بناء قدرة الأمة في وجه الابتلاء
بناء قدرة الأمة في وجه الابتلاء

الخبر:   لقد حلّ شهر رمضان الفضيل، شهر الصيام لعام 2020، ودعا نائب الرئيس الإندونيسي معروف أمين، الشعب للتحمّل والصبر خلال الصوم في أجواء انتشار وباء فيروس كورونا (كوفيدـ19). حيث قال معروف إن على جميع الشعب الإندونيسي البقاء يقظين من خلال عدم السفر وتجنب الحشود. كما دعا الشعب إلى استغلال رمضان في تقديم المساعدة لبعضهم بعضاً، بما في ذلك مساعدة أولئك الذين يعانون مباشرة بسبب كوفيد-19.

0:00 0:00
Speed:
April 25, 2020

بناء قدرة الأمة في وجه الابتلاء

بناء قدرة الأمة في وجه الابتلاء

(مترجم)

الخبر:

لقد حلّ شهر رمضان الفضيل، شهر الصيام لعام 2020، ودعا نائب الرئيس الإندونيسي معروف أمين، الشعب للتحمّل والصبر خلال الصوم في أجواء انتشار وباء فيروس كورونا (كوفيدـ19). حيث قال معروف إن على جميع الشعب الإندونيسي البقاء يقظين من خلال عدم السفر وتجنب الحشود. كما دعا الشعب إلى استغلال رمضان في تقديم المساعدة لبعضهم بعضاً، بما في ذلك مساعدة أولئك الذين يعانون مباشرة بسبب كوفيد-19.

التعليق:

إن شهر رمضان هو شهر البركات للمؤمنين. فهو كضيف شريف عزيز يُرحّب به المشتاقون له أجمل ترحيب. وحقا إن رمضان هذا ليس كغيره من أشهر رمضان التي مضت، حيث يطل علينا ونحن نعيش تحت ظلال وباء فيروس كورونا. لكن بالنسبة لجميع المسلمين فإن جوهر رمضان يبقى على حاله، وهو أنه يزيد من شعورنا بالتقوى. قال سبحانه وتعالى: ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ﴾.

إن ما يحاول معروف قوله كقائد مسلم يقتصر على الدعوة إلى التحمل البدني البسيط للأمة في إندونيسيا التي تواجه رمضان خلال هذه الأزمة. لكن دعوة القائد يجب أن تحوي أيضا بعدا جوهريا، وهو التحمل العقلي والروحي للشعب لتزيد تقواهم في هذا الشهر الفضيل.

إن الإسلام يعلمنا أنه إلى جانب القوة الجسدية، هناك أيضا قوة عقلية وروحية. فهاتان القوتان أقوى وقود من شأنه أن يغذي هذه الأمة لتجتاز الأزمات الواحدة تلو الأخرى. فبالنسبة للمؤمنين، فإن الابتلاءات والمحن فرصة لنيل ثواب أعظم؛ فهي شأنها كشأن الحدود الجسدية والمالية، ستجعل بالتأكيد صيام رمضان أمرا أكثر صعوبة، إلا أن هذا هو اختبار حقيقي لصدق المؤمنين.

ولا يمكننا أن ننكر أن قدرة الأمة الإسلامية اليوم ــ في غياب درعها الحامي ــ لا يُغذيها سوى القوى العقلية والروحية التي تقوم على الفكر الإسلامي السياسي. إن الفكر السياسي النبيل للإسلام يعلمنا أن موقع المسلمين العظيم هو أن يكونوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ، أي تحدي وكشف الكفر، وتقديم الإسلام كطريقة للحياة.

ومن واجبنا نحن المسلمين أن نتذكر أن واجبنا لا يقتصر على تأمين والحفاظ على حقوقنا في المجتمع وسط وباء كوفيد-19. بل إن واجبنا الحقيقي هو حمل ونشر رسالة الإسلام لمن حولنا، خصوصا عندما لا تقوم الدول الرأسمالية بأي شيء في سبيل تأمين الحاجات الأساسية لشعوبها وسط هذه الأزمة التي تسبب بها هذا الوباء.

إن دورنا في وسط هذه الصعوبات المالية والحدود البدنية أن نستمر بـ"التعبئة الفكرية والروحية" بين الأمة. فحسب الدكتور حمدان فهمي، فإن التعبئة تعني رفع مستوى الأمة فكريا وروحيا بالإسلام، ومعتقداته وتشريعاته، وأن نكون أقوياء في مواجهة أي كوارث وتحديات؛ أن نكون شجعانا في تعاملنا مع أي خطر دون خوف من الموت؛ وأن نكون قادرين على تحمل الجوع والحرّ دون اللجوء إلى متع الحياة الدنيا؛ وأن نُبقي تركيزنا على السعي لنيل رضا رب العالمين، صابرين، دون التوقف عن الرجاء، في تعاملنا مع كل هذه الصعوبات.

هذا يعني أنه على الرغم من الابتعاد جسديا، إلا أنه علينا أن نبقى على تواصل شديد مع أقاربنا الفقراء، ومع الضعفاء، والمهمشين. إن مركزية الأمر بالمعروف والنهي عن المنكر في المجتمع يجب أن تبقى، لأن هذا الدور سيسهم في الحقيقة في بناء قدرة المجتمع؛ وهذا على النقيض تماما من المجتمع العلماني الفردي اليوم. فهو سيقوي من الأخوة الإسلامية بين المجتمعات، بوحدة عالمية لأمة محمد r.

وبكوننا شهداء على الناس، فهذا يعني أن على المسلمين أن يكونوا جاهزين للترحيب بفصل جديد بحضارة عالمية ستأتي. فأي موقف وقرار يأخذه المسلمون في هذا الوقت الحرج سيكون حاسما. لهذا يجب أن نكون على أهبة الاستعداد لمستقبل عالم تحت حكم الإسلام ويعتمد على الله سبحانه وحده! يقول سبحانه وتعالى: ﴿إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرا﴾.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. فيكا قمارة

عضو المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

#كورونا                   |        #Covid19            |         #Korona

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı