كيفية حظر السلطة الفلسطينية أنشطة مجموعة المثليين في فلسطين (مترجم)
كيفية حظر السلطة الفلسطينية أنشطة مجموعة المثليين في فلسطين (مترجم)

الخبر:   خلال هذا الشهر (آب/أغسطس)، منعت السلطة الفلسطينية أي نشاط لتجمع المثليين الجنسيين المسمى "قوس"، ودعت للتواصل مع الشرطة والإبلاغ عن أي شخص له علاقة بهذا التجمع مع ضمان سرية المعلومات التي سيقدمها. (رام الله الإخباري). ووفقا للمتحدث باسم الشرطة العقيد لؤي ارزيقات، فإن مثل هذه النشاطات تعتبر ضربا ومساسا في المثل والقيم العليا للمجتمع الفلسطيني. وجاء في إعلان للقوس عن مخيم ليلي في نهاية الشهر الجاري أنه سيتيح مساحة لمن تتراوح أعمارهم بين 18 و24 عاما لاستكشاف التعددية الجنسية والجنسانية، وهو متاح للناس "من جميع أنحاء فلسطين"، بما في ذلك (إسرائيل)، دون الإشارة إلى المكان الذي سيقام فيه. (نيويورك تايمز). ...

0:00 0:00
Speed:
September 01, 2019

كيفية حظر السلطة الفلسطينية أنشطة مجموعة المثليين في فلسطين (مترجم)

كيفية حظر السلطة الفلسطينية أنشطة مجموعة المثليين في فلسطين

(مترجم)

الخبر:

خلال هذا الشهر (آب/أغسطس)، منعت السلطة الفلسطينية أي نشاط لتجمع المثليين الجنسيين المسمى "قوس"، ودعت للتواصل مع الشرطة والإبلاغ عن أي شخص له علاقة بهذا التجمع مع ضمان سرية المعلومات التي سيقدمها. (رام الله الإخباري).

ووفقا للمتحدث باسم الشرطة العقيد لؤي ارزيقات، فإن مثل هذه النشاطات تعتبر ضربا ومساسا في المثل والقيم العليا للمجتمع الفلسطيني.

وجاء في إعلان للقوس عن مخيم ليلي في نهاية الشهر الجاري أنه سيتيح مساحة لمن تتراوح أعمارهم بين 18 و24 عاما لاستكشاف التعددية الجنسية والجنسانية، وهو متاح للناس "من جميع أنحاء فلسطين"، بما في ذلك (إسرائيل)، دون الإشارة إلى المكان الذي سيقام فيه. (نيويورك تايمز).

التعليق:

كما يقول المثل "الخبر السيئ هو ترويج جيد"، إن النقاش العنيف الذي يحيط بالسلطة الفلسطينية حول جماعة القوس في فلسطين والسرية في التبليغ عن هؤلاء الأفراد والمؤيدين من أجل حماية "الثقافة والقيم الفلسطينية" آخذة في التسارع بشكل خاص في هذا الشهر آب/أغسطس على الرغم من بعض الادعاءات على وجود (القوس) منذ عام 2001. وتتم تغطية دولية من الصحف الأجنبية لهذا الموضوع، وتقوم وكالات أنباء عربية عدة بمتابعة وتحديث هذا الإعلان ببعض الفترات في التغطية الإخبارية التلفزيونية.

غالبية هذه الوكالات غاضبة ولكن ليس من هذه المجموعة بل من البيان العام الذي أصدرته السلطة الفلسطينية بحظر أي أنشطة لمجموعة القوس، مشيرة إلى القيود والهجمات على المثليين في العيش وفقا لأساليبهم في تعزيز حقوق الإنسان الخاصة بهم، وانقاد النقاش في ذلك أنه في فلسطين الحديثة يجب أن يكون هذا النوع من نمط الحياة مقبولا ونجرؤ على أن نقول ستكون محمية.

لكي تقدم السلطة الفلسطينية بياناً عاماً مع علمها الكامل بأن هذا سيسلط الضوء على مجموعة المثليين وسيتسبب في معرفة المزيد من الناس في فلسطين بها، وفعلهم هذا سيكون بعكس إعلانهم.

إن إظهار وكالات الأنباء لجماعة القوس في ضوء متعاطف ومظلوم لكي تتمكن من العزف على أوتار الحريات الليبرالية والحماية وهو بالضبط ما يتم دفعه، ويرجع ذلك إلى أن السلطة الفلسطينية لا تستطيع أن تعترف فجأة وعلى الفور بهؤلاء الفاسقين وممارساتهم دون أن تعاني من ضجة عامة، لا سيما من جانب الوكالات الدولية، لذلك يجب أن تكون التصريحات والحملات القمعية مقدمة لتطبيع مجتمع الشعب الفلسطيني المحافظ إسلامياً ببطء لقبول ضغوط دعوات المجتمع الدولي للإصلاح في المجتمع الفلسطيني حيث يقوم علناً بقبول جميع أنواع القيم الليبرالية الغريبة عن الثقافة والمثل الإسلامية في أرض فلسطين المباركة، ويتعين على السلطة الفلسطينية أن تقوم بتدخل جريء من أجل "الامتثال للضغوط العامة" من جماعات حقوق الإنسان والمنظمات غير الحكومية، وقد يأتي ذلك في شكل ربط المعونة النقدية كنقطة ضغط، في حين إن القوانين ستقر على الشعب بشكل ملتو وتطبق عليهم، ويمكن استخلاص مثال من القانون السابق الذي يحظر بيع الأراضي لليهود والعقاب الشديد على بيع أي أرض من أراضي فلسطين لهم؛ وقد اعتُبر عملاً من أعمال الخيانة ويعاقب بقسوة ووصمة عار يواجهها المجتمع ليس فقط من جانب الفرد بل من جانب الأسرة ككل. لكن اليوم لم تعد السلطة الفلسطينية تعتبر يهود أعداء بل كجيران وبالتالي بيع أراضي فلسطين الثمينة لا يعاقب عليه قانوناً ولكن لا تزال وصمة العار باقية، وتحاول السلطة الفلسطينية ألا تتواجه مع هؤلاء الناس والحوادث لتجنب أن توصف بالخيانة والعمالة (مع أنها كذلك).

وهكذا بمثل هذه الضجة يأتي الفرض البطيء لـ"مجتمع المثليين" على أرض فلسطين المباركة مضيفاً المزيد من الرذيلة والحرام إلى الأراضي الإسلامية وخاصة في مركزها، ونرى التعتيم الإعلامي أو التغطية على أكثر الفعاليات المفيدة مثلا في فضح ممارسات وسياسات النظام وفي الأحداث في جميع أنحاء البلاد خاصة عندما يتعلق الأمر بتعتيم وسائل الإعلام على الاحتجاجات والمؤتمرات والمواقع لأنها ترفض الوضع الراهن، إن كل هذا مفهوم تماماً من الأنظمة التي تجعل وسائل الإعلام تُستخدم كقوة لينة للسيطرة على الجماهير واسترضاء الجماهير بشأن بعض القضايا التي تهدد وجود الأنظمة الحالية. أما فيما يتعلق بالفساد مثل المثلية الجنسية، فيتم دفعها إلى الجمهور للقراءة والاستفسار، ولا يتم إغلاق مواقعهم الإلكترونية كما هو الحال مع العديد من المواقع الإسلامية الأخرى وصفحات مواقع التواصل والمواقع الرسمية لحزب التحرير.

وقد يأتي مع الغضب العام الفضول، وتأتي المحرمات ببطء؛ يسلط الضوء، ويبدأ التسامح ومن ثم الاعتراف والقبول في نهاية المطاف، وليس مستبعدا أن تتضمن المناهج التعليمية مواضيع مثل هذه المواضيع كما نرى في البلدان الغربية التي تتضمن مثل هذه المواضيع الجنسية في مثل هذه السن المبكرة التي تجبر على الحضور ومعرفة مثل هذه المواضيع البذيئة، ويجري بالفعل تعميم الإعلانات من أجل التجمعات السرية والرحلات الليلية لمناقشة ونشر أعمالهم الفاسدة. حقا إننا في زمن القابض فيه على دينه كالقابض على الجمر.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

منال بدر

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı