في سوتشي ناقشوا فجر الشرق وتأثير الإسلام السياسي!
في سوتشي ناقشوا فجر الشرق وتأثير الإسلام السياسي!

  نشرت تاس، في 3 تشرين الأول/أكتوبر أن اجتماعا سنويا انعقد في نادي فالداي، وصرح رئيس مركز الإدارة المجتمعية والسياسية الحكومي في جامعة كارل تونسك بيوتر دوتكيفك (إن جميع المجتمعين في نادي النقاش فالداي يمكنهم أن يعبروا عن آرائهم بكل ارتياح وحرية التعبير لانعدام أسلوب المنع والتحجيم). كان هذا في مقابلة له يوم الخميس مع تاس.

0:00 0:00
Speed:
October 11, 2019

في سوتشي ناقشوا فجر الشرق وتأثير الإسلام السياسي!

في سوتشي ناقشوا فجر الشرق وتأثير الإسلام السياسي!
(مترجم)


الخبر:


نشرت تاس، في 3 تشرين الأول/أكتوبر أن اجتماعا سنويا انعقد في نادي فالداي، وصرح رئيس مركز الإدارة المجتمعية والسياسية الحكومي في جامعة كارل تونسك بيوتر دوتكيفك (إن جميع المجتمعين في نادي النقاش فالداي يمكنهم أن يعبروا عن آرائهم بكل ارتياح وحرية التعبير لانعدام أسلوب المنع والتحجيم). كان هذا في مقابلة له يوم الخميس مع تاس.


وكان جو النقاش في الجلسة العامة وديا ومفتوحاً لأن هدف الرئيس الروسي ورئيس النادي هو فتح المجال للحديث بحرية مطلقة دون منع أو حظر... هكذا قال دوتكيفك.


استمر نادي فالداي في الانعقاد من 30 أيلول/سبتمبر حتى 3 تشرين الأول/أكتوبر وحضره 143 خبيراً من 37 دولة حول العالم.

التعليق:


موضوع انعقاد نادي فالداي هو "فجر الشرق وتأثير الإسلام السياسي"، في هذه الأجواء الدافئة نوقش مستقبل الإسلام السياسي. وقد أدلى كل بدلوه في الموضوع، كل الساسة والخبراء المجتمعين في كيفية كبح جماح وتأثير الإسلام السياسي المتنامي. وقال الناطق الرسمي باسم النادي والمجتمعين في الاجتماع السنوي الثالث وهو بروفيسور جامعة ليونا محمد شريف فرجاني (العامل المشترك لدعاة الإسلام السياسي هو الدعوة لإقامة دولة الخلافة الإسلامية أو على شاكلتها ويعتبر الهدف تطبيق الشريعة الإسلامية كقوانين إلهية على كل نواحي الحياة الفردية والجماعية وكذلك علاقة المسلمين فيما بينهم ومع غير المسلمين.


الإسلام السياسي مثله مثل الأفكار الدينية أو المحافظة الأخرى يتنكر للتقدم ومشروعه مبني على استثناء الآخر وتركيز مفاهيم الهوية).


وقد قال البروفيسور في نهاية كلمته (إن محاربة الإسلام السياسي يجب أن تكون على كافة المستويات وعدم النظر في اتحادٍ أو عدمه أو أي ملابس يرتدون أو في أي بلد يولدون، ومحاربة هؤلاء تكون معا) وأيده الحضور في هذا.


وهكذا نرى في هذا الاجتماع متعدد الجنسيات في نادي فالداي كيف أصبح الإسلام السياسي هاجساً وموضوع نقاش الشرق والغرب، وكيف يحاولون البحث عن حلول تحول دون قيام الخلافة وكيف سيجيب المسلمون على ذلك؟


يجب أن نفهم أن مستقبل العالم سيتحدد نتيجةً للصراع بين المبدأ الإسلامي والمبدأ الرأسمالي، فالمبدأ الرأسمالي بصعوبة يحاول أن يحفظ نفوذه في العالم بشكل عام وفي العالم الإسلامي بشكل خاص، فلا الحرب الصليبية بثوب (الحرب على الإرهاب) ولا التدخل في عملية وعي المسلمين والعمل لتصحيحه يثني المسلمين عن السير قدما في نبذ الرأسمالية العفنة المنحطة.


فالحريات المزعومة غيرت المجتمعات تغييرا جذريا: فقر مدقع وغنى فاحش كفيل بتدمير المجتمعات، وزواج الشاذين يهدد بقاء النوع الإنساني، وبمعنى آخر إن وضع الإنسان لنفسه القوانين وتحديد القيم تهدد بفشل وتلاشي الرأسمالية. وهذا كله بسبب فصل الدين عن الحياة وهذا ما يجب أن يفهمه القائمون على نهضة البلاد الإسلامية بالطريقة الديمقراطية.


فالقيادة الفكرية الإسلامية موجودة في الساحة العالمية حتى أصبح الإسلام أكثر موضوع يناقش لكن لكي يؤتى أكله لا بد وأن تطبقه دولة، وحكم الإسلام 13 قرنا شاهد على ذلك، حينها يرى الناس جمال وعدل الإسلام فيدخلون في دين الله أفواجا. قال تعالى: ﴿إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ * وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا * فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا﴾.


إن الله تعالى هو من أمر رسوله e وصحابته رضوان الله عليهم بإقامة الدين وأوحى لرسوله طريقة ذلك حتى أقامها الرسول وأصحابه بعد سنوات من الشدة والبلاء في المدينة المنورة.


وقام العالم الجليل تقي الدين النبهاني رحمه الله بالتأسي بطريقة الرسول e والتزم طريقته في إقامة حكم الله وفصل فيها بالأدلة الشرعية وقام بتأسيس حزب التحرير الحزب السياسي الذي يعمل لتحكيم شرع الله.


وبعد مرور سنوات من الشدة على هذه الدعوة ودراسة الإسلام كطريقة عيش قدم حزب التحرير دستورا إسلاميا خالصا للدولة الإسلامية مع الأدلة التفصيلية لكل مادة ويقدم خبرته السياسية في الدفاع عن مصالح المسلمين.


لم يتنازل حزب التحرير عن طريقة رسول الله e في الدعوة وهو يستنصر الجيوش وأهل القوة لإقامة الدولة الإسلامية الخلافة الثانية على منهاج النبوة، ومع أن النصرة لم تتحقق حتى الآن إلا أن ذلك لم يكن مدعاة لتغيير الطريقة الشرعية بل زاد ذلك الإصرار عليها، فالرسول e ثبت حتى يسر الله له خيرة خلقه لينصروه.


ولهذا فإن الذين يطلب منهم حزب التحرير النصرة يجب عليهم أن يتنافسوا على هذا الخير العظيم والشرف الكبير ولقب الأنصار في هذا الزمان والذين ستكتب أسماؤهم بماء الذهب وهم عند الله كسعد بن معاذ رضي الله عنه. قال e: «اهْتَزَّ عَرْشُ الرَّحْمَنِ لِمَوْتِ سَعْدِ بْنِ مُعَاذ» البخاري


هذا يجب أن يكون جواب المسلمين على مكائد أعداء الإسلام.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
سليمان إبراهيموف

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı