حقوق الحيوان ومعاملته بازدراء، من يحدد ضوابطها؟ (مترجم)
حقوق الحيوان ومعاملته بازدراء، من يحدد ضوابطها؟ (مترجم)

الخبر:   تعرضت حيوانات لسلسلة من الهجمات الوحشية في مزرعة تبيع حليب الماعز لتيسكو وسينزبيري وويتروز ومحلات السوبرماركت الأخرى، كما كشفت لقطات من كاميرات خفية. فقد شوهدت الماعز على شريط فيديو وهي تتعرض للكم والركل والضرب بعصا طويلة والضرب على ظهورها في مزرعة مزودة لمصنع سانت هيلين في شرق يوركشاير. (إندبندنت 2020/07/27)

0:00 0:00
Speed:
August 02, 2020

حقوق الحيوان ومعاملته بازدراء، من يحدد ضوابطها؟ (مترجم)

حقوق الحيوان ومعاملته بازدراء، من يحدد ضوابطها؟

(مترجم)

الخبر:

تعرضت حيوانات لسلسلة من الهجمات الوحشية في مزرعة تبيع حليب الماعز لتيسكو وسينزبيري وويتروز ومحلات السوبرماركت الأخرى، كما كشفت لقطات من كاميرات خفية.

فقد شوهدت الماعز على شريط فيديو وهي تتعرض للكم والركل والضرب بعصا طويلة والضرب على ظهورها في مزرعة مزودة لمصنع سانت هيلين في شرق يوركشاير. (إندبندنت 2020/07/27)

التعليق:

كشفت لقطات فيديو نشرتها منظمة سيرج للحقوق عن معاناة الحيوانات الرهيبة، والتي تظهر المعاملة الوحشية للماعز في مزرعة يوركشاير، المورد الرئيسي لشركة سانت هيلين، شركة حليب الماعز الرائدة في المملكة المتحدة.

ينص قانون رعاية الحيوان لعام 2006 على ضرورة حماية الحيوانات، بما في ذلك حيوانات المزرعة، من الآلام والإصابات والمعاناة والمرض، ولكن لقطات الفيديو التي استمرت لمدة ساعة تظهر عشرات الماعز يتم ركلها ولكمها وضربها بعمود معدني وهن مربوطات من الحلق مع ليِّ ذيولها، لتصبح عرجاء تكافح من أجل الوقوف والمشي، وتصيح من الألم أثناء إمساكها من رقابها. وأظهر الفيديو أيضاً أن الماعز تُلقى بقوة على ظهورها على حزام ناقل قبل أن يتم تقليم حوافرها بقسوة.

لقد أصبح المجتمع ينظر إلى الحيوانات على أنها مجرد موارد استهلاكية، ومصدر للدخل لا كمخلوقات لها الحق في الحياة، وغاية من الوجود وقيمتها الخاصة بها؛ وكدولة مروجة لذاتها على أنها من محبي الحيوانات فسيقوم البعض باستنكار هذه القسوة واعتبارها حالة شاذة. ومع ذلك، فإن سلوك الموظفين يدل على عقلية أيديولوجية أوسع راسخة داخل المجتمع الأوسع في ظل الرأسمالية - تقوم هذه العقلية على فكرة الحصول على أقصى فائدة مالية في كل فرصة، حتى لو عنى ذلك التغاضي عن عشرات الأخلاق والقيم لمجرد أن المساءلة الأخلاقية والهيكلية أمر انتقائي.

لقد شهدت العقود القليلة الماضية هذه العقلية مع انتشار الإفلات من العقاب داخل الدول الغربية والعلمانية على الرغم من المطالبات المتزايدة بحقوق الإنسان والرفاه المجتمعي. كشفت عقود من وحشية الشرطة والتدخلات العسكرية الغربية عن آفاق جديدة مروعة من الانتهاكات والتعذيب، ما يثبت بما لا يدع مجالا للشك أن قيم الحرية والمنفعة تصبح مشوهة في ظل غياب هياكل مؤسسية خاضعة للمساءلة - وأن وجود الحس الأخلاقي المجتمعي والشخصي المتجذر في وجهة نظر العالم المنطلق من مركزية وجود الله وضوابطه أمر ضروري تماماً لعمل مجتمع متحضر وعادل.

في الإسلام، لا يمكن للفرد فصل مسؤوليته المجتمعية عن مساءلته الشخصية، أو حتى عن قوانين الشريعة الإلهية التي تضبط سلوكه داخل هياكل الدولة الإسلامية في أي إطار كان.

تتجلى تقاليد الإسلام في هذه الحادثة عندما تم القبض على مستطلعين قرشيين في طريقهما إلى بدر، وعندما حاول بعض المسلمين ضربهما حتى يكشفا عن معلومات استراتيجية، سارع النبي ﷺ لإنهاء صلاته وإيقافهم قائلا ﷺ: «إذَا صَدَقَاكُمْ ضَرَبْتُمُوهُمَا، وَإِذَا كَذَبَاكُمْ تَرَكْتُمُوهُمَا!». وهذا الأمر ما عبّر عنه الإمام مالك رحمه الله؛ إذ سُئل: أَيُعذَّبُ الأسيرُ إن رُجِيَ أن يدلَّ على عورة العدو؟ قال: ما سمعت بذلك.

هذه هي الرحمة والمعاملة الإنسانية التي تُعد من حقوق أسرى الحرب في الإسلام. وعندما وقع سهيل بن عمرو أسيرا بأيدي المسلمين في غزوة بدر وهو كافر، قال عمر بن الخطاب لرسول الله ﷺ: "يا رسول الله دعني أنزع ثنيتي سهيل بن عمرو حتى لا يقوم عليك خطيبا بعد اليوم"، فأجابه رسول الله: «لَا أُمَثِّلُ بِهِ فَيُمَثِّلُ اللَّهُ بِي» في هذه الرواية عن النبي محمد ﷺ تسليط للضوء على أنه لا توجد سلطة، ولا حتى نبي يتهرب من المساءلة عن تعذيب من هم تحت رعايته.

وبالمثل فإن العادات الإسلامية مليئة بأمثلة على حسن التعامل مع الحيوانات. فهذا النبي ﷺ بنفسه شق ثوبه الخاص، عوضا عن إزعاج قطة كانت نائمة عليه. كما نهى عن ممارسات قطع ذيول الحيوانات، وأعرافها، ووضع السروج على الحيوانات دون داع، وكيّ علامات على الحيوانات بالنار، وتحميل الحيوانات فوق طاقتها.

قال الرسول ﷺ: «اتَّقُوا اللَّهَ فِي هَذِهِ الْبَهَائِمِ الْمُعْجَمَةِ» (رواه أبو داود). وقال ﷺ أيضا: «مَا مِنْ إنْسَانٍ يَقْتُلُ عُصْفُورًا فَمَا فَوْقَهَا بِغَيْرِ حَقِّهَا، إلَّا سَأَلَهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ عَنْهَا». رواه أحمد والنسائي. ومَرَّ عَلَيْهِ حِمَارٌ قَدْ وُسِمَ فِي وَجْهِهِ فَقَالَ ﷺ: «لَعَنَ اللهُ الَّذِي وَسَمَهُ» (رواه مسلم). ويقول ﷺ: «لَعَنَ اللَّهُ مَنْ مَثَّلَ بِالْحَيَوَانِ» (رواه البخاري).

إلا أن أوضح دليل على الإحسان أو حسن التعامل مع الحيوانات يتجلى في الحكم الشرعي في طريقة الذبح. تراعي آلية الذبح الحالة العاطفية للحيوان من خلال الحرص على عدم شعوره حتى بالخوف، بأن لا نُري الحيوان بهائم أخرى مذبوحة أو رؤية ذبح الحيوانات الأخرى وسماع صوتها وهي تذبح - ولا ينبغي للبهيمة حتى أن ترى السكين. يجب أن يكون الذبح في ذاته شقاً سريعاً وعميقاً جداً في الوريد الوداجي والشريان الكورتيدي بحيث يكون الموت فورياً، دون ألم ومعاناة. وعلى الرغم من ذلك كله، يجب الحفاظ على الحيوانات في ظروف صحية مريحة، لا كمزارع المصانع اليوم... وبالنظر إلى أن استهلاك اللحوم بأية طريقة أخرى غير الذبح غير مسموح بها، فإن هذا يشير إلى الجانب الإلزامي لهذه الممارسة وأحكام الشريعة الرحيمة.

وفي الحديث عن شداد بن أوسٍ رضي الله عنه أن رسول الله ﷺ قال: «إِنَّ اللَّهَ كَتَبَ الْإِحْسَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ، فَإِذَا قَتَلْتُمْ فَأَحْسِنُوا الْقِتْلَةَ، وَإِذَا ذَبَحْتُمْ فَأَحْسِنُوا الذَّبْحَ، وَلْيُحِدَّ أَحَدُكُمْ شَفْرَتَهُ، ولْيُرِحْ ذَبِيحَتَهُ» رواه مسلم.. كما روى ابن عمر، أن النبي ﷺ نهى عن المثلة بالبهائم، أي قطع أطرافها أو أي جزء آخر من جسدها وهي لا تزال على قيد الحياة. رواه البخاري

لذلك ونحن ندنو من عيد الأضحى وأيام التضحية في ذكرى إبراهيم عليه السلام وامتحانه في طاعته لله سبحانه وتعالى، يمكننا أن نثير ونواجه قضية حقوق الحيوان في الإطار الإسلامي ونعرض بسهولة ويسر سيادة وتميز مبدأ الإسلام.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

مليحة حسن

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı