السترات الصفراء رد فعل متوقع على جشع الرأسمالية
السترات الصفراء رد فعل متوقع على جشع الرأسمالية

الخبر:   انتقلت عدوى احتجاجات حراك "السترات الصفراء" إلى هولندا، بعدما اجتاحت فرنسا وبروكسل ردا على قرار الحكومة زيادة أسعار الوقود والضرائب على ذوي الدخل المحدود. ووجهت "السترات" دعوة طارئة للمشاركة في مظاهرة سلمية تنطلق في أمستردام يوم السبت الموافق 2018/12/08م، للمطالبة بتخفيض الضرائب وتحسين الخدمة الصحية واستقالة الحكومة الحالية. (بتصرف عن الموقع الإلكتروني "روسيا اليوم" 2018/12/07م)

0:00 0:00
Speed:
December 10, 2018

السترات الصفراء رد فعل متوقع على جشع الرأسمالية

السترات الصفراء رد فعل متوقع على جشع الرأسمالية

الخبر:

انتقلت عدوى احتجاجات حراك "السترات الصفراء" إلى هولندا، بعدما اجتاحت فرنسا وبروكسل ردا على قرار الحكومة زيادة أسعار الوقود والضرائب على ذوي الدخل المحدود. ووجهت "السترات" دعوة طارئة للمشاركة في مظاهرة سلمية تنطلق في أمستردام يوم السبت الموافق 2018/12/08م، للمطالبة بتخفيض الضرائب وتحسين الخدمة الصحية واستقالة الحكومة الحالية. (بتصرف عن الموقع الإلكتروني "روسيا اليوم" 2018/12/07م)

التعليق:

إن من نافلة القول إن النظام الغربي الاقتصادي قد نشأ طبيعيا عن حرية التملك التي تبيح للإنسان أن يتملك ما يشاء كيفما يشاء، فأدى هذا النظام إلى ظهور طبقة من الوحوش البشرية، ليس لها من البشرية إلا الاسم، تملك كل شيء في حين إن الأغلبية الساحقة من الناس تعاني شظف العيش ومرارة الفقر، ولذلك أطلق على المبدأ العلماني الغربي المبدأ الرأسمالي من باب تسمية الشيء بأبرز ما فيه، وذلك لبروز هذا النظام فوق بقية أنظمة هذا المبدأ الباطل، تماما كما برزت القيمة المادية في الثقافة الغربية فوق باقي القيم، فجعلت من الناس "عبيدا للدولار واليورو"، وإن فساد هذا النظام لهو أمر طبيعي، فقد انبثق عن مبدأ باطل يجعل من تشريع الأحكام ووضع القوانين والمعالجات، اقتصادية كانت أم غيرها، حكرا على حفنة من الأشخاص الذين غالبا ما يكونون من الأغنياء أصحاب رؤوس الأموال، فيسنون من القوانين ما يناسب أهواءهم ويزيدهم غنى وثراء، وإن المشاهد المحسوس أن هذا النظام هو نظام وحشي إجرامي، فهو أداة في استعمار الشعوب ونهب ثرواتها وتجويعها وتجفيف مواردها، ويعتمد أساسا على الربا والضرائب في جل المعاملات التجارية والمالية والعقود، فإذا جفت موارد الدولة التي تسرقها من مستعمراتها أو شحت واستعصت عليها لسبب أو آخر، أو حتى إن ظهر عجز ما في الخزينة، أو حتى إن رغبت تلك الحفنة الحاكمة في زيادة موارد الدولة المالية، قامت برفع قيمة الضريبة على السلع والخدمات، أو خفضت الدعم على الخدمات الصحية، أو رفعت قيمة الربا على ديون المستهلك، أو كل هذه الإجراءات دفعة واحدة، كما هو حاصل في فرنسا وهولندا وبلجيكا وباقي الدول الرأسمالية إن لم يكن عاجلا فآجل.

وإن هذه السلوكيات التي تسلكها الدول الرأسمالية هي من القبح والإجحاف بحيث تجعل من هذا النظام، نظام جباية لا نظام رعاية، فالهوة السحيقة بين الأغنياء والفقراء تزداد عمقا واتساعا، ومهما أجرى القائمون على هذا المبدأ من عمليات تجميل وترقيع لردم هذه الهوة ولإطالة عمر المبدأ وتثبيته، فإن هذا لن يجدي في شيء، فنهاية هذا المبدأ حتمية، وأفول شمسه آخذ بالتسارع، فبعد أن بدأ الناس يعانون من إجحاف هذا النظام، ويعاينون هضمه لحقوقهم وعجزه عن رعاية شؤونهم، كان من البديهي ومن المتوقع أن نرى حراك "السترات الصفراء" يجتاح أوروبا وتنتقل عدواه من بلد إلى آخر، ونسأل الله أن يكون كما يقال، قطر في أول السيل، السيل الذي سيجرف هذا المبدأ النتن وأنظمته الفاسدة ويلقي بها إلى هاوية سحيقة مع المبادئ الوضعية البائدة.

إن الشقاء والمعاناة التي جلبها هذا المبدأ وأنظمته على البشرية، والظلمات التي تغشى شعوب العالم أجمع، لن يرفعها ويكشف غمتها إلا المبدأ الإسلامي الرباني وأنظمته التي تعالج مشاكل الإنسان وتنظم حياته وترعى شؤونه رعاية تجعله هنيء العيش عزيز النفس...

فاللهم عجل لنا بخلافة راشدة ثانية على منهاج النبوة، نقضي بها على الرأسمالية البالية، وننقذ بها أنفسنا والبشرية جمعاء مما حاق بنا من ضنك المعيشة وهوان النفس.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

وليد بليبل

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı