كورونا الثانية وحتمية الانهيار
كورونا الثانية وحتمية الانهيار

الخبر:   شهدت الولايات المتحدة تسجيل حالة وفاة بمرض كوفيد-19 كل دقيقة تقريبا أمس الأربعاء، في حين تجاوزت الأرقام عالميا 17 مليون إصابة، وسط تحذير بريطانيا من موجة وباء ثانية قد تضرب أوروبا. ورصدت الولايات المتحدة 1461 وفاة يوم الأربعاء، وهي أعلى زيادة في يوم واحد منذ وفاة 1484 يوم 27 أيار/مايو الماضي. وفي بريطانيا، قال وزير الصحة مات هانكوك اليوم الخميس إنه قلق من حدوث موجة تفش ثانية لفيروس كورونا المستجد في أوروبا، وإن الحكومة لن تتردد في التحرك لإعادة فرض إجراءات الحجر الصحي إذا اقتضت الضرورة لتبقى البلاد آمنة. (الجزيرة نت)

0:00 0:00
Speed:
August 03, 2020

كورونا الثانية وحتمية الانهيار

كورونا الثانية وحتمية الانهيار

الخبر:

شهدت الولايات المتحدة تسجيل حالة وفاة بمرض كوفيد-19 كل دقيقة تقريبا أمس الأربعاء، في حين تجاوزت الأرقام عالميا 17 مليون إصابة، وسط تحذير بريطانيا من موجة وباء ثانية قد تضرب أوروبا.

ورصدت الولايات المتحدة 1461 وفاة يوم الأربعاء، وهي أعلى زيادة في يوم واحد منذ وفاة 1484 يوم 27 أيار/مايو الماضي.

وفي بريطانيا، قال وزير الصحة مات هانكوك اليوم الخميس إنه قلق من حدوث موجة تفش ثانية لفيروس كورونا المستجد في أوروبا، وإن الحكومة لن تتردد في التحرك لإعادة فرض إجراءات الحجر الصحي إذا اقتضت الضرورة لتبقى البلاد آمنة. (الجزيرة نت)

التعليق:

لقد كانت المرحلة الثانية من الإنفلونزا الإسبانية قبل قرن أكثر فتكا من المرحلة الأولى، لذلك هل الموجة الثانية حتمية؟ وإلى أي مدى سوف تجر العالم إلى أزمات أخرى متتالية؟

هناك خلاف علمي حول أيهما أقوى الموجة الأولى أم الثانية، ولن ندخل في هذا الجدال ولكن السؤال: هل يستطيع العالم دخول غمار موجة ثانية بهذه الحالة المزرية التي يعيشها جراء هذا النظام الجشع الذي غير المفاهيم والمعتقدات، وعبث في كل شيء في هذه الأرض، وأصبح الإنسان يعاني من ضعف شديد على كل المستويات السياسية والاقتصادية والإنسانية... الخ، ونزع القيم وجعل كل شيء له ثمن هو الذي يجب التحدث فيه والعمل على إيجاده بغض النظر عن وضعه وتأثيره على هذه البشرية؟

إن الذين يتحكمون ويقودون هم الرأسماليون، الذين نهبوا وغيروا كل شيء جميل في هذه الحياة، وأصبحنا نعيش فيها كأدوات متجردين من أغلب القيم الإنسانية، وأصبح جل تفكيرنا ينصب حول ما يرسمونه لنا هم من أكاذيب وخداع، حتى يستطيعوا أن يبقوا على هذا النظام المتهالك، الذي مع سقوطه الحتمي سوف يجر الويلات على هذا العالم أجمع.

نعم، إذا كان العالم بكل دوله غير قادر على الصمود في حال عودة فيروس كورونا المتجدد إذا صح القول! وإذا كان العالم يعاني من ركود اقتصادي مرتفع جدا وهو يتقدم بسرعة هائلة نحو الهاوية وكثير من دول العالم لن تصمد أمام إغلاق الاقتصاد مرة ثانية، فإن هذا الأمر سوف يضعهم بين خيارات أحلاها مر.

فالمشكلة الحقيقية ليست هي بوجود الوباء أو الفيروس فقط، بل في إمكانية معالجة هذه المرحلة بطريقة صحيحة، فيجب أن تكون المعالجات ورعاية شؤون الشعوب متناسبة مع حجم الجائحة وهذه حقيقة غير متوفرة في أغلب دول العالم بسبب الرأسمالية...

ففي الغرب لا يوجد نسيج مجتمعي قادر على الصمود ولا توجد قوة اقتصادية لتحمل ما سوف يجري، ولا توجد إرادة حقيقية في الخروج من عنق الزجاجة لأنه ليس فقط حكام البلاد الإسلامية خونة وأنهم باعوا كل شيء بل أيضا حكام الغرب كذلك... وحسب النظام الرأسمالي فإن مصالحهم الشخصية هي التي تقودهم حتى ولو فنى عدد كبير من البشر.

إن المشكلة الحقيقية هي في حقيقة رعاية شؤون الشعوب بشكل عام، فما يمارس اليوم هو نهب واغتصاب ودجل على هذه الشعوب، وإن زينت الحياة التي يعيشونها.

اليوم تنكشف جميع الأقنعة عن أول مواجهة حقيقية لفيروس صغير الحجم، وبغض النظر عن حجمه وقوته ووجوده وقدرته، فإن النظام الرأسمالي لا يقوى على الصمود لأنه منهار أصلا وبعيد عن كل أسباب التصدي وهو في الأصل السبب في ما يمر به العالم اليوم؛ لأن الفيروس كشف اللثام عن شكل الرأسمالية الحقيقية وأظهر بأنها في حالة انهيار، ولا نستغرب عندما قالوا إن الرأسمالية (تحمل بذور موتها مع بذور نشأتها)! وهم قد تنبأوا بانهيارها، وهذا ما يسمونه لعنة ماركس الذي مضى على موته 200 عام تقريبا.

يا أيتها الشعوب في العالم إن المشكلة الأساسية تكمن بمن تنقادون وراءهم... أليس فيكم رجل رشيد؟! إن الرأسمالية تقودكم إلى هلاككم وأنتم تعلمون وتبررون!! إن الذي ينظر من غربال الرأسمالية ليس له دواء فيجب التفكير خارج الدائرة. وإن الخروج من الرأسمالية أصبح واجبا على كل مفكر واعٍ ينشد الخير لهذا العالم وينقله من ظلم الرأسمالية إلى عدل الإسلام، ومن جور الأديان إلى عدل الإسلام.

يا أيها المسلمون في جميع بقاع الأرض: هبوا وانشروا مبدأكم الذي هو دينكم وشريعتكم، وعلّموا الناس أنه لا خلاص لهم إلا بقيام الخلافة التي تعمل على تطبيق شرع الله. وإن كل ما تقوله الرأسمالية بأن الإسلام إرهاب وأنه سوف يقتلكم فإنه كذب وافتراء وعار عن الصحة، بل الذي يقتلكم فعلا هو هذه الأنظمة الرأسمالية والقائمون عليها؛ لذلك تحركوا حتى ننهي أركان هذا النظام الفاسد...

قال تعالى: ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

دارين الشنطي

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı