فقط الخليفة ينهي قتل الأولاد المعصومين
فقط الخليفة ينهي قتل الأولاد المعصومين

الخبر:   راديو آزادليك - في شرق طاجيكستان ماتت امرأة عمرها 30 سنة بعدما ألقت نفسها في النهر مع أولادها الثلاثة. وبحسب لجنة حالات الطوارئ والدفاع المدني في طاجيكستان فقد وقع الحادث في 16 آب/أغسطس في قرية نافدوناك في منطقة رشت. في الوقت الحالي، تم العثور على جثة الطفل الذي يبلغ من العمر ثلاث سنوات، ويتواصل التفتيش عن جثث الأم وطفليها الآخرين. ووفق المعلومات الرسمية فقد تم فتح تحقيق في الحادث، ولا زال دافع انتحار المرأة غير معروف في الوقت الحالي. ...

0:00 0:00
Speed:
August 26, 2020

فقط الخليفة ينهي قتل الأولاد المعصومين

فقط الخليفة ينهي قتل الأولاد المعصومين

الخبر:

راديو آزادليك - في شرق طاجيكستان ماتت امرأة عمرها 30 سنة بعدما ألقت نفسها في النهر مع أولادها الثلاثة. وبحسب لجنة حالات الطوارئ والدفاع المدني في طاجيكستان فقد وقع الحادث في 16 آب/أغسطس في قرية نافدوناك في منطقة رشت.

في الوقت الحالي، تم العثور على جثة الطفل الذي يبلغ من العمر ثلاث سنوات، ويتواصل التفتيش عن جثث الأم وطفليها الآخرين.

ووفق المعلومات الرسمية فقد تم فتح تحقيق في الحادث، ولا زال دافع انتحار المرأة غير معروف في الوقت الحالي.

ووفقاً لأخبار طاجيكستان الواردة على راديو آزادليك، فقد أصبحت حالات الانتحار بين النساء أكثر تواتراً في طاجيكستان في السنوات الأخيرة، ويرجع هذا إلى الفقر والعنف المسلط ضد المرأة. وبحسب التقرير، قتلت عدة نساء أنفسهن وأطفالهن.

في أيلول/سبتمبر 2015، ألقت سالومات بيروفا نفسها في النهر مع أطفالها الثلاثة في منطقة فاخش، وتم إنقاذ المرأة، لكن أطفالها غرقوا. الأطباء الذين فحصوا المرأة أرجعوا انتحارها إلى اكتئاب ما بعد الولادة ونقص المساعدة النفسية في الوقت المناسب.

في 7 أيار/مايو 2018، توفيت سايرام خولوفا، من سكان قرية سنبلة في ناحية هسار، بعد أن ألقت بنفسها في النهر مع طفليها. ووفقاً للجنة المرأة الطاجيكية، انتحرت 497 امرأة في جميع أنحاء البلاد في عام 2017 و286 في عام 2018. ويُرى أنّ البطالة والفقر والعنف المنزلي كأسباب وراء مثل هذه الحوادث.

ولا توجد بيانات رسمية أخرى عن انتحار الإناث لعامي 2019-2020.

التعليق:

لا تزال جمهورية طاجيكستان واحدة من أفقر المناطق وأكثرها إشكالية في آسيا الوسطى. حيث يجبر سكان البلاد على العمل في دول العالم المختلفة بسبب البطالة التي انتشرت في البلاد انتشارا واسعا.

ونتيجة لذلك تبقى الأمهات مع أولادهن الصغار في البيت بمفردهن. ووفقا للتقاليد السائدة في البلاد تجبر العائلات الشابات على العيش مع الحماة.

من ناحية هناك جهل عند المرأة بحقوقها، ومن ناحية أخرى يتسبب الحرمان المادي في الأسرة في عدد من المشاكل بين الحماة وكنّتها.

حين تتفاقم المشاكل ولا تجد الأمهات الشابات حلا لتلك المشاكل يقدمن على الانتحار.

عندما سئلت الأمهات اللاتي حاولن الانتحار "لماذا حاولت قتل أولادك؟" معظمهن أجبن هكذا: "لا أريد أن يعيش أطفالي حياة صعبة مثل التي عشتها، ولا أريدهم أن يبقوا في هذه الحياة الصعبة بعدي وحيدين".

نعم، اليوم الأمة الإسلامية لا تعيش وفق الأحكام التي أنزلها الله سبحانه وتعالى. في الأصل هذا هو السبب الأساسي لكل المشاكل، ولذلك فقدنا عزتنا وشرفنا!

المرأة عرض تجب صيانته على كل المسلمين. نعم المرأة هي أم وربة بيت وزوج مكرمة وبنت عزيزة... لكنها في ظل هذا النظام فقدت قيمتها وفقدت حاميها ولذلك هي تحاول أن تنقذ نفسها وأولادها عبر الانتحار!

اليوم أُبْعِدَت الشريعة عن الحياة، وأُزيلت المفاهيم الإسلامية عن العقول. وهذه هي ثمرات فصل الدين عن الحياة والدولة: العنف، والمشاحنات العائلية، والفقر ونقص المواد الغذائية مما دفع الرجال لظلم النساء ومن ثم دُفعت النساء للإقدام على الانتحار.

أما الحكام فهم مشغولون بكراسيهم ومناصبهم وببيع الثروات الطبيعية لأسيادهم بسعر زهيد. فرغم كثرة الثروات في طاجيكستان فإنّ سكان البلاد يجدون أنفسهم مجبورين على مقاساة الفقر والخصاصة ويضطر الرجال للهجرة يتجولون في البلدان الأجنبية لكسب لقمة العيش.

نعم نحن ابتعدنا عن الإسلام، ففقدنا عزتنا والمسلمات بقين دون حماية؛ لأننا بقينا بدون جنّتنا وبدون خليفتنا. إن انتحار النساء مع أطفالهن هو موضوع قديم في طاجيكستان، ولكن لا أحد اهتم بتلك المشكلة، لأن النظام العلماني لا يستطيع أن يحل مشاكل الإنسان بل هو يوصله إلى اليأس، ولذلك يجب علينا أن نقتلعه ونزيله من الوجود.

في الماضي هب المعتصم بالله عندما وصلته استغاثة مسلمة وجهز جيشه حتى إنّه لم يشرب كوب مائه وقال لخادمه أن يقدمه له بعد أن ينقذ المسلمة لكي يشربه. ومسلمات طاجيكستان اللواتي ينتحرن لا ينادين أي أحد عندما يلقين أنفسهنّ في النهر مع أطفالهنّ الصغار لأنهن يعرفن أن حكامهن لا يسمعون صوتهن، فحسبنا الله ونعم الوكيل...

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

مخلصة الأوزبيكية

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı