ازدياد الجريمة غير الأخلاقية في أفغانستان - نتيجة طبيعية للقيم الديمقراطية
ازدياد الجريمة غير الأخلاقية في أفغانستان - نتيجة طبيعية للقيم الديمقراطية

الخبر: نشرت صحيفة الجارديان في 13 تشرين الثاني/نوفمبر أنه تم اكتشاف عصابة لمشكلة استغلال الأطفال جنسياً متورطة في إساءة معاملة 546 فتى على الأقل من ست مدارس في مقاطعة لوجار في أفغانستان. منذ ذلك الحين، قُتل بعض ضحايا الإساءة وفقاً لما ذكره الناشطون الذين اكتشفوا لأول مرة مقاطع فيديو عن الإساءة منشورة على صفحة فيسبوك. قتلت خمس عائلات أبناءها بعد مشاهدة وجوههم على مقاطع الفيديو المنشورة على وسائل التواصل. قُتل صبيان آخران - يبلغان من العمر 13 و15 عاماً - الأسبوع الماضي، على الرغم من أن الجناة غير معروفين.

0:00 0:00
Speed:
November 22, 2019

ازدياد الجريمة غير الأخلاقية في أفغانستان - نتيجة طبيعية للقيم الديمقراطية

ازدياد الجريمة غير الأخلاقية في أفغانستان - نتيجة طبيعية للقيم الديمقراطية
(مترجم)


الخبر:


نشرت صحيفة الجارديان في 13 تشرين الثاني/نوفمبر أنه تم اكتشاف عصابة لمشكلة استغلال الأطفال جنسياً متورطة في إساءة معاملة 546 فتى على الأقل من ست مدارس في مقاطعة لوجار في أفغانستان. منذ ذلك الحين، قُتل بعض ضحايا الإساءة وفقاً لما ذكره الناشطون الذين اكتشفوا لأول مرة مقاطع فيديو عن الإساءة منشورة على صفحة فيسبوك. قتلت خمس عائلات أبناءها بعد مشاهدة وجوههم على مقاطع الفيديو المنشورة على وسائل التواصل. قُتل صبيان آخران - يبلغان من العمر 13 و15 عاماً - الأسبوع الماضي، على الرغم من أن الجناة غير معروفين.


كشفت منظمة المجتمع المدني، شباب لوغار، وهي مؤسسة اجتماعية ومدنية، تعمل في المنطقة منذ 16 عاماً، عن مدى الانتهاك بعد اكتشاف أكثر من 100 مقطع فيديو على موقع التواصل. وتحقق المؤسسة في المدارس الثانوية الأخرى في المنطقة، وتعتقد أن الآلاف من الأطفال قد تعرضوا للإيذاء. محمد موسى، أخصائي اجتماعي رائد في المؤسسة، يزعم أن المعلمين وكبار المعلمين ومسؤولي السلطة المحلية متورطون في حلقة الاعتداء.


أضافت باتريشيا غوسمان، المديرة المساعدة لآسيا في هيومن رايتس ووتش: "هناك إفلات من العقاب على اغتصاب الأطفال لأن مرتكبي هذه الأفعال غالباً ما يكونون رجالاً أقوياء في الجيش أو الشرطة أو المؤسسات الرسمية الأخرى. على الرغم من أن هذه الممارسة قد تم تجريمها، إلا أن القانون لا يتم تطبيقه في كثير من الأحيان".

التعليق:


قد تبدو هذه الأخبار مروعة، لكن إذا نظرنا بعمق إلى الوضع الحالي في أفغانستان، في ظل الاحتلال الأمريكي، فسنرى أن كل هذا الفساد هو النتاج الطبيعي للأخلاق الديمقراطية. يتم نشر فكرة الليبرالية والتطور الحر للرغبات والاحتياجات حتى في الدروس المدرسية، فلماذا يجب أن يكون الأمر مثيراً للصدمة أن يحدث مثل هذا الحادث في المؤسسات الأكاديمية؟


بالإضافة إلى ذلك، تدعم الحكومة الأفغانية الفاسدة مثل هذه الجريمة لأنها لا تطبق أي قوانين ضد الأشخاص المؤثرين في الجيش أو الشرطة أو المؤسسات الرسمية الأخرى إذا كانوا متورطين في إساءة معاملة الأطفال أو الاغتصاب أو القتل،... إلخ. تعاقب الحكومة فقط أولئك الأشخاص الذين ليس لديهم حماية، فقط لتصوير التشريع على أنه مطبق، لكن طالما أن المجرمين هم أشخاص خاصون بهم، تظل العدالة صامتة.


إننا نشهد تصاعد كل أنواع الجرائم، سواء أكان ذلك القتل، أو الاغتصاب، أو سوء المعاملة، أو السرقة، أو الخطف، أو الفساد الحكومي،... إلخ. وبالتالي، لا يوجد أي منظور للحياة المحفوظة والأخلاقية للأمة في أفغانستان في ظل ظروف مثل أمريكا التي أفسدت البلد والمجتمع والمفاهيم.


مثل هذا الذي يحدث في أفغانستان ليس حوادث معزولة، لكنها تحدث في جميع أنحاء العالم، حتى في حالات أسوأ. على سبيل المثال، أفاد تقرير بتكليف من الكنيسة في عام 2004 أن أكثر من 4000 من القساوسة الرومان الكاثوليك الأمريكيين واجهوا ادعاءات بالاعتداء الجنسي في السنوات الخمسين الماضية، في حالات شملت أكثر من 10000 طفل - معظمهم من الأولاد. هناك مثال آخر يوضح أن تحقيقا أستراليا استمر خمس سنوات في عام 2017 وجد أن "عشرات الآلاف من الأطفال" تعرضوا للإيذاء الجنسي في المؤسسات الأسترالية على مدى عقود، بما في ذلك الكنائس والمدارس والأندية الرياضية. هناك العديد من الأمثلة التي لن ينتهي تعدادها أبداً. وبالتالي، ينبغي للأمة أن تدرك تمام الإدراك أن أطفالنا وشبابنا لن يجدوا الأمن والحماية في أي مكان في العالم طالما يتم تطبيق الديمقراطية.


بدلاً من البحث عن حل في نظام خلق المشكلة بذاته، يجب أن تتوق قلوبنا إلى حكومة ملتزمة بالقضاء على هذه الجريمة. فقط الحكومة التي تمكنت من تركيز أخلاقيات المجتمع على رضا الله سبحانه وتعالى هي القادرة على تغيير مفاهيم الشخص بطريقة لا يفكر فيها حتى في الاعتداء الجنسي على طفل. إن الحكومة التي تغلفها العقيدة الإسلامية مؤسساتها الأكاديمية لا تدرب المعلمين الذين يجرؤون على ارتكاب مثل هذا العمل الإجرامي. إن الدولة التي يوقع حكامها عقوبة شديدة على من يرتكب جريمة ضد طفل، تخيف السكان، حينها يفكر الإنسان في الأمر أكثر من 1000 مرة قبل أن يقوم بهذا الفعل. هذه الدولة هي فقط الخلافة على منهاج النبوة. هكذا يقول الله سبحانه وتعالى في القرآن: ﴿وَقُلْ جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً﴾ [الإسراء 81]

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
آمنة عابد

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı