عقيدتنا لا زالت تنبض فينا
عقيدتنا لا زالت تنبض فينا

الخبر: أعلنت البحرية الأمريكية تعليق تدريبات نحو 300 طالب سعودي في أكثر من قاعدة حربية لها، فقد قالت وكالة رويترز للأنباء نقلاً عن مسؤولين أمريكيين في البحرية إن 128 طالباً عسكريا سعودياً إضافياً علقت برامج تدريبهم في قاعدة مايبورت العسكرية في أمريكا إضافة إلى 175 ذكرتهم رويترز سابقاً.

0:00 0:00
Speed:
December 13, 2019

عقيدتنا لا زالت تنبض فينا

عقيدتنا لا زالت تنبض فينا


الخبر:


أعلنت البحرية الأمريكية تعليق تدريبات نحو 300 طالب سعودي في أكثر من قاعدة حربية لها، فقد قالت وكالة رويترز للأنباء نقلاً عن مسؤولين أمريكيين في البحرية إن 128 طالباً عسكريا سعودياً إضافياً علقت برامج تدريبهم في قاعدة مايبورت العسكرية في أمريكا إضافة إلى 175 ذكرتهم رويترز سابقاً.


ولقد أوقفت البحرية الأمريكية برامجها التدريبية مؤقتاً في قاعدة بنساكولا حيث وقعت حادثة إطلاق النار الأسبوع الماضي والتي نفذها عسكري سعودي، وكانت رويترز ذكرت نقلاً عن مسؤولين أمريكيين أن 175 طالباً عسكرياً سعودياً في الولايات المتحدة "تمّ تعليق تدريباتهم كإجراء احترازي للسلامة" بعد أن قام ضابط سعودي بقتل ثلاثة أشخاص، وإصابة ثمانية آخرين في قاعدة عسكرية للبحرية الأمريكية في فلوريدا.


التعليق:


بعيدا عما يحمله هذا الحدث من أبعاد متعلقة بالمتدرب نفسه الذي أمضى وقتا طويلا يتدرب في أحضان الجيش الأمريكي، وبغض النظر عما كان ينتابه من مشاعر ودوافع تجاه الجيش الذي يعيث في المسلمين قتالا وتقتيلا، وبغض النظر عما يعكسه هذا الحدث من فشل الكافر المستعمر في غسل عقول أبنائنا في القوات المسلحة ومحو مشاعرهم وأفكارهم الموجودة في أعماق أعماقهم عن عدوهم وما يقترفه في بلادنا، وبعيدا عن ردود الأفعال التي تتابعت من حكام الضرار المنسلخين عن الأمة سعيا منهم للتبرؤ والتكفير عما فعله هذا الجندي في هذه القاعدة الضخمة، بغض النظر عن كل ذلك هنالك سؤال يطرح نفسه قائلا: لماذا يبعث هذا العدد من أبنائنا إلى وكر الكفر أمريكا للتدرب على فنون الحرب والقتال؟!


إن الإجابة على هذا التساؤل لها وجهان اثنان هما من الأهمية بمكان؛ أولهما أن جيوشنا لا تملك ما يكفيها من قدرات وخبرات تضاهي مثيلاتها في بلاد العالم، فالواضح في النهج السياسي المتبع في بلاد المسلمين أن الحكام العملاء قد سخروا جيوش أمتنا من أجل خدمة مصالح أسيادهم في الغرب وتنفيذ مهماتهم القذرة في بلادنا، فسياسة التجنيد والتدريب محصورة في تنفيذ الأوامر من غير وعي وإدراك للعدو الحقيقي وللواجب الحقيقي تجاه هذا العدو، فجيوشنا وقياداتهم العميلة لا تعي بأن واجبها هو الدفاع عن شعوبهم وحمايتهم من أعدائهم وتسخير قواهم فيما يرضي رب العالمين عنهم.


أما الوجه الثاني للإجابة فيكمن في حرص أسياد الحكام العملاء على غرس عقيدة جنودنا القتالية وحصرها في تنفيذ أوامر من دربهم وصنعهم على عينه، فحكامنا حرصوا على جعل جنودنا كالآلات التي تنفذ أوامرهم هم وأسيادهم دون أي وعي ولا إدراك، فلا غرابة بعدها أن يتم إصدار الأوامر المباشرة لهذا الجيش من الكافر المستعمر نفسه، حتى ينظر الجندي المسلم بعدها إلى أعدائه العقائديين على أنهم أصحاب الفضل عليه وأن لهم السمع والطاعة! على أن تدريب أبنائنا في بلاد الغرب يزرع في نفوسهم شعور الضعف والقصور والعجز عن التغيير أمام ما يشاهدونه من قوات وقدرات للغرب الكافر تفوق قدراته وإمكانياته في بلاده.


إن ما لا يعرفه الغرب أن عقيدتنا الإسلامية هي عقيدة حية قوية دافعة، عقيدة تحمل في طياتها ما يفتقدونه هم في نفوسهم، وهو الثقة بالخالق الباري الذي يملك الأمر كله، فالإسلام عقيدة ونظام قائمان أساسا على قدرة الله ونصرته وتمكينه، فلن تقدر أموالهم على محو عقائد المسلمين العميقة التي يحملها جنودنا المتدربون في بلادهم، ولن ينفع الغرب سعيهم ومحاولاتهم الحثيثة في بلادنا، بل ستكون أموالهم حسرة عليهم وفشلا يضاف إلى خيباتهم الكثيرة في بلادنا، فموتوا بحسرتكم فعقيدتنا لن تموت في نفوسنا ولو أنفقتم القناطير المقنطرة، ومهما أعددتم ومكرتم فنصر الله وتمكينه لنا ولن يبقى لكم إلا الخسارة في الدنيا والآخرة.


كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
د. ماهر صالح – أمريكا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı