فيضانات كراتشي: حان الوقت لطرد النظام الرأسمالي
فيضانات كراتشي: حان الوقت لطرد النظام الرأسمالي

الخبر: ضربت الأمطار الغزيرة أجزاء من باكستان، بما في ذلك العاصمة المالية كراتشي، لليوم الخامس على التوالي، مما أدى إلى مزيد من الفيضانات في البلدات والقرى ومقتل 36 شخصاً على الأقل. (صحيفة الغارديان 2020/8/28م) ...

0:00 0:00
Speed:
September 01, 2020

فيضانات كراتشي: حان الوقت لطرد النظام الرأسمالي

فيضانات كراتشي: حان الوقت لطرد النظام الرأسمالي

(مترجم)

الخبر:

ضربت الأمطار الغزيرة أجزاء من باكستان، بما في ذلك العاصمة المالية كراتشي، لليوم الخامس على التوالي، مما أدى إلى مزيد من الفيضانات في البلدات والقرى ومقتل 36 شخصاً على الأقل. (صحيفة الغارديان 2020/8/28م)

التعليق:

تصدرت مشاهد السيارات العائمة والأشخاص الذين يخوضون أو يسبحون في المياه في كراتشي عناوين الصحف في باكستان.

يتسبب موسم الرياح الموسمية في هطول الكثير من الأمطار التي تشتد الحاجة إليها في المنطقة، إلى جانب الكثير من المشاكل، بحدوث فيضانات في الصرف الصحي بسبب ضعف البنية التحتية وسوء الإدارة. إن كراتشي هي أكبر مدينة في باكستان وسابع أكبر مدينة في العالم، وعلى الرغم من تعداد سكانها، إلا أن السلطات المحلية تفشل في تزويدهم بالموارد الكافية لتأمين المياه والكهرباء وإدارة النفايات والصرف الصحي. كان معدل هطول الأمطار الحالي هو الأعلى منذ بدء السجلات، ولكن الرياح الموسمية جلبت الفوضى السنوية.

وألقى عمران خان، رئيس الوزراء الباكستاني، بياناً، قال فيه إن حكومته "ستعلن عن خطة لحل دائم للمشاكل التي تسببها الفيضانات من خلال تنظيف قنوات الصرف وإصلاح نظام الصرف الصحي وحل التحدي الضخم المتمثل في إمدادات المياه إلى أهالي كراتشي". (الخميس 27 آب/أغسطس).

مثل باقي المشاكل التي تواجه بلاد المسلمين مجهولة المصدر وتحدث فجأة، ولكنها تحدث نتيجة لسنوات من الإخفاقات المنهجية. إذا تمكنت الحكومة الحالية من إصلاح مشكلة واحدة من العديد من القضايا، فإنها ستترك وراءها أيضاً إرثها من عدم الكفاءة والإهمال في مجالات اخرى. والمؤسف هو استسلام الناس للوضع في معظم الأحيان، معتقدين أنه لا يوجد أحد يمكنه حل هذه المشاكل لأنها كبيرة جدا ومتفاقمة!

ومع ذلك، يجب أن يُنظر إلى النظام الإسلامي على أنه البديل القابل للتطبيق. فهو يوفر الإغاثة لجميع رعايا الدولة من خلال ضمان مساءلة المسؤولين الحكوميين أثناء توليهم مناصبهم. يضم مجلس الأمة ممثلين عن الناس يمكنهم تنبيه السلطات إلى الاحتياجات المحلية وحتى الدعوة إلى عزل الولاة غير الأكفاء. ولجميع الرعايا الحق في الخدمات العامة، مثل الرعاية الطبية والتعليم والصرف الصحي والبنية التحتية. في هذا الوقت، إن بعض الأحياء الأكثر ثراءً في كراتشي، كما هو الحال مع المدن الأخرى، لديها وحدها الكهرباء والمياه وجمع النفايات وتتم خدمتها على أكمل وجه. وهذه المرة أيضا لم تسلم كراتشي من مياه الفيضان لأن نظام الصرف بأكمله مختل.

بالإضافة إلى ذلك، يُهمَل غالبية الناس في حين تميَّز قلة من أصحاب الثروة التي تعتبر السمة المميزة للنظام الرأسمالي الفاسد. ومع ذلك، في النهاية سيتأثر الجميع من هذه المشاكل ولن يمكنهم الهروب من هذا النظام الفاسد.

إن هذا ليس نتاجا لعطل مفاجئ وليس سببا لهطول الأمطار الغزيرة، لأنه يكشف سنوات من الإهمال من جانب الحكومة الإقليمية والوطنية. لقد حان الوقت لتنظيف النظام برمته، وطرده، وإيجاد التغيير الشامل والجذري من خلال تطبيق نظام الحكم الإسلامي، الخلافة على منهاج النبوة.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

ناديا رحمن

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı