ليست ثمة مفاوضات بل روشتات واجبة التنفيذ!!
ليست ثمة مفاوضات بل روشتات واجبة التنفيذ!!

الخبر: ذكرت وزارة المالية السودانية في بيان يوم الاثنين 8 حزيران/يونيو 2020م أن هذه المفاوضات، التي بدأت هذا الأسبوع مع صندوق النقد الدولي، أساسية لجهود السودان للسيطرة على التزاماته الدولية، وهي الخطوات الأولى في تسوية متأخراته المالية وتحقيق إعفاء الديون والحصول على المنح من مؤسسة التنمية الدولية،

0:00 0:00
Speed:
June 12, 2020

ليست ثمة مفاوضات بل روشتات واجبة التنفيذ!!

ليست ثمة مفاوضات بل روشتات واجبة التنفيذ!!


الخبر:


ذكرت وزارة المالية السودانية في بيان يوم الاثنين 8 حزيران/يونيو 2020م أن هذه المفاوضات، التي بدأت هذا الأسبوع مع صندوق النقد الدولي، أساسية لجهود السودان للسيطرة على التزاماته الدولية، وهي الخطوات الأولى في تسوية متأخراته المالية وتحقيق إعفاء الديون والحصول على المنح من مؤسسة التنمية الدولية، وأوضحت أن هذا الجهد يتماشى مع رؤية الحكومة التنموية طويلة المدى، ويهدف إلى فتح الأبواب أمام الاستثمار الدولي في القطاعات الإنتاجية للبلاد، فضلا عن تأمين التمويل لمشاريع البنية التحتية والتنموية الكبرى. (مصراوي 8 حزيران/يونيو 2020م)

التعليق:


الحكومة في تواصل مع صندوق النقد الدولي من أول يوم تولت فيه المناصب، حيث سافر وفد من الحكومة إلى أمريكا للقاء مسؤولين من الصندوق والبنك الدوليين، وكان الهدف من اللقاء حسب ما صرحوا به بحث فرص التمويل والاستثمار، "أعلن وزير المالية السوداني الدكتور إبراهيم البدوي بعد عودته، من الولايات المتحدة الأمريكية، بعدما ترأس وفد السودان في اجتماعات البنك وصندوق النقد الدوليين عن التوافق معهما على (خارطة طريق) لإعادة تأهيل السودان، من بين ملامحها بدء مفاوضات على برنامج الحكومة الاقتصادي، بين السودان والبنك والصندوق الدوليين". (صحيفة ترياق نيوز 1 تشرين الثاني/نوفمبر 2019م).


القول بأن الحكومة تبدأ مفاوضات مع صندوق النقد الدولي هو تضليل للرأي العام، فالحقيقة هي تقديم تقرير لما تم تطبيقه في الفترة الماضية من روشتات الصندوق والتي ما هي إلا شروط إجبارية غير قابلة إلا للتنفيذ، وما ميزانية 2020م إلا تطبيق عملي، فرفع الدعم عن الوقود وتحرير سعر الصرف وخصخصة الشركات والمنشآت العامة كلها عبارة عن روشتات الصندوق، (ففي عام 2013م قدم صندوق النقد الدولي توصية للدول الفقيرة برفع الدعم عن المحروقات مع دعم الفئات الضعيفه في المجتمع)، وهي الأسطوانة نفسها التي نسمعها اليوم؛ ما يسمى بالدعم النقدي للفئات الضعيفة، أما رفع الدعم عن المحروقات فقد تم فعلاً، وزيادة مرتبات المعلمين وموظفي دواوين الحكومة في الشهر الفائت، دون أي زيادة في مدخلات الدولة، فهذا يؤدي إلى حدوث التضخم، وفي الوقت نفسه تعمدوا إهمال بقية الفئات من الشعب؛ إذ إن أغلب الشعب من المزارعين والرعاة وعمال اليوميات، وأما تحرير سعر الصرف فقد طالعنا إبراهيم البدوي وزير المالية بتصريح في الأسبوع الماضي بأنهم يعتزمون تحرير سعر الصرف في الأيام القادمة، فهذه الحكومة لا تفعل إلا ما يمليه عليها صندوق النقد والبنك الدوليان، وليس هناك ما نسميه حواراً وإنما توصيات وشروط لصالح الدول الكبرى، وأحد أسباب سقوط نظام الإنقاذ كان هو التدهور السريع في الاقتصاد خاصة بعد ميزانية العام 2018م نتيجة لاتباعه وصفة الصندوق.


إن الدول التي خضعت لوصفات مؤسستي بريتون وودز وطبقت شروطهما لا تجد أي نتائج سوى تفاقم الأزمات، وازدياد المديونيات، وازدياد نسبة البطالة، وانخفاض قيمة العملة، فما هما إلا من أدوات الاستعمار الحديث التي تهدف إلى إخضاع الشعوب لنهب ثرواتها، حيث تقوم هذه المؤسسات بإغراق الدول النامية بالديون وحينما تعجز عن سدادها تقوم بتقديم المشورة لها ما يسمى بروشتات صندوق النقد الدولي؛ وهي عبارة عن زيادة الضرائب وإدارة الإنفاق العام وتحرير سعر الصرف والخصخصات وغيرها، فتصبح الدول تحت احتلال اقتصادي نتيجة لاحتلال الإرادة السياسية، بحيث أضحت ميزانيات عدد من الدول النامية تخصص جزءاً كبيراً منها لسداد ربا الديون لا أصولها! وهذا من أساليب الاستعمار الحديث؛ فإجمالي الدين الخارجي للسودان يبلغ نحو 62 مليار دولار، النسبة الأكبر منه ربا وغرامات تأخير، حيث إن أصل الدين هو 17 مليار دولار، فيما 75٪ من الدين عبارة عن ربا وجزاءات... إن وصفات صندوق النقد والبنك الدوليين هي سياسات فاسدة، لا يؤدي تطبيقها إلا إلى تزايد المشكلات الاقتصادية وإلى إفقار الناس، وإدامة التخبط والاضطرابات، وفوق كل ذلك فإن الخضوع لصندوق النقد والبنك الدوليين هو خيانة بتسليم إرادة البلد للمستعمرين.


إن السياسة الاقتصادية لأي بلد إنما تنبثق عن الفكرة الكلية عن الكون والإنسان والحياة، والبلاد الإسلامية تعتنق فكرة كلية وهي العقيدة الإسلامية، مما يحتم عليها العمل لترسم سياسة اقتصادية تنبثق من الكتاب والسنة التي تمكن كل فرد من الرعية من إشباع حاجاته الأساسية وتمكينه من حاجاته الكمالية، وذلك بأن نستبدل بتلك الكيانات الهزيلة في بلاد المسلمين التي أسس لها الاستعمار لتمزيق الأمة، دولة الخلافة التي تقطع دابر الاستعمار وعملائه وتعيد للأمة مجدها من جديد.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
وليد محمد إبراهيم

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı