"ماكرون" يلقي باللوم على الصراع القومي في أوروبا كمُشعل للحرب العالمية الأولى  (مترجم)
"ماكرون" يلقي باللوم على الصراع القومي في أوروبا كمُشعل للحرب العالمية الأولى  (مترجم)

الخبر:   وفقا لوكالة أسوشيتد برس: كان قادة العالم هم من يملكون سلطة شن الحرب، ولكن واجب الحفاظ على السلام رسمياً، كان بمثابة علامة على انتهاء الحرب العالمية الأولى قبل مائة عام في الذكرى المئوية لانتهائها والتي صادفت يوم الأحد، وكانت بمثابة رسالة مفادها "عدم تكرارها مرة أخرى" ولكنها كشفت أيضاً عن خطوط الصدع السياسية الجديدة في العالم.

0:00 0:00
Speed:
November 14, 2018

"ماكرون" يلقي باللوم على الصراع القومي في أوروبا كمُشعل للحرب العالمية الأولى (مترجم)

"ماكرون" يلقي باللوم على الصراع القومي في أوروبا كمُشعل للحرب العالمية الأولى

 (مترجم)

الخبر:

وفقا لوكالة أسوشيتد برس: كان قادة العالم هم من يملكون سلطة شن الحرب، ولكن واجب الحفاظ على السلام رسمياً، كان بمثابة علامة على انتهاء الحرب العالمية الأولى قبل مائة عام في الذكرى المئوية لانتهائها والتي صادفت يوم الأحد، وكانت بمثابة رسالة مفادها "عدم تكرارها مرة أخرى" ولكنها كشفت أيضاً عن خطوط الصدع السياسية الجديدة في العالم.

وفيما استمع دونالد ترامب وفلاديمير بوتين وعشرات من رؤساء الدول والحكومات في صمت، استغل الرئيس الفرنسي إيمانويل ماكرون هذه المناسبة، كمستضيف لها، لإطلاق تحذير قوي وواقعي حول هشاشة السلام ومخاطر جعل الدول القومية، فوق الصالح الجماعي.

"الشياطين القديمة تُبعث مجدداً، مستعدة لنشر فوضى وموت"، وأضاف ماكرون: "الوطنية هي النقيض التام للقومية. القومية خيانة للوطنية. بالقول، مصالحنا أولاً مهما حدث للآخرين، نمحو أثمن ما يمكن لأمّة أن تمتلكه، وما يجعلها تعيش وأن تكون عظيمة: قيمها الأخلاقية. التاريخ يهدد أحياناً بتكرار أنماطه المأساوية وتقويض إرث السلام الذي كنا نعتقد بأننا وقّعناه بدماء أسلافنا".

التعليق:

رغم أن الرئيس الفرنسي إيمانويل ماكرون، الذي يواجه معارضي القومية المحلية، محقٌّ في انتقاد القومية كونها ما يخلق الصراع بين الشعوب، على الرغم من أن الوطنية أيضا هي المسؤولة عن إبقاء أوروبا منقسمة، إلا أن ما لم يعترف به ماكرون هو أن الهدف الفعلي للقومية الغربية في الحرب العالمية الأولى لم يكن مجرد دول أوروبية أخرى بل دولة الخلافة العثمانية.

لقد كانت الدولة الإسلامية لأكثر من ألف عام، هي الدولة الأولى في العالم وهي التي تحدد النظام العالمي سياسياً واقتصادياً وعسكرياً وثقافياً. بعد القرن الثامن عشر، كانت الدولة العثمانية قد سقطت من صدارة القوى العظمى في العالم، لكن بريطانيا وفرنسا رأت استمرار وجودها لضرورة الحفاظ على توازن القوى في العالم، خاصة في مواجهة الإمبراطورية الروسية المتوسعة. كل هذا تغير خلال الحكم الذي بدأ من عام 1876 فترة الحكم العظيمة والفذة والرائعة للخليفة السلطان عبد الحميد. لقد أدرك الغرب أن دولة الخلافة لا تزال تحتفظ بعناصر العظمة ويمكنها أن تصعد للعودة كقوة عالمية أولى، منهية الإمبريالية العالمية للقوى الغربية.

كان معظم السلاطين العثمانيين العظماء مراقبين دقيقين للسياسة الأوروبية، ولم يكن السلطان عبد الحميد استثناءً لذلك، ومع إدراكه للتطلعات الألمانية الوليدة، شجع السلطان الصعود الألماني، ودعمه في الوصول إلى حقول النفط في الشرق الأوسط عبر السكك الحديدية الحديثة. لكن شبح الخلافة الذي يربط نفسه بالقطار إلى ألمانيا، التي تقع في قلب أوروبا، كان يُنظر إليه على أنه تهديد استراتيجي لا مثيل له للنظام الدولي بأكمله؛ والذي يُمَكِّن من تعبئة الجيوش الإسلامية التي لا يزال يُخشى الكثير منها إلى وسط أوروبا في غضون أسابيع. ونتيجة لذلك، بدأت عملية إعادة تنظيم استثنائية للقوى العالمية المتمثلة في بريطانيا وفرنسا وروسيا، التي كانت تشهد صراعا مريرا فيما بينها، وجعلها تتحد في معارضة مشتركة لألمانيا، ومن خلفها الدولة العثمانية.

البقية، كما يقال، من التاريخ. على الرغم من إزاحة السلطان عبد الحميد في عام 1909، إلا أن الغرب عرف أنه بحاجة إلى تجريد الدولة العثمانية من أراضيها الشاسعة لضمان عدم وجود خليفة مستقبلي يهدد بالهيمنة على الغرب مرة أخرى؛ ولم تنته الحرب العالمية الأولى إلا عندما أصبحت هذه الأراضي تحت السيطرة الغربية بالقوة، في حين إن ألمانيا، الهدف المزعوم للحرب، لم تتكبد خسائر إقليمية كبيرة. وفي غضون سنوات قليلة تمكنوا من إلغاء الخلافة بشكل كامل، بل ووضع القيود الشديدة على الدولة التركية الحالية، وبالتالي تحويلها إلى جمهورية على النمط الغربي. بعد تحرره من الدولة الإسلامية، تمكن الغرب من تحقيق الهيمنة الكاملة على الشؤون العالمية، واستغلال الجنس البشري لتعزيز النخبة الغربية، مع ترك حضارة عالمية تدافع عن الموارد على حساب القيم الروحية والأخلاقية والإنسانية.

على الرغم من مناشدات ماكرون، إلا أن الحضارة الغربية لن تتمكن أبداً من الإفلات من قوميتها أو استعادة قيمها الأخلاقية، لأن هذه عواقب لا مفر منها للأيديولوجية الرأسمالية العلمانية التي تدعمها. في الواقع خلاص الغرب يكمن في الإسلام فحسب. وبإذن الله، ستشهد البشرية قريباً عودة دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبي r والتي ستعيد توحيد البلاد الإسلامية، وستطرد الاستعمار الغربي الكافر، وتعيد العدالة والسلام للعالم بأسره. جاء في الحديث النبوي في مسند أحمد: «تَكُونُ النُّبُوَّةُ فِيكُمْ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلاَفَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ، فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً عَاضّاً، فَيَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً جَبْرِيَّةً، فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلاَفَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةٍ. ثُمَّ سَكَتَ».

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

فائق نجاح

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı