انسحاب تركيا من برنامج F-35 بسبب صفقة S-400 ومجموعة دراسة سوريا الأمريكية    (مترجم)
انسحاب تركيا من برنامج F-35 بسبب صفقة S-400 ومجموعة دراسة سوريا الأمريكية    (مترجم)

الخبر: بعد المحادثات التي جرت بين الرئيس ترامب والرئيس أردوغان في أوساكا، كانت هناك بعض التطورات في قضايا F-35 وS-400 سعياً وراء انسحاب تركيا، قال ترامب ما يلي: "إنه وضعٌ صعب للغاية من نواح كثيرة. لذلك في هذه اللحظة (فيما يتعلق بمسألة العقوبات) نحن ننظر إلى هذا، وننظر إلى ما يمكننا القيام به. لم نعلن (قرارنا) بعد". (صباح، 22 تموز/يوليو 2019)

0:00 0:00
Speed:
July 29, 2019

انسحاب تركيا من برنامج F-35 بسبب صفقة S-400 ومجموعة دراسة سوريا الأمريكية (مترجم)

انسحاب تركيا من برنامج F-35 بسبب صفقة S-400
ومجموعة دراسة سوريا الأمريكية


(مترجم)


الخبر:


بعد المحادثات التي جرت بين الرئيس ترامب والرئيس أردوغان في أوساكا، كانت هناك بعض التطورات في قضايا F-35 وS-400 سعياً وراء انسحاب تركيا، قال ترامب ما يلي: "إنه وضعٌ صعب للغاية من نواح كثيرة. لذلك في هذه اللحظة (فيما يتعلق بمسألة العقوبات) نحن ننظر إلى هذا، وننظر إلى ما يمكننا القيام به. لم نعلن (قرارنا) بعد". (صباح، 22 تموز/يوليو 2019)

التعليق:


لم يشر ترامب إلى فرض أي عقوبات على تركيا بسبب شراء S-400، خلال قمة العشرين في حزيران/يونيو في أوساكا باليابان. على العكس من ذلك، فقد انتقد إدارة أوباما في تصريحاته التي أدلاها في أوساكا أو بعد ذلك، بأنها لم تسمح ببيع نظام باتريوت إلى تركيا.


وكونها واحدة من أهم أعضاء الناتو، فقد اشترت تركيا نظام الدفاع الصاروخي الروسي الصنع S-400، وهذا ليس أمراً يجب أن تتجاهله أمريكا في ظل الظروف العادية. وفي الواقع، صرح نائب وزير الدفاع الأمريكي مارك إسبير في البيان الذي ألقاه أمام لجنة القوات المسلحة بمجلس الشيوخ بما يلي عن شراء تركيا S-400: "قلت لزميلي، وزير الدفاع التركي" يمكنك إما امتلاك S-400 أو F-35، لكن لا يمكنك امتلاكهما معاً" (بي بي سي تركية، 16 تموز/يوليو 2019)


أيضاً، بخصوص موعد إرسال أنظمة الدفاع هذه فإن هذا معروف منذ العام السابق. حيث تحدث وزير الدفاع خلوصي أكار في تصريحات له قبل عام: "سنبدأ التركيب في تشرين الأول/أكتوبر من العام المقبل". (إن تي في، 2018/10/28). تصريحات خلوصي أكار في العام الماضي، لم تعط أي تاريخ محدد حول متى سيتم تركيب هذه الأنظمة. على ما يبدو أنه حصلت بعض التغييرات بسبب بعض التطورات في العلاقات التركية الأمريكية. فقد قال الرئيس التنفيذي لشركة روستيك سيرجي شيميزوف خلال معرض IDEX 2019: "سنكمل الشحنة إلى تركيا بحلول نهاية العام" (حريات، 2019/02/18)


باختصار، فيما يتعلق بهذه المسألة، كانت المسألة قد تم قبل عام توضيح متى بالفعل سيتم إرسالها إلى تركيا وكيف سيكون التخطيط. التغييرات في التواريخ التي نواجهها الآن، تتعلق بالتطورات الإقليمية. لأن نظام الدفاع S-400 أو قضية F-35 وحدها، ليست بعيدة عن المشاكل والتطورات الإقليمية.


هذا هو حال قضية S-400 بالنسبة لأمريكا. في آب/أغسطس 2017، صرح أردوغان بما يلي حول هذا الموضوع: "لقد اتخذنا خطوات في هذا الشأن مع الاتحاد الروسي في الوقت الحالي، وقد تم التوقيع على هذا ونأمل أن نرى صواريخ S-400 في بلدنا. وسنقوم أيضاً بإدارة العملية عن طريق المشاركة في إنتاجها". هناك أيضاً تشابه بين بيان الرئيس أردوغان S-400 وعقوبات كاتسا الأمريكية. ينص قانون مكافحة الخصوم الأمريكيين من خلال عقوبات كاتسا، والذي دخل حيز التنفيذ في 2 آب/أغسطس 2017، على فرض عقوبات على إيران وروسيا وكوريا الشمالية، والتي تعتبر تهديداً لأمن أمريكا (بي بي سي تركية، 16 تموز/يوليو 2019). بمعنى آخر، بعد أسبوع من إعلان أردوغان، دخل قانون عقوبات كاتسا حيز التنفيذ في أمريكا. في هذه الأيام، تستمر بعض المناقشات حول إمكانية فرض عقوبات على تركيا. من ناحية أخرى، لم يصدر ترامب أي بيان واضح بشأن هذه المسألة، لكنه ذكر أنه يبحث عما سيتم القيام به.
تم طرح عدد من الأسئلة هنا:


أ- هل هناك أي تضارب بين ترامب وآليات اتخاذ القرار الأخرى في أمريكا؟
ب- هل كانت أمريكا عاجزة حقاً عن الضغط على تركيا ومنعها من شراء نظام S-400؟
ج- نظراً لأن الأرباح تحتل المرتبة الأولى في أمريكا، فما هو السبب الرئيسي الذي جعل الإدارة الأمريكية تتصرف تجاه تركيا بشأن القضية؟
د- هل تستطيع تركيا فعلاً تنشيط S-400؟


بالطبع يمكننا الإجابة على كل هذه الأسئلة بالتفصيل، لكنني سأختصرها وأجيب عليها في بضع نقاط:


أ- لا نعتقد أن هناك أي تضارب بين ترامب وآليات اتخاذ القرار الأخرى في أمريكا. هناك الكثير من الأمثلة. فلنقل، إن ترامب يلعب دور الشرطي الجيد مقابل الشرطي السيئ. كلماته ترتبط ارتباطا وثيقا بأرباحه وأمواله. لذلك، تحدث ترامب عن أرباح أمريكا في كل من أوساكا وما بعدها. بمعنى آخر، هو لا يوافق على فرض أي عقوبات على تركيا


أعلن أردوغان أن نظام الصواريخ S-400 سيتم تفعيله في نيسان/أبريل 2020. "بحلول نهاية العام، سنكون قد انتهينا من جزء معين وبحلول نيسان/أبريل 2020، سنكون قد انتهينا منه بالكامل، وسنواصل طريقنا بثقة بالنفس أكثر بكثير". ومع ذلك، فإنه بعد الاجتماع بين مجموعة العمل السورية الأمريكية برئاسة وزير الخارجية التركي مولود جاويش أوغلو وجيمس جيفري، ووفد برئاسة نائب وزير الشؤون الخارجية سعدات أونال، الذي جرى في أنقرة في 22 تموز/يوليو، صرح في القضية نفسها بأن نظام الدفاع الجوي S-400 سيتم تفعيله قبل عام 2020. وبالنظر إلى أن هناك فترة 180 يوماً قبل تنفيذ ترامب عقوبات كاتسا، يبدو أنه متزامن مع تاريخ تصريحات أردوغان. ومع ذلك، يبدو أن مولود جاويش أوغلو، اعتمادا على المفاوضات بين أمريكا وتركيا، قد قدم هذا التاريخ إلى ما قبل عام 2020.


ب- في سبيل أي ربح تتعامل أمريكا مع تركيا بهدوء؟ ما هو الربح الذي يجعلها تتصرف هكذا؟ والإجابة عن هذا السؤال واضحة في التطورات في سوريا. تطورات اليوم في سوريا تطالبها بذلك. خلاف ذلك، فإن هناك تهديدا خطيرا وعدم توافق بين نظام الناتو ونظام الصواريخ من روسيا، وهو أمر غير مقبول بالنسبة لأمريكا. فقد خرج التصريح التالي خلال المفاوضات التي عقدت بين خلوصي أكار ونائب وزير الدفاع الأمريكي: "تم تعيين وفد أمريكي للحضور إلى تركيا، أنقرة، الأسبوع المقبل من أجل تشكيل منطقة آمنة في سوريا. كما تم التأكيد على أنه من الضروري الحفاظ على الحوار بين البلدين". (سي إن إن تركية، 13 تموز/يوليو 2019)


كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
محمد حنفي يغمور

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı