأصوات الصحيحة في الانتخابات. وأنهى المرشح المستقل مصطفى أكينجي الانتخابات بـ62910 أصوات و48.31 في المائة. (وكالة الأناضول، 2020/10/18م)

0:00 0:00
Speed:
November 05, 2020

ماذا يعني فوز إرسين تتار في انتخابات جمهورية شمال قبرص التركية؟

ماذا يعني فوز إرسين تتار في انتخابات جمهورية شمال قبرص التركية؟
(مترجم)


الخبر:


في الجولة الثانية من الانتخابات الرئاسية التي أجريت في جمهورية شمال قبرص التركية، وفقاً لنتائج غير رسمية، تم انتخاب إرسين تتار، مرشح حزب الوحدة الوطنية، رئيساً بنسبة 51.69 بالمائة من الأصوات.... وأفادت الوكالة التركية القبرصية أن المجلس الأعلى للانتخابات أدلى ببيان مكتوب حول نتائج الانتخابات. وبحسب البيان، أكمل المرشح الرئاسي عن حزب الوحدة الوطنية إرسين تتار الانتخابات بفارق 67322 صوتا، وحصل على 51.69 في المائة من الأصوات الصحيحة في الانتخابات. وأنهى المرشح المستقل مصطفى أكينجي الانتخابات بـ62910 أصوات و48.31 في المائة. (وكالة الأناضول، 2020/10/18م)


التعليق:


أكمل إرسين تتار، الذي انتخب رئيساً بحصوله على 51.69٪ من الأصوات في الجولة الثانية من الانتخابات التي أجريت في 18 تشرين الأول/أكتوبر 2020م، تعليمه الثانوي في إنجلترا. وتخرج من جامعة كامبريدج، إحدى المدارس الشهيرة في إنجلترا عام 1991، عمل في شركة تدعى بولي باك في إنجلترا. وعمل في شركة FMC-NUROL للدفاع في أنقرة بين 1991-1992 وعمل كمنسق عام لـ(تي في شو) بين 1992-2001. ثم في عام 2003، عاد إلى قبرص وبدأ حياته السياسية.


لا تزال قبرص تحت النفوذ السياسي البريطاني منذ اليوم الذي انفصلت فيه عن الدولة العثمانية. على مدار تاريخ الجمهورية، نفّذ السياسيون الأتراك سياسة قبرص على غرار بريطانيا والولايات المتحدة، اعتماداً على سياسات القوى الاستعمارية التي يعتمدون عليها. لقد حاول من في السلطة من الحكام الأتراك اتباع السياسة على الخط الأمريكي منذ عام 2002، حاولوا بإصرار تنفيذ السياسة الأمريكية فيما يتعلق بقبرص. لقد عملوا باستمرار لجعل الناس في قبرص يتولون زمام الأمور في قبرص والذين سيتابعون السياسة التي تتوافق تماماً مع حزب العدالة والتنمية بقيادة أردوغان. ومع ذلك، نظراً لحقيقة أن البريطانيين يتمتعون بنفوذ قوي للغاية في قبرص، لم يتمكنوا من النجاح في ذلك بشكل صحيح.


بعد فوز إرسين تتار بالانتخابات في الجولة الثانية في عملية الانتخابات الرئاسية التي جرت في جمهورية شمال قبرص التركية، ولأول مرة بدعم كامل من تركيا، تم استخدام تصريحات في وسائل الإعلام التركية وكذلك العالمية تشير إلى فوز أردوغان في الانتخابات. لأن أردوغان قام بمحاولات مثل فتح ماراس وإمداد قبرص بالمياه مرة أخرى بإصلاح خط الأنابيب الذي يوفر المياه النظيفة لقبرص، من أجل جعل إرسين تتار يفوز في الانتخابات.


الرئيس الأسبق مصطفى أكينجي الذي انتقد محاولات تتار الذي وقع مع أنقرة لافتتاح ماراس، وقال إن قرار فتح ماراس وضع موضع التنفيذ دون علمه، استخدم التصريحات التالية: "ما تم إنجازه هو وصمة عار على ديمقراطيتنا واستمرار للتدخل المباشر في الانتخابات. منذ شهور، تم إجراء عمل منظم ومنسق حتى لا يتم انتخابي". تمت كتابة سيناريو وترك السيد تتار يلعب جزءاً من الظهور. (بي بي سي، 2020/10/18م)


بعد انتخابه رئيسا، أدلى إرسين تتار بالبيانات التالية "كما أود أن أشكر الرئيس التركي رجب طيب أردوغان ونائبه فؤاد أقطاي جزيل الشكر. نحن، كشعب مخلص، نشعر بالفخر لكوننا مع تركيا، التي هي دائماً إلى جانبنا بينما يكافح شعبنا من أجل الحياة. نرفض من يتحدث ضد الوطن تركيا لإنتاجه مواد انتخابية" (بي بي سي، 2020/10/18م). وبعد الانتخابات، أدلى الرئيس أردوغان البيان التالي: "أهنئ السيد إرسين تتار، الذي تم انتخابه رئيساً للجمهورية التركية لشمال قبرص، بالنيابة عني وعن الأمة التركية. وستواصل تركيا بذل كل جهد ممكن لحماية حقوق الشعب التركي في قبرص". (بي بي سي، 2020/10/18م).


بناءً على هذه التطورات التي حاولنا تلخيصها باختصار، يمكننا إجراء التقييمات التالية فيما يتعلق بانتخابات قبرص:


1- عندما نلقي نظرة على تاريخ الرئيس الجديد إرسين تتار، نلاحظ أنه نشأ بشكل مكثف على يد البريطانيين وأنه ليس بعيداً تماماً عن السياسة البريطانية؛ لأنه قضى جزءاً من حياته المهنية في بريطانيا، مثل حقيقة أنه أكمل دراسته الثانوية والجامعية في بريطانيا. وخلال الفترة التي عمل فيها في تركيا، عمل في شركات كانت على الخط البريطاني.


2- يبدو أن دعم تركيا لإرسين تتار انعكاس للسياسة التي تتبعها بريطانيا في السياسة العالمية خلال السنوات الأخيرة، وليس حقيقة أن تتار على الخط التركي الأمريكي بالكامل. من ناحية أخرى، تنظر تركيا إلى واقع سياسي خاص بها في السلطة في قبرص، حتى لو كان من الخارج، والحصول على فرص للتأثير عليه إلى حد الاحتمالات.


3- خلال هذه الفترة، يبقى النزاع القبرصي بعيداً عن الحل سياسياً على الخط الأمريكي كما كان عليه الحال في السنوات الماضية. لأن البريطانيين سيستمرون في استخدام تكتيكات الفابيان والوقاية عبر تتار الذي يبدو أنه مؤيد لتركيا، كما فعلوا في السنوات السابقة. لأن قبرص لها أهمية كبيرة بالنسبة للبريطانيين، لدرجة أنهم لن يخسروها أبداً.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
محمد حنفي يغمور

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı