فيروس كورونا جعل القوى العظمى تقبع مكانها
فيروس كورونا جعل القوى العظمى تقبع مكانها

الخبر:   أمريكا: فيروس كوفيد-19 يضرب الاقتصاد، فالعمال وأصحاب الأعمال يتساءلون إذا كان هناك أي شيء يمكنه أن ينقذهم من كارثة مالية (تايم). في الوقت الذي أصبح فيه نقص وسائل الحماية حرجا جدا لدرجة أن مسؤولي المستشفيات أصبحوا يبحثون بشدة عن كمامات مصنوعة منزليا من المجتمع. (نيويورك تايمز)

0:00 0:00
Speed:
March 31, 2020

فيروس كورونا جعل القوى العظمى تقبع مكانها

فيروس كورونا جعل القوى العظمى تقبع مكانها

(مترجم)

الخبر:

أمريكا: فيروس كوفيد-19 يضرب الاقتصاد، فالعمال وأصحاب الأعمال يتساءلون إذا كان هناك أي شيء يمكنه أن ينقذهم من كارثة مالية (تايم). في الوقت الذي أصبح فيه نقص وسائل الحماية حرجا جدا لدرجة أن مسؤولي المستشفيات أصبحوا يبحثون بشدة عن كمامات مصنوعة منزليا من المجتمع. (نيويورك تايمز)

التعليق:

إن مأزق الناس الذين يعملون من أجل سداد ديونهم، وفوق هذا وجوب دفعهم لضرائب ونسبة للضمان الاجتماعي، كل هذا فقط ليكتشفوا أنه في وقت الطوارئ فإن الأسر الأمريكية المتوسطة الدخل ستُترك دون أي خطة دعم أو أموال إغاثة تمكنها من الحصول على الضروريات، أو حتى في حال قدوم الأسوأ، أنه سيكون عليهم الاختيار بين الطعام أو الرعاية الصحية. إن هذا من أفظع ظروف الحياة التي قد يواجهها شعب أغنى دولة في العالم. إن المبدأ الأساسي يحمل كل الأخطاء والنواقص للعالم، فالرأسمالية هي فردية بطبيعتها ولا مجال لأي تصحيح من شأنه أن يغير من وجودها. إن الكم الهائل من النقد الذي تتعرض له من الجموع الشعبية يدفعهم لترقب ماذا وكيف ستقوم الحكومة الأمريكية بالتعامل مع التداعيات الاقتصادية والوبائية. هناك نوع من التهدئة في أعمال ترامب الذي يقوم بالمفاوضة. فالولايات المتحدة لا تملك دولة صناعية يمكنها الاعتماد عليها لتدفق العائدات، حيث إن الضرائب هي المصدر الأول لعائداتها. فهنا السوق الحرة وتخصيص الصناعة والمصادر الطبيعية كلها استولت عليها جيوب الرأسماليين؛ متسببين بذلك باتساع الهوة العميقة أصلاً بين الطبقتين الغنية والكادحة، فالأغنياء يكنزون أموالهم دون أن يتحملوا أي مسؤولية مجتمعية، خصوصا أن بعض الشركات العملاقة لا تدفع أذونا مرضية كافية كما أنها لا تقوم بتوفير رعاية صحية لموظفيها والمعتمدين عليها. وهناك دعوة لاقتراض بعض استراتيجيات سياسة الرعاية الصحية وتدابير الإغاثة الاقتصادية من حكومات أخرى، إلا أن الأغلبية تغمض عيونها عن هذه الدعوات مما جعل الناس أكثر فقرا وغير قادرين على الحصول على العلاج المطلوب! إن هذا الأمر سيدفع الناس لاتخاذ إجراءات راديكالية متطرفة، لأن المعدة عندما تجوع وعندما يصبح الأطفال بحاجة لمن يطعمهم ويتم حجب شيكات الذين يعانون من البطالة، كل هذا في الوقت الذي تكون فيه الحكومة غير قادرة على الإيفاء باحتياجاتهم بالسرعة الكافية، من شأنه أن يسرّع من عمليات العصيان والبحث عن بدائل.

فعندما يكون الشعب ضعيفا يدفع ما عليه للحكومة ثم لا يجد أي شعور بالأمن، فإن ذلك يكشف له طبيعة حكومته وقيادته الفاسدة. ووباء فيروس كورونا جعل من هذا أمرا للنقاش، حول كيف ستتمكن أمريكا من السيطرة على الوضع اليوم وفي المستقبل القريب أيضا. فخبراء الرعاية الصحية يعانون من نقص معدات الأمان لحمايتهم بشكل ملائم من عدوى الفيروس. فأمريكا تعتمد أساسا على الواردات بسبب رخص العمالة في الخارج، الأمر الذي تأخر كثيرا بسبب الوباء. وهذا يتركنا للتساؤلات الآتية، لماذا تقوم الشركات المصنعة ومصنعو الأدوية بالإبطاء بإنتاج العناصر المطلوبة كأقنعة الوجه، وبذلات الحماية، ومواد التعقيم... الخ؟ إن العاملين بالمستشفيات يصنعون أقنعة الوجه باستخدام أدوات مكتبية في ظل النقص الذي تعاني منه أمريكا. "نحن لا نحصل على لوازم جديدة ومتاجرنا استنفذت تقريبا". هذا عنوان مقالة إخبارية أبرزتها بلومبيرغ، حيث إن الطاقم يبذل جهده في عمل أقنعة وجه مؤقتة باستخدام أدوات مكتبية متوفرة. هذا هو الحال في أكثر أمم العالم تقدما وثراء! فحياة الطواقم الطبية معرضة للخطر بسبب نقص اللوازم، حيث إنهم بعودتهم إلى عائلاتهم وبيوتهم فإنهم قد يكونون السبب في نشر الفيروس خارج المراكز الطبية.

فما البديل لهذا المبدأ المسيطر؟ في ظل دولة الإسلام، دولة الخلافة الراشدة، ستكون الصناعة قائمة على أسس عسكرية، وفي هذه الحالة فإن الدولة ستنتج مقدما معدات حماية لمهنيي الصحة إضافة إلى المدنيين لحمايتهم من الأذى؛ وبالتالي لن تتأخر ولن تتخلف كما حصل اليوم مع الحكومات الرأسمالية التي تستجدي متطوعين لخياطة أقنعة الوجه. "هل هي بذات درجة كفاءة الـN95؟ لا... نحن لا ندعي أنهم كذلك. فلو كان عندنا كل الـN95 الموجودة في العالم، سيكون الأمر رائعا. لكن هناك نقص في الوقت الحالي". (إن واي تي)

إن سياسة دولة الخلافة تقوم على الأحكام الإسلامية القائمة على الأدلة الشرعية التي تضمن تأمين احتياجات ورفاهية رعاياها، سواء أكان ذلك في أزمة اقتصادية أم كان وباء كما هو الحال مع فيروس كورونا اليوم. ففي مسودة دستور دولة الخلافة، تنص المادة 125 على أنه "يجب أن يُضمن إشباع جميع الحاجات الأساسية لجميع الأفراد فردا فردا إشباعا كليا. وأن يُضمن تمكين كل فرد منهم من إشباع الحاجات الكمالية على أرفع مستوى مستطاع". حيث قال سبحانه وتعالى: ﴿وَآتُوهُم مِّن مَّالِ اللَّـهِ الَّذِي آتَاكُمْ﴾ فكنز المال محرم والدولة ستأخذ إجراءات سريعة لضمان أن الاقتصاد مستقر على النقيض مما نراه اليوم عند الرأسماليين أصحاب المليارات ونظامهم الذي يدعمهم. كما أن نظام الرعاية الصحية في دولة الخلافة سيكون على أهبة الاستعداد للتعامل مع أية حالة محتملة، نابعا ذلك من حديث رسول الله r: «الإِمَامُ رَاعٍ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ» (متفق عليه). الأمر الذي سيحقق الرضا والاطمئنان لرعايا الدولة الإسلامية بدلا من الجنون وعدم الثقة في أوقات الوباء كما نشهده اليوم؛ "نفسي نفسي"!

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

منال بدر

#كورونا

#Covid19

#Korona

#أقيموا_الخلافة

#ReturnTheKhilafah

#YenidenHilafet

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı