التحرش عرض من أعراض الرأسمالية وعلاجه باقتلاعها وتطبيق الإسلام
التحرش عرض من أعراض الرأسمالية وعلاجه باقتلاعها وتطبيق الإسلام

الخبر:   نقلت (CNN) العربية الخميس 2019/6/6م، ما جاء في تدوينة لدار الإفتاء على صفحتها الرسمية بفيسبوك، إذا قالت: "التحرش الجنسي حرامٌ شرعاً، وكبيرةٌ من كبائر الذنوب، وجريمةٌ يعاقب عليها القانون، ولا يصدر إلا عن ذوي النفوس المريضة والأهواء الدنيئة التي تَتَوجَّه همَّتها إلى التلطُّخ والتدنُّس بأوحال الشهوات بطريقةٍ بهيميةٍ وبلا ضابط عقليٍّ أو إنسانيّ"، كما أشارت إلى أن الأزهر قد تطرق في وقت سابق لهذا الموضوع قائلا إن "التحرش تصرُّف محرَّم شرعاً وسلوك مدان بشكل مطلق ولا يجوز"، وذلك في معرض تعليقه على وقائع شهدتها مصر مؤخرا؛ ودعا إلى "تفعيل القوانين التي تجرم التحرش وتعاقب على فعله".

0:00 0:00
Speed:
June 12, 2019

التحرش عرض من أعراض الرأسمالية وعلاجه باقتلاعها وتطبيق الإسلام

التحرش عرض من أعراض الرأسمالية

وعلاجه باقتلاعها وتطبيق الإسلام

الخبر:

نقلت (CNN) العربية الخميس 2019/6/6م، ما جاء في تدوينة لدار الإفتاء على صفحتها الرسمية بفيسبوك، إذا قالت: "التحرش الجنسي حرامٌ شرعاً، وكبيرةٌ من كبائر الذنوب، وجريمةٌ يعاقب عليها القانون، ولا يصدر إلا عن ذوي النفوس المريضة والأهواء الدنيئة التي تَتَوجَّه همَّتها إلى التلطُّخ والتدنُّس بأوحال الشهوات بطريقةٍ بهيميةٍ وبلا ضابط عقليٍّ أو إنسانيّ"، كما أشارت إلى أن الأزهر قد تطرق في وقت سابق لهذا الموضوع قائلا إن "التحرش تصرُّف محرَّم شرعاً وسلوك مدان بشكل مطلق ولا يجوز"، وذلك في معرض تعليقه على وقائع شهدتها مصر مؤخرا؛ ودعا إلى "تفعيل القوانين التي تجرم التحرش وتعاقب على فعله".

التعليق:

عندما نبحث في ظاهرة أو مرض نبحث عن الأسباب قبل الشروع في وضع العلاج حتى يكون العلاج صحيحا ويعالج المرض من جذوره، وهذه الظاهرة التي يتحدثون عنها (ظاهرة التحرش) لم تعهدها بلادنا إلا في ظل نظام الغرب الرأسمالي وقوانينه التي أباحت العري والعهر وكل المنكرات والموبقات، حتى إنهم هنا يسمونه تحرشا فقط لعدم رضا المرأة عنه، فلو كان برضاها لما تطرقوا إليه ولما أصبحت مشكلة يحتاجون لعلاجها أصلا!

التحرش ناتج طبيعي للظروف المعيشية التي يعيشها الشباب في بلاد الغرب قبل بلادنا وما تبعه من تأخير سن الزواج مع كمّ العري الذي طرأ على أزياء النساء إضافة إلى ما يعرض على الشاشات مما يثير الشهوات ويحرك الرغبات، مع وجود الاختلاط بغير حاجة وبلا ضوابط في المدارس والجامعات وغيرها من الأماكن التي يرتادها الرجال والنساء، ناهيك عن الملاهي والمراقص والمسابح والشواطئ وما يرتديه المترددون عليها، وما في ذلك من إثارة للميل الجنسي لدى الناس وخاصة فئة الشباب.

الميل الجنسي هو مظهر من مظاهر غريزة النوع لدى الإنسان وهو مما يحتاج حتما إلى الإشباع، وعدم إشباعه يصيب الإنسان بالقلق والاضطراب، ولذا وجب إشباعه على وجهه الصحيح ومنع كل ما يثيره ويبرزه في غير موضعه، ولهذا وضع الإسلام أحكاما شرعية تنظم علاقة الرجل بالمرأة وتمنع الاختلاط في غير حاجة، وتبين كيفية خروج المرأة من بيتها لعملها أو لقضاء حاجاتها وكيف يكون لباسها وزينتها، وحتى كيف يكون كلامها، فألزمها الشرع خمارها وجلبابها ومنعها من الأعمال التي تمتهن كرامتها أو الأعمال التي تخالف الشرع فلا تعمل في البغاء ولا المراقص ولا يُتخذ جسدها سلعة رخيصة كما هو حال النساء في الغرب الذي يتأفف من التحرش بينما يرخص البغاء والعهر، وينشر إعلامه الفجور على كل الشاشات ومن خلال كل القنوات...

كل أسباب التحرش نتجت أصلا من قوانين الغرب الرأسمالي التي تطبَّق علينا بالحديد والنار، فالمثيرات التي تعرض على الشاشات تعرض برعاية الدولة وتصريحها، وأماكن اللهو والفجور تحميها الدولة وتشجع ارتيادها، بل وأكثر من ذلك تعمل الدولة على تأخير سن الزواج وبفتاوى رجال الأزهر والفتوى الذين يحرمون التحرش!!

إن العلاج الجذري لهذه الظاهرة إنما هو في تطبيق الإسلام بكل أنظمته التي تضمن للرجل والمرأة حياة كريمة في ظل دولته الخلافة الراشدة على منهاج النبوة وما فيها من أحكام تحترم المرأة وتعتبرها زوجة وأماً وربة بيت وعرضاً يجب أن يصان، والإسلام وإن أباح عمل المرأة إلا أنه لم يوجبه عليها بل هي في بيتها ملكة متوجة، وإن خرجت للعمل فلا تمتهن أعمالا ليست لها أو يحرمها الشرع، كما حفظ عليها الشرع مالها وأوجب كفالتها ونفقتها على زوجها أو أقاربها من الرجال، وأباح لها أن تعمل أو تتاجر بمالها أو مال غيرها في غير امتهان لكرامتها كامرأة وبشرط التزامها بضوابط الشرع في زيّها وحتى كلامها الذي يحميها من كل من في قلبه مرض ﴿فَلَا تَخْضَعْنَ بِالْقَوْلِ فَيَطْمَعَ الَّذِي فِي قَلْبِهِ مَرَضٌ وَقُلْنَ قَوْلاً مَعْرُوفاً * وَقَرْنَ فِي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْأُولَى﴾ هذا هو العلاج الذي يقضي على التحرش حقيقة، ولكنه لا يطبق إلا في دولة الإسلام الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، تلك الدولة التي ترسي عقيدة النفوس والعقليات لتفكر وتشبع حاجاتها على أساس الإسلام وما انبثق عنه من أحكام شرعية تنظم علاقات الناس وتعالج مشكلاتهم بحلول حقيقية توافق فطرتهم.

إن الخير الذي يحمله الإسلام وأحكامه لا يخص المسلمين وحدهم بل نزل للعالم أجمع وللناس كافة؛ من آمن ودخل في الإسلام ومن بقي على دينه وارتضى أن يظله الإسلام بعدله، ولا نجاة للبشرية من الرأسمالية وأمراضها التي استشرت إلا بالإسلام ودولته الخلافة الراشدة على منهاج النبوة.

أيها المخلصون في جيش الكنانة! إن الخطاب لكم أنتم، فأنتم من بيدكم القوة والنصرة، إن الحكم الشرعي يبقى نظريا معطلا دون قوة تحمي من يطبقه وتلزم الناس به وتمنع كل ما يخالفه، وحتى يطبق الإسلام وتصبح أحكامه واقعا عمليا يراه الناس يحتاج نصرتكم لتقام الدولة التي تطبقه بكم وفيكم؛ دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، فانصروا العاملين المخلصين لها عسى الله أن يكتب الفتح والنصر على أيديكم فتفوزوا فوزا عظيما، وستذكرون ما أقول لكم وأفوض أمري إلى الله.

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

سعيد فضل

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية مصر

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı