كوفيد-19 وكراهية الأجانب والقومية القبيحة: قضية اللاجئين الروهينجا في ماليزيا
كوفيد-19 وكراهية الأجانب والقومية القبيحة: قضية اللاجئين الروهينجا في ماليزيا

الخبر: في كانون أول/ديسمبر 2016، قاد نجيب رزاق رئيس الوزراء الماليزي آنذاك، تجمعاً ضخماً في كوالالمبور لإظهار التضامن مع مسلمي الروهينجا. في اجتماع UMNO لعام 2018، تعهد باستمرار مساعدة المسلمين من فلسطين وميانمار. وقال نجيب في الاجتماع "يجب على المسلمين في ماليزيا والعالم أن يتحدوا لإنهاء المعاناة والقمع ضد إخوانهم في البلدين". وأضاف: "واصلت ماليزيا تقديم المساعدة لتخفيف معاناة مجتمع الروهينجا،

0:00 0:00
Speed:
May 01, 2020

كوفيد-19 وكراهية الأجانب والقومية القبيحة: قضية اللاجئين الروهينجا في ماليزيا

كوفيد-19 وكراهية الأجانب والقومية القبيحة:
قضية اللاجئين الروهينجا في ماليزيا
(مترجم)


الخبر:


في كانون أول/ديسمبر 2016، قاد نجيب رزاق رئيس الوزراء الماليزي آنذاك، تجمعاً ضخماً في كوالالمبور لإظهار التضامن مع مسلمي الروهينجا. في اجتماع UMNO لعام 2018، تعهد باستمرار مساعدة المسلمين من فلسطين وميانمار. وقال نجيب في الاجتماع "يجب على المسلمين في ماليزيا والعالم أن يتحدوا لإنهاء المعاناة والقمع ضد إخوانهم في البلدين". وأضاف: "واصلت ماليزيا تقديم المساعدة لتخفيف معاناة مجتمع الروهينجا، بصرف النظر عن فتح أبوابها لهم لمشاركة السلام والاستقرار الذي يتمتع به الماليزيون في البلاد، بالإضافة إلى إرسال المساعدة إلى اللاجئين الروهينجا في بنغلادش وميانمار". بخلاف كلامه، وفي 23 نيسان/أبريل 2020، دعم رئيس الوزراء السابق نجيب رزاق الإجراء المثير للجدل من قبل السلطات الماليزية الحالية في إرجاع اللاجئين الروهينجا الذين يحاولون الهبوط على الشواطئ الماليزية في وقت مبكر من هذا الشهر.

التعليق:


بسبب المخاوف من انتشار فيروس كوفيد-19، قررت الحكومة الماليزية تنفيذ ما يسمى أمر مراقبة الحركة الذي بدأ في 18 آذار/مارس 2020 وبعد 3 تمديدات استمر حتى اليوم. ما هو واضح أنه خلال مراقبة الحركة تظهر غريزة البقاء على قيد الحياة بشكل ملحوظ. تواجه الأنشطة الاقتصادية اضطرابات، مما يخلق مخاوف من أنه ستكون هناك عواقب وخيمة على الاقتصاد بعد مراقبة الحركة. للأسف، إلى جانب المخاوف الاقتصادية، أظهر المرض نفسه بقوة باعتباره مظهراً من مظاهر غريزة البقاء - القومية بأبشع صورها. للأسف، يتجلى هذا القبح بين المسلمين في ماليزيا. بدأ كل شيء عندما أعادت البحرية الملكية الماليزية قارباً يحمل لاجئاً من الروهينجا مستشهدين بإجراءات كوفيد-19 كمبرر لتحويل القوارب بعيداً عن الساحل الماليزي. تسبب هذا العمل في ضجة كبيرة في وسائل الإعلام الإلكترونية ضد اللاجئين الروهينجا. فجأة، تمتلئ منشورات فيسبوك والواتساب برسائل كراهية الأجانب والقصص المزيفة المصممة لكسب الكراهية تجاه الروهينجا في ماليزيا. حتى إن هناك عريضة على الإنترنت "قل لا للروهينجا"، وقع عليها أكثر من 30.000 شخص!


في خمولها الطبيعي، تعتبر القومية أمرا مفروغا منه، وما تحتاجه هو شرارة لإشعال النار. تعمل قضية اللاجئين كشرارة والنار تشتعل الآن بشكل كبير في وسائل التواصل. الحقيقة المحزنة هي أن القومية على قيد الحياة وبصحة جيدة في ماليزيا. وعندما تهيمن القومية، يغرق حبل الله، ويتم تجاهل العقيدة التي تجمع المسلمين معاً. يحتاج المرء فقط إلى قراءة رسائل كراهية الأجانب في وسائل التواصل بشأن هذه المسألة ليتفاجأ ويتساءل كيف يمكن أن يحدث هذا في شهر رمضان المبارك، في بلد يهيمن عليه المسلمون؟! أين روح الأخوة التي أمرنا بها الله سبحانه وتعالى؟ ﴿إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ﴾.


إخوتنا الروهينجا لم يختاروا القدوم إلى ماليزيا. وإنما أدت أعمال العنف التي ارتكبها الكفار ضدهم، إلى لجوء مئات الآلاف منهم يلتمسون المأوى في البلدان المجاورة. ويجب علينا باعتبارنا مسلمين أن نبذل قصارى جهدنا لاستيعابهم. إن هجوم كراهية الأجانب، الذي يلوم مسلمي الروهينجا على العيش في ظروف يرثى لها، والتي قد تتحول إلى أرض خصبة لـكوفيد-19 هو في الواقع صفعة على وجوهنا. يجب أن تكون المساعدة المقدمة على طول الطريق. غالبية مسلمي الروهينجا غير معترف بهم كلاجئين ولا يُمنحون تصاريح عمل. إذا تم الاعتراف بهم رسمياً كلاجئين وتم السماح لهم بالعمل بشكل قانوني، فإن الإقامة المناسبة وكسب رزقهم بكرامة ليست خطوة بعيدة. إذا لجأوا إلى الجريمة، فلندع قانون البلاد يتعامل معهم، لكن لا نضع جميع اللاجئين الروهينجا في بؤرة هجمات كراهية الأجانب.


في ظل هذه العنصريات الرأسمالية والديمقراطية والقومية، سيبقى التعامل مع إخواننا الروهينجا كما هو الآن. هذه هي العنصرية التي تعرج عندما يتعلق الأمر بمساعدة الروهينجا لكنهم يسارعون إلى تأمين احتياجات وحقوق الصحة، التي لا تحتاج حقاً إلى الإعالة. هذه هي العنصرية التي تلام في تربية الميول القومية البشعة في الماليزيين والمسؤول المباشر عن زيادة هجمات كراهية الأجانب على إخواننا من الروهينجا. نسأل الله أن يرحمنا جميعاً لنغير النظرة لتكون متماشية مع أحكام الله سبحانه وتعالى ورسوله e، وأن يحمى المسلمون المضطهدون في العالم ويطمئنوا تحت مظلة الشريعة والخلافة.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
د. محمد – ماليزيا

#كورونا | #Covid19 | #Korona

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı