إعلام يُخرّب عقول أبنائنا ويصنع شخصيّات ضائعة تائهة
إعلام يُخرّب عقول أبنائنا ويصنع شخصيّات ضائعة تائهة

إنّ النّاظر لحال أبنائنا اليوم، يجدهم في ضياع وتيه وتذبذب وتشتت وشقاء وقلق واضطراب وعنف وفوضى، وهذا أمر غريب يخرج عن أصل الحال التي يجب أن يكونوا عليها، لذلك نجد أنفسنا أمام سؤال يفرض نفسه، لماذا وصل بهم الحال إلى كل هذا؟

0:00 0:00
Speed:
May 18, 2023

إعلام يُخرّب عقول أبنائنا ويصنع شخصيّات ضائعة تائهة

إعلام يُخرّب عقول أبنائنا ويصنع شخصيّات ضائعة تائهة

إنّ النّاظر لحال أبنائنا اليوم، يجدهم في ضياع وتيه وتذبذب وتشتت وشقاء وقلق واضطراب وعنف وفوضى، وهذا أمر غريب يخرج عن أصل الحال التي يجب أن يكونوا عليها، لذلك نجد أنفسنا أمام سؤال يفرض نفسه، لماذا وصل بهم الحال إلى كل هذا؟

وللإجابة عن السؤال وحتى نتوصّل إلى العلاج نقول:

إن التائه هو الضائع الّذي ضلّ طريقه نحو هدفه وراح في طرق شتّى وبقي حيران يمشي هنا وهناك يبحث عن سبيل للوصول إلى غايته، تتخطّفه الأهوال والمخاطر. هكذا هو حال أبنائنا، كيف ينجو من أضاع وفرّط في نوره الّذي يرشده ويهديه إلى الخلاص وإلى برّ الأمان؟

لقد أصبح أهمّ ما يشدّ انتباه أبنائنا ويستحوذ على عقولهم هو وسائل الإعلام بشتّى أصنافها وأنواعها وكل ما تبثّ من برامج ومسلسلات وأفلام وأغان هابطة مائعة، حيث يحرص الإعلام على جذب أبنائنا بمختلف أعمارهم ومنذ نعومة أظفارهم، ابتداء بصور متحرّكة يغلب عليها الخيال الذي لا صلة له بالواقع بتاتا لا في صورهم ولا في أشكالهم، وألعابهم فيها شذوذ عن الطبيعة، قصص خاوية من أية مضامين ذات قيمة، هدفهم تخريب عقول أبنائنا وبناء شخصيّة مشوّشة مضطربة تلهو بشكل عشوائي جنونيّ وأحيانا يغلب عليهم العنف. مرورا بمسلسلات وأفلام تهدف لغزو عقول أبنائنا بفكرة التحرّر وإلهائهم بقصص الغرام والحب والهيام خاصّة التي خارج إطار الزواج والتي تضرب في صميم فكرة ومفهوم الزواج في الإسلام الذي يبنى على المودّة والرّحمة والذي يؤسّس لأسرة مسلمة تربّي أبناءها على تقوى من الله ورسوله ليخرجوا أبطالا في شتّى المجالات.

كما شُوّهت صورة الأمّ ربّة البيت التي تسهر على راحة زوجها وأبنائها والتي تدير شؤون بيتها وترعى أبناءها بمحبّة وطمأنينة لتحلّ بدلا عنها صورة المرأة المتحرّرة الّتي لا همّ لها سوى النجاح في عملها تاركة خلفها أبناء في حاجة ماسّة لعطفها وحنانها ورعايتها وتربيتها فيعيشون في نقص واضطراب يُلازمهم.

كما أصبحت المسلسلات والأفلام اليوم كلّها سحر وشعوذة إمعانا في إغراق أبنائنا في مستنقع من الظّلام والتّيه وحتّى يُلهوهم ببدع ضالّة مُضلّة تُردي بهم إلى القاع فيصعب عليهم العودة إلى السطح وإلى النّور وتنتهي ببعضهم إلى الانتحار.

وأمّا عن البرامج من منوعات وألعاب وغيرها فهي تدعو لكل ما هو تعرّ وفجور وأفكار تحارب الله ورسوله لطمس أي فكر إسلاميّ ولضرب أي مفهوم عقائديّ، سلاحهم في ذلك التهكّم والسخرية من أي شيء يمتّ للإسلام والمسلمين بصلة، جاعلين النموذج الغربيّ قدوة وصلاحا وفلاحا، وأمّا النّموذج الّذي يتّصل بشيء من الإسلام فهو تخلّف ورجعيّة لينفّروا أبناءنا من العودة لدينهم وحتى من أن يكونوا كآبائهم، بل يجعلونهم يسخرون من أنفسهم فتنشأ فيهم قلّة الثّقة في عقيدتهم وفي آبائهم ومجتمعهم، ويسعون جاهدين ليكونوا كالنموذج الغربي في تصرّفاتهم ولباسهم، أقصى طموحاتهم أن يكونوا كمُمثّل أو مغنّ مشهور فيصبحوا في تقليد أعمى دون وعي أو إدراك وكأنّهم آلات مبرمجة تطبّق تعليمات سابقة، فيعيشون في عالم من الخيال بعيدا عن واقعهم الذي ينتظر صحوتهم والطاقة الكامنة فيهم التّي لو تعلّقت بهدي الله سبحانه ورسوله ﷺ لغيّرت واقعهم وواقعنا المرير.

كما أن الغرب لم ينس أن يعدّ لنا الجديد من الألهيات الأخرى من ألعاب إلكترونيّة جعلت من عقول أبنائنا مشدودة لعالم افتراضي يزيد من حالات التوحّد ويأخذهم إلى درجة الانتحار، فأي سيطرة هذه وأي أثر على عقول أبنائنا؟ رحماك يا ربي! وحتّى معاركهم أصبحت في الخيال بدل أن تكون على ساحات الوغى في الغزو والجهاد في سبيل الله لنصرة دين الله مثل أسلافهم كأسامة بن زيد وخالد بن الوليد وكغيرهما من الأبطال الّذين سطّروا تاريخا من المجد، غايتهم كانت المعالي والرفعة لدينهم ولأمّتهم وعيونهم ترنو إلى جنّة عرضها كعرض السماوات والأرض ورضوان من الله أكبر، حياتهم كانت مليئة بالبطولات فكانوا القدوة الصالحة التي يُقتدى بها ولن يصلح حالنا إلاّ كما صلح حالهم. فيا أبناءنا اقتدوا بهم تفلحوا وتنالوا سعادة الدارين.

يقول الله جلّ جلاله: ﴿فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلا يَضِلُّ وَلا يَشْقَى * وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكاً وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى﴾، قال ابن عباس رضي الله تعالى عنهما في تفسير الآية: تكفل الله لمن اتبع هدى الله أن لا يضل في الدنيا، ولا يشقى في الآخرة، والمعنى: أن من اتبع الهدى، واستقام على الحق الذي بعث الله به نبيه محمداً عليه الصلاة والسلام فإنه لا يضل في الدنيا، بل يكون مهتدياً مستقيماً، ولا يشقى في الآخرة، بل له الجنة والكرامة.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

آمنة خشارم

More from null

Devletin Sağlık Felaketiyle Mücadeledeki Rolünün Yokluğu: Dang Humması ve Sıtma

Devletin Sağlık Felaketiyle Mücadeledeki Rolünün Yokluğu

Dang Humması ve Sıtma

Sudan'da dang humması ve sıtmanın yaygın bir şekilde yayılmasıyla, Sağlık Bakanlığı'nın etkili rolünün yokluğunu ve devletin her geçen gün can alan bir salgınla başa çıkma konusundaki yetersizliğini ortaya koyan ciddi bir sağlık krizi ortaya çıkıyor. Hastalık bilimi alanındaki bilimsel ve teknolojik ilerlemeye rağmen, gerçekler ortaya çıkıyor ve yolsuzluk kendini gösteriyor.

Net Bir Planın Yokluğu:

Vaka sayısının binleri aşmasına ve bazı medya kaynaklarına göre toptan ölümlerin kaydedilmesine rağmen, Sağlık Bakanlığı salgınla mücadele için net bir plan açıklamadı. Sağlık kurumları arasında koordinasyon eksikliği ve salgın krizlerle başa çıkmada önleyici vizyon eksikliği dikkat çekiyor.

Tıbbi Tedarik Zincirlerinin Çöküşü

"Parol" gibi en basit ilaçlar bile bazı bölgelerde nadir hale geldi, bu da tedarik zincirlerindeki bir çöküşü ve ilaç dağıtımı üzerindeki denetim eksikliğini yansıtıyor, bu da kişinin en basit yatıştırıcı ve destek araçlarına ihtiyaç duyduğu bir zamanda.

Toplumsal Bilinçlendirme Eksikliği

İnsanları sivrisineklerden korunma yöntemleri veya hastalığın belirtileri hakkında eğitmek için etkili medya kampanyaları yok, bu da enfeksiyonun yayılmasını artırıyor ve toplumun kendini koruma yeteneğini zayıflatıyor.

Sağlık Altyapısının Zayıflığı

Hastaneler, tıbbi personel ve ekipman, hatta temel teşhis araçları konusunda ciddi bir eksiklik çekiyor, bu da salgına yanıtı yavaş ve rastgele hale getiriyor ve binlerce kişinin hayatını tehlikeye atıyor.

Diğer Ülkeler Salgınlarla Nasıl Başa Çıktı?

 Brezilya:

- Modern böcek ilaçları kullanarak yer ve hava yoluyla ilaçlama kampanyaları başlattı.

- Sinekliği dağıttı ve toplumsal bilinçlendirme kampanyalarını etkinleştirdi.

- Salgın bölgelerinde acil olarak ilaç sağladı.

Bangladeş:

- Yoksul mahallelerde geçici acil durum merkezleri kurdu.

- Bildirimler için yardım hatları ve mobil müdahale ekipleri sağladı.

Fransa:

- Erken uyarı sistemlerini etkinleştirdi.

- Taşıyıcı sivrisinekler üzerindeki denetimi yoğunlaştırdı ve yerel bilinçlendirme kampanyaları başlattı.

Sağlık En Önemli Görevlerden Biridir ve Devletin Sorumluluğu Tamdır

Sudan hala etkili tespit ve raporlama mekanizmalarından yoksun, bu da gerçek rakamların açıklanandan çok daha yüksek olmasına neden oluyor ve krizi daha da karmaşık hale getiriyor. Mevcut sağlık krizi, devletin insan hayatını önceliklerinin en üst sırasına koyan sağlık hizmetlerinde etkili rolünün yokluğunun doğrudan bir sonucudur. İslam'ı uygulayan ve Ömer bin Hattab'ın "Irak'ta bir katır tökezlese, Allah Kıyamet Günü'nde ondan beni hesaba çeker" sözünü uygulayan bir devlet.

Önerilen Çözümler

- İnsan hayatında Allah'tan korkan ve her şeyden önce etkili, hisse senedi veya yolsuzluğa tabi olmayan bir sağlık sistemi kurmak.

- Ücretsiz sağlık hizmetini her reayanın temel hakkı olarak sağlamak. Özel hastanelerin ruhsatlarını iptal etmek ve tıp alanındaki yatırımları engellemek.

- Bilinçlendirme kampanyaları ve sivrisineklerle mücadele yoluyla tedaviden önce önlemenin rolünü etkinleştirmek.

- Sağlık Bakanlığı'nı insanların hayatından sorumlu olacak şekilde yeniden yapılandırmak, sadece bir idari kurum olmaktan çıkarmak.

- İnsan hayatını ekonomik ve siyasi çıkarların üstüne koyan bir siyasi sistem benimsemek.

- Suç örgütleri ve ilaç mafyasıyla bağları koparmak.

Müslümanların tarihinde, hastaneler insanlara ücretsiz hizmet vermek için kurulurdu, yüksek verimlilikle yönetilir ve insanların cebinden değil, devlet hazinesinden finanse edilirdi. Sağlık hizmetleri devletin sorumluluğunun bir parçasıydı, ne bir lütuf ne de bir ticaret.

Bugün Sudan'da salgınların yayılması ve devletin sahnede olmaması, göz ardı edilemeyecek bir tehlike işaretidir. Gerekli olan sadece Parol sağlamak değil, aynı zamanda insan hayatıyla ilgilenen ve krizin semptomlarını değil, köklerini tedavi eden gerçek bir refah devleti kurmaktır, insanın değerinin, hayatının ve yaratılış amacının (yalnızca Allah'a ibadet etmek) farkında olan bir devlet. İslami devlet, sağlık hizmetleri konularını ancak Nübüvvet metoduna göre ikinci Raşid Halifeliği devletinin gölgesinde uygulanabilen sağlık sistemi aracılığıyla çözebilir, bu devlet Allah'ın izniyle yakında kurulacaktır.

﴿Ey iman edenler! Sizi diriltecek şeylere çağırdığı zaman Allah'a ve Resul'e icabet edin

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu İçin Yazılmıştır

Hatem El-Attar – Mısır Vilayeti

Ebu Üsame, Ahmed Bekir (Hezim) rahmetullahi aleyh ile Arkadaşlığın Şerefi

Ebu Üsame, Ahmed Bekir (Hezim) rahmetullahi aleyh ile Arkadaşlığın Şerefi

22 Rebiülevvel 1447 Hicri, miladi 14 Eylül 2025 sabahı, seksen yedi yaşına yakın bir yaşta, Hizb-ut Tahrir'in ilk neslinden Ahmed Bekir (Hezim), Rabb'inin rahmetine kavuştu. Davayı uzun yıllar taşıdı, bu uğurda uzun hapisler ve şiddetli işkenceler çekti, ancak Allah'ın lütfu ve yardımıyla ne gevşedi, ne zayıfladı, ne değiştirdi, ne de dönüştürdü.

Seksenli yıllarda Suriye'de, rahmetli Hafız'ın hükümeti döneminde uzun yıllar gizlenerek yaşadı. 1991 yılında Hava İstihbaratı tarafından bir grup Hizb-ut Tahrir genciyle birlikte tutuklandı ve suçlular Ali Memluk ve Cemil Hasan'ın gözetiminde en ağır işkencelere maruz kaldı. Ebu Üsame ve bazı arkadaşlarının sorgusundan sonra sorgu odasına giren bir kişi bana, sorgu odasının duvarlarında et parçaları ve kan gördüğünü söyledi.

Mezze'deki Hava İstihbarat Şubesi'nin hücrelerinde bir yıldan fazla kaldıktan sonra, geri kalan arkadaşlarıyla birlikte Seydnaya hapishanesine gönderildi ve ardından on yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sabırla ve mükafatını Allah'tan bekleyerek yedi yılını geçirdi, sonra Allah ona kurtuluş nasip etti.

Hapisten çıktıktan sonra doğrudan davayı taşımaya devam etti ve Suriye'de 1999 yılının Aralık ayının ortasında yüzlerce Hizb gençliğini kapsayan tutuklamalar başlayana kadar devam etti. Beyrut'taki evi basıldı ve kaçırılarak Mezze havaalanındaki Hava İstihbarat Şubesi'ne götürüldü, böylece yeni bir korkunç işkence aşaması başladı. Allah'ın yardımıyla yaşına rağmen sabırlı, sebatlı ve mükafatını Allah'tan bekleyen biriydi.

Yaklaşık bir yıl sonra yeniden Seydnaya hapishanesine nakledildi ve Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılandı. Daha sonra on yıl hapis cezasına çarptırıldı ve Allah ona yaklaşık sekiz yılını geçirmeyi nasip etti, sonra Allah ona kurtuluş nasip etti.

2001 yılında Seydnaya hapishanesinde onunla tam bir yıl geçirdim, hatta beşinci koğuşta (A) üçüncü katın solunda tam yanındaydım, ona sevgili amcam diye hitap ederdim.

Birlikte yemek yerdik, yan yana uyurduk, kültürü ve fikirleri müzakere ederdik. Kültürü ondan öğrendik, sabrı ve sebatı ondan öğrenirdik.

İnsanları seven, hoşgörülü, gençlere düşkün, onlara zafere ve Allah'ın vaadinin yakın zamanda gerçekleşeceğine dair güven aşılardı.

Allah'ın Kitabını ezberlemişti ve her gün ve gece okurdu. Gecenin çoğunu ibadetle geçirirdi ve şafak yaklaştığında beni kıyam namazı ve ardından sabah namazı için uyandırırdı.

Hapisten çıktım ve 2004 yılında geri döndüm. 2005'in başlarında yeniden Seydnaya hapishanesine nakledildik ve 2001'in sonunda ilk kez çıktığımızda hapiste kalanlarla yeniden buluştuk. Onlardan biri de sevgili amcam Ebu Üsame Ahmed Bekir (Hezim) rahmetullahi aleyh idi.

Koğuşların önünde uzun süreler yürüyerek hapishane duvarlarını, demir parmaklıkları, aile ve sevdiklerinden ayrılığı unutmaya çalışırdık. Nasıl unutabilirdik ki o, uzun yıllarını hapiste geçirmiş ve neler yaşamıştı!

Ona yakınlığıma ve uzun süre arkadaşlık etmeme rağmen, onu asla şikayet ederken veya sızlanırken görmedim. Sanki hapiste değilmiş de hapishane duvarlarının dışında uçuyormuş gibiydi; çoğu zaman okuduğu Kur'an ile uçuyordu, Allah'ın vaadine olan güven ve Peygamberimiz ﷺ'in zafer ve iktidar müjdesi kanatlarıyla uçuyordu.

En karanlık ve en zorlu koşullarda bile, Peygamberimiz ﷺ'in «Sonra Nübüvvet Minhacı Üzere Hilafet Olacak» müjdesinin gerçekleşeceği büyük zafer gününü özlüyorduk. Hilafetin gölgesinde ve ak sancak dalgalanırken bir araya gelmeyi arzuluyorduk. Ancak Allah, senin bu sıkıntı diyarından ebediyet ve beka diyarına göçmeni takdir etti.

Allah'tan Firdevs-i Ala'da olmanı dileriz ve Allah katında kimseyi temize çıkarmıyoruz.

Sevgili amcamız Ebu Üsame:

Allah'tan sana engin rahmetiyle muamele etmesini, seni cennetlerinin en geniş yerine yerleştirmesini, seni sıddıklar ve şehitlerle birlikte kılmasını, çektiğin eziyet ve azaba karşılık cennetteki en yüksek dereceleri vermesini dileriz. Yüce Allah'tan havuz başında Peygamberimiz ﷺ ile ve rahmetinin karar yerinde bizi seninle bir araya getirmesini dileriz.

Tesellimiz, Rahmet Edenlerin En Merhametlisinin huzuruna varman ve biz ancak Allah'ı razı eden sözleri söyleriz. Biz Allah'a aitiz ve O'na döneceğiz.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Ofisi Radyosu İçin Yazılmıştır

Ebu Suteyf Cicu