أرض الهجرة الأولى! إلى أين يتجه الصراع الدولي فيها؟
أرض الهجرة الأولى! إلى أين يتجه الصراع الدولي فيها؟

الخبر:   أمريكا ترعى مفاوضات جديدة في جيبوتي بين الصومال وإقليم "أرض الصومال"، فعقد السفير الأمريكي لدى مقديشو دونالد يماموتو لقاءات موسعة مع كل من الرئيس الصومالي محمد عبد الله فرماجو ورئيس أرض الصومال موسى بيهي عبدي (وكالة الأناضول 2020/6/26) وذكرت الوكالة أن أولى جولات المفاوضات قد بدأت في حزيران 2012، وبعد أن توقفت ثلاث سنوات قامت إثيوبيا وحركت المفاوضات من جديد ولكن بدخول واشنطن على الخط ورعاية المفاوضات. ...

0:00 0:00
Speed:
July 01, 2020

أرض الهجرة الأولى! إلى أين يتجه الصراع الدولي فيها؟

أرض الهجرة الأولى! إلى أين يتجه الصراع الدولي فيها؟

الخبر:

أمريكا ترعى مفاوضات جديدة في جيبوتي بين الصومال وإقليم "أرض الصومال"، فعقد السفير الأمريكي لدى مقديشو دونالد يماموتو لقاءات موسعة مع كل من الرئيس الصومالي محمد عبد الله فرماجو ورئيس أرض الصومال موسى بيهي عبدي (وكالة الأناضول 2020/6/26) وذكرت الوكالة أن أولى جولات المفاوضات قد بدأت في حزيران 2012، وبعد أن توقفت ثلاث سنوات قامت إثيوبيا وحركت المفاوضات من جديد ولكن بدخول واشنطن على الخط ورعاية المفاوضات.

التعليق:

لقد دمج الصومال البريطاني الذي يعرف بأرض الصومال والذي كانت تستعمره بريطانيا مع الصومال الإيطالي الذي كانت تستعمره إيطاليا في دولة واحدة سميت جمهورية الصومال وأعطي لها الاستقلال عام 1960م ولكنها باتت تحت النفوذ البريطاني. وحدث أن حصل انقلاب عسكري على الرئيس عبد الرشيد شارماركي عام 1969م وتمكن محمد سياد بري أن يتفرد في الحكم ويبعد رفقاءه الضباط بدعم من أمريكا، ونال دعم الاتحاد السوفيتي، إذ إنهما كانا يعملان ضد النفوذ الأوروبي في أفريقيا.

إلا أنه، أي سياد بري، أنهى معاهدة الصداقة مع الاتحاد السوفيتي وطرد المستشارين السوفيت بسبب دعم الاتحاد السوفيتي لإثيوبيا في الحرب لاستعادة أوغادين الصومالية من إثيوبيا بين عامي 1977 و1978م، فأظهر سياد بري توجها نحو أمريكا بصورة علنية والتي بدأت تقدم له الدعم بما يقارب من 100 مليون دولار سنويا كمساعدات اقتصادية وعسكرية. وهكذا وجهت أمريكا ضربة للنفوذ البريطاني في الصومال.

ولكن عندما سقط محمد سياد بري عام 1990م، قامت حركات وطنية وشعبية ديمقراطية مرتبطة ببريطانيا فأعلنت إقامة جمهورية أرض الصومال في شمال الصومال ليتناوب على الحكم زعماء هذه الحركات من أحمد علي الطور إلى محمد إبراهيم عقال إلى طاهر ريالي كاهن إلى محمود سيلانيو إلى موسى بيهي عبدي الذي يتولى الحكم منذ عام 2017م. وتقوم بريطانيا بدعم جمهورية أرض الصومال عن طريق الإمارات التي أقامت قاعدة عسكرية في موقع بمطار بربرة عام 2017م وسمح لها بالبقاء هناك 30 عاما. وقد وقعت أرض الصومال مع شركة موانئ دبي عقد امتياز وتشغيل ميناء بربرة لمدة 30 سنة أيضا. ودشنت هذه الشركة في تشرين الأول عام 2018م مشروعا بقيمة 101 مليون دولار لتوسيع ميناء بربرة. وتعترض حكومة مقديشو على المشروع الذي تعتبره أنه ينتهك سيادة الصومال.

وحاولت أمريكا السيطرة على الوضع في الصومال بالتدخل العسكري عام 1993م تحت مسمى عملية إعادة الأمل، وقد ضمت إليها بلاداً إسلامية كتركيا ومصر وباكستان لخداع المسلمين في الصومال، ولكنها عندما تكبدت خسائر حيث قتل 19 جندياً أمريكياً وسحلوا في شوارع مقديشو وقد أسقطت مروحيتان أمريكيتان أعلنت انسحابها عام 1994م، واستمرت الحرب الأهلية بين الأطراف المتصارعة إلى أن سيطر اتحاد المحاكم الإسلامية على الحكم عام 2006م. ولكن أمريكا تمكنت من إسقاط حكم المحاكم الإسلامية بعد 6 أشهر بواسطة الضربات الجوية الأمريكية والتدخل الإثيوبي والأوغندي البري، ولكن حركة الشباب المجاهدين استمرت في قتال هذه القوات حتى اليوم، إلا أنها فقدت كثيرا من المناطق التي كانت تسيطر عليها. وقد أدخلت أمريكا تركيا على الخط منذ عام 2011م لدعم الحكم الموالي لها في مقديشو اقتصاديا وأمنيا، مع دعمها اقتصاديا عن طريق البنك الدولي الذي تديره، إذ أعلن البنك يوم 2020/6/24م عن تقديم هبة للصومال بقيمة 55 مليون دولار بذريعة تقليص الآثار العالمية لوباء كورونا وتأمين استمرارية البرامج الإصلاحية ضمن ما يسمى برنامج المساعدة الإنمائية الدولية، وكلها مسميات استعمارية مختلفة. والآن تعمل أمريكا على تعزيز هذا الحكم بمحاولة ضم أرض الصومال إليه، وبذلك تضعف النفوذ البريطاني أو تسقطه.

وقد فشلت المفاوضات السابقة، إذ يصر إقليم "أرض الصومال" بجمهوريته على الانفصال عن الصومال وتصر حكومة مقديشو في الصومال على إعادة الوحدة بينهما. إلا أن الطرفين توصلا مؤخرا إلى نقاط اتفاق بشأن ملفات سياسية وتبرعات المجتمع الدولي وإدارة المجال الجوي. وهذا يأتي بعد وضع أمريكا ثقلها في المفاوضات بشكل مباشر لتضغط على إدارة الإقليم. وعزز ذلك بوصول آبي أحمد إلى الحكم في إثيوبيا عام 2018م وتصالحه مع أريتريا، وبذلك سوت أمريكا الخلافات الحدودية بين عملائها في إثيوبيا وأريتريا ليتوحدا في العمل معها في الصومال لتتجه نحو معالجة الوجود البريطاني في "أرض الصومال" لاحتوائه وجعله تحت السيطرة على الأقل إن لم تتمكن من إسقاط جمهوريته أو دمجها في فدرالية الصومال كإقليم ضمن أقاليم الصومال.

وهكذا يستمر الصراع الدولي على أرض الهجرة الأولى ضمن تلك الأرض التي كان يطلق عليها الحبشة، إذ دخلها الإسلام قبل إقامة دولته في المدينة المنورة، وأهلها جلهم مسلمون أيدوا تطبيق الشريعة الإسلامية عام 2006م، ولكنهم بحاجة الآن إلى من ينقذهم من براثن قوى الكفر المتكالبة على بلادهم لأهميتها الاستراتيجية وتستخدم الدول الإقليمية وعملاءها المحليين في هذا الصراع.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أسعد منصور

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı