التعصب الطائفي ينذر بشر مستطير وفتنة لن يسلم منها أحد
التعصب الطائفي ينذر بشر مستطير وفتنة لن يسلم منها أحد

الخبر:   ذكرت صحيفة اللواء في عددها الصادر يوم الاثنين 2019/9/23 في مقال عنوانه: "موفد الخزانة لمراجعة ملف العقوبات المالية"، وقد ورد فيه أهم مطالب رئيس الجمهورية في خطابه في الأمم المتحدة وهي: ١- محاربة لبنان للإرهاب ٢- المطالبة بإنشاء الأمم المتحدة أكاديمية الإنسان في بيروت للتلاقي والحوار ٣- المطالبة بمعالجة مسألة النازحين السوريين ٤- إيجاد حل للاجئين الفلسطينيين في لبنان

0:00 0:00
Speed:
September 24, 2019

التعصب الطائفي ينذر بشر مستطير وفتنة لن يسلم منها أحد

التعصب الطائفي ينذر بشر مستطير وفتنة لن يسلم منها أحد

الخبر:

ذكرت صحيفة اللواء في عددها الصادر يوم الاثنين 2019/9/23 في مقال عنوانه: "موفد الخزانة لمراجعة ملف العقوبات المالية"، وقد ورد فيه أهم مطالب رئيس الجمهورية في خطابه في الأمم المتحدة وهي:

١- محاربة لبنان للإرهاب

٢- المطالبة بإنشاء الأمم المتحدة أكاديمية الإنسان في بيروت للتلاقي والحوار

٣- المطالبة بمعالجة مسألة النازحين السوريين

٤- إيجاد حل للاجئين الفلسطينيين في لبنان

التعليق:

في ظل الأزمة الاقتصادية الخانقة التي يعاني منها لبنان حيث قارب الدين العام الـ100 مليار دولار، يذهب وفد رئيس الجمهورية إلى الأمم المتحدة بعدد يزيد عن 160 شخصا تتكفل الدولة بكل نفقاتهم بينما حجم وفد دولة الصين لا يزيد عن 20 شخصا!

وسيعلن الرئيس اللبناني في خطابه أمورا تتناقض بشكل كبير مع الحقيقة وفي بعضها عنصرية وحقد دفين، إذ إنه سيؤكد على استمرار لبنان في الحرب على (الإرهاب)، وهنا نسأل الرئيس الذي سمى نفسه "بيّ اللبنانيين" عن أي إرهاب يتحدث؟! وأي إرهاب يحاربه لبنان؟! هل هو إرهاب كيان يهود الذين قتلوا من أهل لبنان ودمروا البلاد وأرهبوا العباد واتخذوا ممن خانوا البلاد عملاء لهم ساروا على طريقتهم في القتل والتهجير والتعذيب والتدمير؟! بالطبع ليس كيان يهود هو المقصود؛ إذ إن صهر الرئيس وزير الخارجية أعلن بصراحة بحق "كيان يهود بالوجود والأمان"، وليس المقصود العملاء إذ إن الدولة تكرمهم كما فعلت مع كبيرهم الفاخوري مسؤول سجن الخيام وقد قتل بنفسه 19 لبنانيا...

وهل المقصود بالإرهاب جرائم حزب إيران اللبناني سواء في الاغتيالات السابقة في لبنان أو قتل المستضعفين من أهل الشام؟! بالطبع لا، إذ إن هذا الحزب في حلف مع التيار العوني ومشارك في السلطة بقوة، وقد ظهر أن الإرهاب يتعلق بالمسلمين فقط، لذلك تضيق السلطة على الإسلاميين وتلفق لهم التهم وتزج بهم في ظلمات السجون.

كما أن دعوة الرئيس ميشال عون الأمم المتحدة لإنشاء جامعة إنسانية للتلاقي والحوار يتناقض مع الحقد والعنصرية المتزايدة من أفرقاء من غير المسلمين من بينهم فريق الرئيس ضد النازحين من أهل الشام واللاجئين من أهل فلسطين، ووصلت الأمور إلى ظهور بوادر فتن طائفية سواء بين النصارى والدروز أو بين النصارى و"الشيعة" أو بين النصارى و"السنة"... إذ إن النصارى في ظل ما سُمي العهد القوي واستعادة الحقوق التي كسبوها من الاستعمار بعد هدم الخلافة العثمانية في إعلان دولة لبنان الكبير، ينتهج بعضهم استخدام خطاب طائفي بغيض، الأمر الذي يستوجب ردا مماثلا من طوائف أخرى ما ينذر بخطر شديد وفتنة تتجدد معها الحرب الأهلية التي لم يمر عليها ثلاثون سنة، فمثلا الخصومة بين قضاء بشري وقضاء الضنية حول ملكية القرنة السوداء (أعلى قمة جبلية في لبنان) وتحولها إلى استفزازات وأعمال متضادة وتهديدات مناطقية... يظهر مدى هشاشة الوضع الأمني في البلاد.

من هنا نذكر بالحكم الشرعي، بحرمة التعصب على أساس عنصري أو طائفي وضرورة تجنب الحقد والكراهية في لبنان، ولو كانت الشريعة الإسلامية مطبقة لمنعت مثل ذلك ولعاقبت العنصريين عقوبة رادعة، ونؤكد أن دولة الإسلام التي وعد الله سبحانه بها وبشر بها رسوله محمد r وهي الخلافة الراشدة ولبنان جزء منها، ستتعامل مع الجميع بالعدل وستجعل من المجتمع مجتمعا قويا متماسكا فيه الأمن والسلام، بعيدا عن الحقد والعنصرية والهشاشة فضلا عن الاقتتال.

﴿وَيَقُولُونَ مَتَى هُوَ قُلْ عَسَى أَن يَكُونَ قَرِيباً

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

الشيخ د. محمد إبراهيم

رئيس المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية لبنان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı