حوادث الطّرقات في تونس: عنوان جديد لفساد المنظومة التّشريعيّة
حوادث الطّرقات في تونس: عنوان جديد لفساد المنظومة التّشريعيّة

الخبر: أكّدت وزارة الدّاخلية أنّ حادث مرور جدّ صباح اليوم على مستوى منطقة "عين السّنوسي" من معتمديّة عمدون ولاية باجة. وتتمثّل صورة الحادث وفق بلاغ للوزارة، في سقوط حافلة، تابعة لإحدى وكالات الأسفار الخاصّة، كانت تقلّ 43 شخصا في إطار رحلة سياحيّة ترفيهيّة من تونس العاصمة في اتّجاه عين دراهم، في مجرى وادي بعد تجاوزها لحاجز حديديّ.

0:00 0:00
Speed:
December 02, 2019

حوادث الطّرقات في تونس: عنوان جديد لفساد المنظومة التّشريعيّة

حوادث الطّرقات في تونس: عنوان جديد لفساد المنظومة التّشريعيّة


الخبر:


أكّدت وزارة الدّاخلية أنّ حادث مرور جدّ صباح اليوم على مستوى منطقة "عين السّنوسي" من معتمديّة عمدون ولاية باجة. وتتمثّل صورة الحادث وفق بلاغ للوزارة، في سقوط حافلة، تابعة لإحدى وكالات الأسفار الخاصّة، كانت تقلّ 43 شخصا في إطار رحلة سياحيّة ترفيهيّة من تونس العاصمة في اتّجاه عين دراهم، في مجرى وادي بعد تجاوزها لحاجز حديديّ.


وتتمثّل الحصيلة الأوليّة للحادث في وفاة 22 شخصا وإصابة 21 آخرين تمّ نقلهم إلى مستشفيات عمدون وباجة لتلقّي الإسعافات الضرورية. (حقائق أون لاين، 01/12/2019)


التّعليق:


شهدت تونس اليوم فاجعة جديدة في شبابها. فالحافلة كانت تقلّ تلاميذ وطلبة، وعدد الضّحايا في ازدياد، فإلى الآن سجّلت 26 حالة وفاة إضافة إلى عدد كبير من الجرحى وحالتهم خطيرة، كانوا يقومون برحلة إلى عين دراهم - تلك المنطقة الجبليّة السّاحرة الجذّابة والتي تغري الكثير بزيارتها - ولكنّها وإن كانت كذلك فإنّ طرقاتها ليست بأفضل حالاً من الطّرقات في معظم مناطق البلاد، وما شهدته الأيّام الأخيرة من حوادث وما يلاقيه النّاس من صعوبات في التّنقّل حتّى في المدن الكبرى وذلك لتهرّي البنية التّحتيّة للطّرقات الذي كشفته الأمطار الأخيرة وهو ما أدّى إلى امتعاض النّاس وغضبهم.


هذه الحادثة ليست هي الأولى فقد أكّد شهود عيان بالمنطقة - مكان الحادث - أنّها تشهد من 4 إلى 5 حوادث في السنّة وذلك لأنّ هذا المكان يمثّل منعرجا خطيرا جدّا والطّريق ضيّقة وغير مؤمّنة، لذلك فهي تمثّل خطرا على كلّ من يستعملها خاصّة إن كان يجهل طبيعتها. وتجدر الإشارة إلى أنّه تمّ في سنة 2019 تسجيل: 5043 حادثا راح ضحيّتها 999 قتيلا و7326 جريحا، فهل اتّخذت الدّولة التّدابير اللّازمة لمراقبة الطّرقات وجعلها صالحة لمستعمليها لتفادي هذا الكمّ الهائل من الخسائر البشريّة، أم أنّ الشّركات الخاصّة كفيلة بتعبيد الطّرقات والسّمسرة في تكاليف تعبيدها وتجهيزها وجعلها ممرّات ضيّقة تسهم بشكل ملحوظ في مزيد من الحوادث والضّحايا؟


حالة السّيارات ومراقبتها "فنّيّا": صار الفحص الفنّي يجرى كلّ سنتين بعد أن كان سنويّا والسّبب قلّة أعوان الفحص الفنّي والتّزاحم الكبير الذي يحصل نتيجة توافد النّاس للقيام به فكان هذا الإجراء؛ حلّ يمثّل في حدّ ذاته مشكلا ويساهم في جعل الطّرقات موطنا للعربات غير الصّالحة وهو ما أشار إليه رئيس الجمعيّة التّونسية للوقاية من حوادث الطرقات وأكّد أنّ الحافلات العموميّة هي الأخرى بحاجة لمزيد من الرّقابة وتحسين وضعيّتها.


أطلق على ما يحدث في الطّرقات - وعلى إثر هذه الفاجعة - إرهابا! هو فعلا إرهاب في حقّ النّاس الذين لا تُرعى شؤونهم في أبسط مرافق الحياة. إرهاب نظام رأسماليّ يحكم البلاد ولا همّ له سوى تحقيق الأرباح، فمتى كان هذا النّظام يبحث عن مصالح النّاس وراحتهم وسعادتهم؟! طرقات ضيّقة وغير مؤمّنة يسعى منفّذوها ومجهّزوها لتكون بأقلّ تكاليف ولو فسدت المواصفات. عربات لا تخضع للفحص الفنّي إلّا بعد سنتين لأنّ هذا النّظام يرفض الانتدابات الجديدة ويرفض المصاريف. مستعملون للطرقات غابت عنهم مفاهيم دينهم صاروا لا يقدّرون معنى قتل النّفس وما يترتب عليه من دية ومن عقاب يجعله يفكّر ويتعقّل فيتريث ولا يسرع.


أشار رئيس الجمعيّة التّونسية للوقاية من حوادث الطّرقات إلى أنّ حوادث المرور تكلّف المجموعة الوطنيّة خسائر 500 مليون دينار سنويّا. مؤشّر واضح لفساد منظومة تشريعيّة لا تعبأ بأرواح النّاس ولا تعمل على إصلاحات وحلول جذريّة لأنّها لا تملك ذلك ولأنّ قوانينها عاجزة عن ذلك. فلو أنّها صرفت هذه الأموال على الطّرقات وحسّنتها لتكون صالحة لا تمثّل خطرا على مستعمليها لتجنّبت الخسائر البشريّة وحدّت من مثل هذه المصائب.


شتّان بين نظام يجري حاكمه ليعبّد الطّريق لدابّة حتّى لا تعثر! وبين نظام يعبّد الطريق للإنسان حتّى يلقى حتفه، شتّان بين نظام ربّانيّ رحيم شرعه الله ليحيي به عباده وبين نظام بشريّ فاسد قوانينه أحكام بالإعدام.


كتبته لإذاعة المكتب الإعلاميّ المركزيّ لحزب التّحرير
زينة الصّامت

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı