في الديمقراطيات المفروضة؛ السيادة تأتي من السفارات، وليس من الشعب!
في الديمقراطيات المفروضة؛ السيادة تأتي من السفارات، وليس من الشعب!

الخبر:   أعلن سفير الولايات المتحدة في أفغانستان، جون ر. باس، أن "الفائز في الانتخابات الرئاسية الأفغانية سيحظى بالتأكيد بدعم عدد قليل من الشعب الأفغاني؛ وبالتالي، فإن الأفغان بحاجة إلى التفكير في إنشاء حكومة أكثر شمولية". وأشار إلى انخفاض نسبة إقبال الناخبين في الانتخابات الرئاسية الأفغانية، كما ذكر أن "الرئيس الأفغاني القادم يجب أن يستمع إلى مطالب ومخاوف واعتراضات جزء كبير من المجتمع". (شبكة تلفزيون تولونيوز).

0:00 0:00
Speed:
January 06, 2020

في الديمقراطيات المفروضة؛ السيادة تأتي من السفارات، وليس من الشعب!

في الديمقراطيات المفروضة؛ السيادة تأتي من السفارات، وليس من الشعب!

(مترجم)

الخبر:

أعلن سفير الولايات المتحدة في أفغانستان، جون ر. باس، أن "الفائز في الانتخابات الرئاسية الأفغانية سيحظى بالتأكيد بدعم عدد قليل من الشعب الأفغاني؛ وبالتالي، فإن الأفغان بحاجة إلى التفكير في إنشاء حكومة أكثر شمولية". وأشار إلى انخفاض نسبة إقبال الناخبين في الانتخابات الرئاسية الأفغانية، كما ذكر أن "الرئيس الأفغاني القادم يجب أن يستمع إلى مطالب ومخاوف واعتراضات جزء كبير من المجتمع". (شبكة تلفزيون تولونيوز).

التعليق:

من أجل تضليل الشعب الأمريكي والشعب الأفغاني، حاولت الولايات المتحدة دائماً استغلال الرأي العام بذريعة نشر الديمقراطية في أفغانستان. قدمت الانتخابات الرئاسية الأفغانية الأخيرة الأمثلة الأكثر بروزاً لمثل هذا الخداع والتزوير والفرض. لأنه في هذا الوقت، فإن الهدف الرئيسي للولايات المتحدة هو تسوية لاتفاق السلام مع طالبان، حيث تعمل الانتخابات الرئاسية الأفغانية باعتبارها الوسيلة الوحيدة للضغط على طالبان وإبقاء الرأي العام مشغولاً بأمور تافهة.

عندما تكون البلاد محتلة تدوم فيها حرب كارثية باستمرار، لذلك الانتخابات لا تعني شيئاً سوى أنها خدعة، وفكرة أن "أصوات الناس ستحدد مستقبلهم" هي مجرد خرافة ديمقراطية.

في عدة جولات انتخابية سابقة، كانت السفارة الأمريكية في كابول تتخذ القرارات الرئيسية بشأن الانتخابات الأفغانية وهذا تماماً ما سيكون عليه الحال بالنسبة لهذه الجولة أيضاً. من بين أكثر من 30 مليون شخص في أفغانستان، لم يسجل سوى 9 ملايين شخص للتصويت، لكن 1.9 مليون فقط صوتوا في الانتخابات. ومع ذلك، بعد ثلاثة أشهر من المداخلات، والتعليمات المباشرة وغير المباشرة من السفارة الأمريكية، وخاصة السفير جون باس، أصدرت لجنة الانتخابات الأفغانية في نهاية المطاف النتائج الأولية للانتخابات حيث حصل أشرف غاني على 923.868 صوت (50.64٪) كأول مرشّح والدكتور عبد الله عبد الله أحرز 720.990 صوتاً (39.52٪) كمرشح ثانٍ.

بعد نشر النتائج الأولية، غرّد جون باس على صفحته: "من المهم لجميع الأفغان أن يتذكروا أن هذه النتائج أولية، ولا يزال هناك العديد من الخطوات قبل اعتماد نتائج الانتخابات النهائية لضمان ثقة الشعب الأفغاني في النتائج". على كل حال أكثر بني البشر وقاحةً على وجه الأرض، حكام أفغانستان والمجتمع الدولي، رحبوا بالنتيجة باعتبارها إنجازاً. بينما لم يشارك عدد كبير من الأفغان في الانتخابات الرئاسية الديمقراطية مما أدى إلى ظهور هذه العملية الغربية بأنها تعاني من أزمة في شرعية الديمقراطية.

الآن يحاول السفير الأمريكي التباهي بالديمقراطية الفاشلة في أفغانستان لإنقاذها من فضائح أخرى من خلال الحديث عن حكومة شاملة في أفغانستان. بينما في انتخابات عام 2014، أنشأت الولايات المتحدة نفسها حكومة الوحدة الوطنية الحالية بشعارات حكومة الوحدة الوطنية في أعقاب الانتخابات التي لم تنتج في أفغانستان إلاّ الانقسامات في جميع أنحاء البلاد والتي كثّفت الصراع العرقي والقبلي، وأيضاً جعلت أفغانستان واحدة من أكثر الدول دموية في التاريخ. وبالتالي، فإن الحكومة التي يتحدث عنها السفير الأمريكي لن تجلب سوى الكوارث على أفغانستان.

في الواقع، فإن النتائج النهائية للانتخابات الرئاسية الأفغانية تعتمد بشكل مباشرعلى سير نتائج محادثات السلام بين الولايات المتحدة وحركة طالبان. لذا، إذا حققت محادثات السلام النتائج التي تتوافق مع أهداف الولايات المتحدة، فسيتم تجاهل العملية الانتخابية برمتها حتما؛ وإذا لم يكن الأمر كذلك، سيتم تشكيل الحكومة المقبلة على أساس هذه العملية الانتخابية المخزية وغير الشرعية.

نتيجة لذلك، السفير الأمريكي الذي يتحدث عن حكومة وطنية شاملة لا يقصد إشراك الممثلين الحقيقيين للشعب في السلطة حتى يتمكنوا من معالجة مشاكل الناس. في الواقع، فإن الهدف من وراء ما يسمى الحكومة الشاملة هو إشراك القادة العملاء للولايات المتحدة من مختلف المجموعات العرقية في أفغانستان في السلطة حتى يتمكنوا من تأمين مصالح الولايات المتحدة وأهدافها في أفغانستان. لهذا فمن الأفضل تسمية مثل هذه الحكومة باسم "حكومة الديمقراطيين عملاء الولايات المتحدة" وليس "الحكومة الشاملة".

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

سيف الله مستنير

رئيس المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية أفغانستان

#أفغانستان
Afghanistan#
Afganistan#

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı