أردوغان يطرد المسلمين الذين يريدون العيش في ظل شرع الله!
أردوغان يطرد المسلمين الذين يريدون العيش في ظل شرع الله!

الخبر:في 11 تشرين الثاني/نوفمبر، ذكرت إذاعة ليبرتي نقلاً عن وزارة الخارجية التركية: "بدأت تركيا يوم الاثنين بترحيل رعايا أجانب تم أسرهم في سوريا يُزعم أنهم أعضاء في جماعة "تنظيم الدولة الإسلامية الإرهابية".وأعلنت تركيا عن خطط لترحيل 956 فردا من رعايا دول مختلفة. من بينهم، وفقاً لوسائل الإعلام التركية، 10 أشخاص من كازاخستان و82 من أوزبيكستان و23 من قرغيزستان و6 من تركمانستان و99 روسياً.

0:00 0:00
Speed:
November 23, 2019

أردوغان يطرد المسلمين الذين يريدون العيش في ظل شرع الله!

أردوغان يطرد المسلمين الذين يريدون العيش في ظل شرع الله!


(مترجم)


الخبر:


في 11 تشرين الثاني/نوفمبر، ذكرت إذاعة ليبرتي نقلاً عن وزارة الخارجية التركية: "بدأت تركيا يوم الاثنين بترحيل رعايا أجانب تم أسرهم في سوريا يُزعم أنهم أعضاء في جماعة "تنظيم الدولة الإسلامية الإرهابية".


وأعلنت تركيا عن خطط لترحيل 956 فردا من رعايا دول مختلفة. من بينهم، وفقاً لوسائل الإعلام التركية، 10 أشخاص من كازاخستان و82 من أوزبيكستان و23 من قرغيزستان و6 من تركمانستان و99 روسياً.


وقال أردوغان إن حوالي 2500 من أتباع تنظيم الدولة الإسلامية موجودون في السجون التركية. كما قال رئيس وزارة الشؤون الداخلية للبلاد، سليمان سويلو، إن تركيا "ليست فندقاً لأعضاء تنظيم الدولة الإسلامية"، ووعد ببدء ترحيل المسلحين المزعومين المحتجزين في السجون إلى بلدانهم الأصلية.

التعليق:


منذ بداية الثورة المباركة في سوريا، سارع الآلاف من المسلمين من جميع أنحاء العالم للالتحاق بها. وقد غادروا مع أسرهم وانضم معظمهم إلى تنظيم الدولة الإسلامية. في طاجيكستان وحدها، ومنذ عام 2014، وفقاً للسلطات، غادر حوالي 1900 شخص وانضموا إلى جماعة الدولة الإسلامية.


بالتأكيد، ليس ذلك لميزة في تنظيم الدولة الذي التحق به عدد كبير من المسلمين الذين ذهبوا إلى سوريا للمساعدة في القتال ضد الطاغية بشار بل لرغبتهم في العيش وفقاً لشرع الله. ذلك أن جماعة الدولة الإسلامية لم تقم بتثقيف المسلمين، وما زالت لا تقوم بتثقيفهم، التثقيف الذي يعلمهم الأحكام الشرعية المفصلة المتعلقة بالحكم والسياسة والاقتصاد وكل ما يتعلق بشكل مباشر بالحكم في دولة الخلافة الراشدة. ولهذا السبب لم تكن لديهم هذه الاستنارة، ولم يحيوا الاجتهاد في هذه القضايا.


معظم المسلمين الذين انتقلوا إلى سوريا مارسوا شعائر الإسلام بالفعل، وشعروا بالاضطهاد وبظلم الحكام المستبدين في بلادهم. لقد رأى هؤلاء المسلمون فساد نظام الكفر الذي طُبق عليهم، وتمنوا أن يعيشوا في ظل شرع الله. معظم المسلمين في العالم يفهمون مدى شراسة الأنظمة في البلاد التي يعيشون فيها، ذلك أنهم يتعرضون للقمع في كل مكان، سواء أكان ذلك في بلدان آسيا الوسطى وروسيا أو حتى أوروبا. يظهر هذا من خلال وسائل الإعلام في الدول الغربية، التي أفادت أيضاً عن عدد كبير من المسلمين الذين غادروا بلادهم على أمل العيش وفقاً لشرع الله في سوريا.


هذا يثبت من جديد أن المسلمين يريدون أن يعيشوا وفقاً لشرع الله في دولة الخلافة، لكنهم يفتقرون إلى الثقافة الصحيحة لفهم القضايا المتعلقة بالسياسة والحكم وانتخاب خليفة وأحكام أخرى كثيرة متعلقة بشكل مباشر بالدولة والحكم. مثل سوء الفهم هذا يستغله الحكام الطغاة الفاسدون في بلادنا، فيقدمون أنفسهم كممثلين عن الإسلام والمسلمين، من أمثال أولئك الذين يظهرون الإسلام في الحياة، لكنهم في الحقيقة يحكمون بالطاغوت.


أردوغان، يخادع المسلمين بالمظاهر كقراءة القرآن، فيما يقسم بحكم الطاغوت وباتباع القيم الديمقراطية، ويقوم في الوقت ذاته بترحيل المسلمين إلى بلاد الطغاة لليتعرضوا للموت ولصنوف العذاب. لا يحكم حكام السعودية والأردن والإمارات... وغيرهم، بأحكام الشريعة، بينما قال الله تعالى في القرآن الكريم: ﴿وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ فَأُوْلَـئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ﴾، ﴿وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أنزَلَ اللّهُ فَأُوْلَـئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ﴾، ﴿وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ فَأُوْلَـئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ﴾.


لقد أعد حزب التحرير دستورا مفصلاً يستند إلى القرآن والسنة لدولة الخلافة الراشدة، واجتهد في مجال الحكم والاقتصاد والسياسة وجميع الأحكام المتعلقة بالدولة لتنوير الأمة الإسلامية ولتحقيق العيش وفق أحكام الله سبحانه وتعالى.


إن حزب التحرير يعمل لإقامة دولة الخلافة الراشدة الثانية على منهاج النبوة. وهو بهذا العمل يسعى إلى إقامة مجتمع إسلامي قائم على أساس سياسي مبدئي، وليس عن طريق الإرهاب أو الاستيلاء على السلطة بالعنف. لذا سارعوا نحو النهضة التي يسير في طريقها حزب التحرير وشمروا عن ساعد الجد بالعمل معاً لإقامة الخلافة الراشدة الثانية على منهاج النبوة.


اللهم يسر لنا وأعِنّا..

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي الركزي لحزب التحرير
إلدر خمزين
عضو المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı