أردوغان يقول إن هناك حلاً لمسلمي الصين  (مترجم)
أردوغان يقول إن هناك حلاً لمسلمي الصين  (مترجم)

كانت وزارة الخارجية التركية قد وصفت في وقت سابق معاملة بكين للإيغور بأنها "إحراج كبير للإنسانية". قال الرئيس التركي رجب طيب أردوغان إنه يمكن إيجاد حل لمساعدة المسلمين المعتقلين في المعسكرات الصينية "مع مراعاة الحساسيات" لكلا الجانبين، وذلك في تعليقات نشرت يوم الخميس. تعد تركيا واحدة من الدول ذات الأغلبية المسلمة التي انتقدت الصين بسبب احتجاز ما يقدر بمليون شخص من الإيغور وغيرهم من الأقليات المسلمة في منطقة شينجيانغ.

0:00 0:00
Speed:
July 08, 2019

أردوغان يقول إن هناك حلاً لمسلمي الصين (مترجم)

أردوغان يقول إن هناك حلاً لمسلمي الصين

(مترجم)

الخبر:

كانت وزارة الخارجية التركية قد وصفت في وقت سابق معاملة بكين للإيغور بأنها "إحراج كبير للإنسانية".

قال الرئيس التركي رجب طيب أردوغان إنه يمكن إيجاد حل لمساعدة المسلمين المعتقلين في المعسكرات الصينية "مع مراعاة الحساسيات" لكلا الجانبين، وذلك في تعليقات نشرت يوم الخميس. تعد تركيا واحدة من الدول ذات الأغلبية المسلمة التي انتقدت الصين بسبب احتجاز ما يقدر بمليون شخص من الإيغور وغيرهم من الأقليات المسلمة في منطقة شينجيانغ.

لكن أردوغان خفض من شدة خطابه بعد لقائه بالرئيس الصيني شي جين بينغ يوم الثلاثاء في بكين. وقال أردوغان لصحفيين أتراك في بكين قبل العودة إلى تركيا، "أعتقد أنه يمكننا إيجاد حل للقضية مع مراعاة حساسيات الجانبين".

قادت بكين حملة قمعية متزايدة في شينجيانغ في أعقاب سلسلة من الهجمات بالسكاكين وأعمال الشغب العرقية على مدى السنوات العشر الماضية. الصين تنفي احتجاز الناس ضد إرادتهم فيما وصفته "بمراكز التعليم المهني" التي تهدف إلى إبعاد المواطنين عن "التطرف الديني".

وكانت وزارة الخارجية التركية انتقدت في شباط/فبراير معاملة الصين للإيغور باعتبارها "حرجاً كبيراً للإنسانية"، وقالت إن الموجودين في المراكز والسجون "يتعرضون للتعذيب وغسل الأدمغة السياسية". (الجزيرة.كوم)

التعليق:

في 24 تموز/يوليو 1924م، أعلن اللورد كورزون، وزير الخارجية البريطاني آنذاك أمام مجلس العموم بأن "... تركيا (أي مركز الخلافة آنذاك) قد ماتت ولن تنهض مرة أخرى لأننا دمرنا قوتها الأخلاقية، الخلافة والإسلام".

إن محاولة تركيا الفاشلة تعكس الحفاظ على روابطها الاقتصادية مع الصين أكثر من الحفاظ على حياة المسلمين في تركستان. الأمر الأكثر بروزاً هو صمت حكامنا الذين يسعدون بالجلوس تحت أقدام ترامب، حيث ينفقون مليارات الدولارات من ثروة الأمة، ويدمرون ويقتلون بعضهم بعضا في سوريا واليمن وليبيا. ويبددون ثروتنا على الأسلحة الغربية الصنع، لاستعبادنا وتمكين الغرب من الوصول إلى المزيد من ثرواتنا.

تركيا، مثلها مثل غيرها، انحرفت عن طريق رسول الله صلى الله عليه وسلم وتم وضعها على "سكة الكفر والطاغوت". نحن منقسمون على مبادئ الجاهلية الغريبة على أمتنا ويمكننا أن نرد فقط من الناحية التكتيكية، دون أي حل دائم طويل الأجل للمشكلة، سواء أكان ذلك في تركستان أو في أي مكان آخر في العالم. تركيا، لا تستطيع حتى إنقاذ نفسها من التخريب الاقتصادي من الغرب. فهي عالقة في شبكة العنكبوت التي أطلقها الكفار عليها، ولا تملك أي رد فكري مبدئي، ولا تزال تبحث عن "حلول" لمشاكلها الاقتصادية والسياسية والاجتماعية من الأنظمة الغربية التي أوجدت هذه المشاكل.

إن واقعنا المأساوي هو أن المسلمين يتعرضون للاضطهاد في جميع أنحاء العالم، وأن الغرب يتلاعب باستمرار ويتدخل في بلداننا، من ماليزيا إلى السودان إلى مصر وفلسطين وإيران. إن حكامنا يتزلفون للغرب، وينفذون أنظمة الكفر التي يضعها الإنسان ويطبقون تلك القوانين والأنظمة علينا. ومما لا يثير الدهشة، بعد عقود من "الاستقلال"، أننا ما زلنا منقسمين، ولا نزال مستعبدين من قِبل القوى الاستعمارية، غير قادرين على توحيد وإطلاق رد موثوق ومستدام لتلك القوى التي تغزونا وتقتلنا، وغير قادرين على أن نتحرر حقاً.

يشهد القرن الواحد والعشرين بأن الأمة الإسلامية تعيش الخوف والعبودية والانقسام.

لا يمكن أن يكون هناك رد استراتيجي، بدون وجود نظام حكم دائم يتمتع بالسلطة من الإسلام، لإصلاح الأضرار التي تلحق بالأمة الإسلامية ومنعها، وكذلك لحماية البشرية جمعاء من استغلال الغرب الاستعماري. لقد بين رسول الله صلى الله عليه وسلم أن حمايتنا هي وراء أمير المؤمنين. روى أبو هريرة رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «إِنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ فَإِنْ أَمَرَ بِتَقْوَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَعَدَلَ كَانَ لَهُ بِذَلِكَ أَجْرٌ وَإِنْ يَأْمُرْ بِغَيْرِهِ كَانَ عَلَيْهِ مِنْهُ».

ومع ذلك، فإننا لا نسعى فقط إلى تحقيق العدالة والحماية من أولئك الذين سيؤذوننا، بل نسعى إلى رضا الله سبحانه وتعالى الذي بين أن المؤمنين يجب أن يعيشوا بالإسلام وحده، وليس بأحكام الكفار الاستعماريين. ﴿وَأَنِ احْكُم بَيْنَهُم بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَن يَفْتِنُوكَ عَن بَعْضِ مَا أَنزَلَ اللَّهُ إِلَيْك﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمد حمزة

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı