الشرطة في تتارستان تجمع المعلومات عن التلميذات اللاتي يرتدين الحجاب (مترجم)
الشرطة في تتارستان تجمع المعلومات عن التلميذات اللاتي يرتدين الحجاب (مترجم)

الخبر:   نشرت دائرة شؤون القُصّر التابعة لمكتب وزارة الداخلية في الاتحاد الروسي في قازان وثيقة بين المدارس تطلب فيها "توفير مواد تصف القاصرين وأسرهم، التي تلتزم بالمعتقدات الدينية الصارمة (ارتداء الحجاب)". كتبت رئيسة القسم فينيرا سابيرزيانوفا أنه من الضروري بسبب حاجة الشرطة، كما أنها تطلب أن تشير إلى "منذ متى التزمت القاصرة (الأسرة) بمعتقدات دينية صارمة (الوقت الذي بدأت فيه ارتداء الحجاب)". بالإضافة إلى ذلك، تطلب سابيرزيانوفا "تقديم مستندات حول محادثة المرشد النفسي المدرسي مع القاصر - بهدف تحديد اتجاه الطالب في الإسلام" ("ايديل ريالي" من 2019/04/05). ...

0:00 0:00
Speed:
April 10, 2019

الشرطة في تتارستان تجمع المعلومات عن التلميذات اللاتي يرتدين الحجاب (مترجم)

الشرطة في تتارستان تجمع المعلومات عن التلميذات اللاتي يرتدين الحجاب

(مترجم)

الخبر:

نشرت دائرة شؤون القُصّر التابعة لمكتب وزارة الداخلية في الاتحاد الروسي في قازان وثيقة بين المدارس تطلب فيها "توفير مواد تصف القاصرين وأسرهم، التي تلتزم بالمعتقدات الدينية الصارمة (ارتداء الحجاب)". كتبت رئيسة القسم فينيرا سابيرزيانوفا أنه من الضروري بسبب حاجة الشرطة، كما أنها تطلب أن تشير إلى "منذ متى التزمت القاصرة (الأسرة) بمعتقدات دينية صارمة (الوقت الذي بدأت فيه ارتداء الحجاب)". بالإضافة إلى ذلك، تطلب سابيرزيانوفا "تقديم مستندات حول محادثة المرشد النفسي المدرسي مع القاصر - بهدف تحديد اتجاه الطالب في الإسلام" ("ايديل ريالي" من 2019/04/05).

التعليق:

يواصل المستعمرون الروس اتباع سياسة الاستيعاب التي تهدف إلى تدمير الهوية الإسلامية للمسلمين في المناطق التي احتلوها. لطالما كان الحجاب في المدارس أحد الموضوعات الرئيسية لهجمات الكرملين، التي أعلنت الحرب على الفتيات في الزي الإسلامي.

لذا، في عام 2013، علق بوتين على مسألة الحجاب على الخط المباشر السنوي بهذه الطريقة: "لا يوجد شيء جيد في ذلك. هناك، بالطبع، بعض الخصائص الوطنية في الجمهوريات الوطنية. ولكن هذا دليل على وجود علاقة معينة بالدين. لم يكن هناك مثل هذا التقليد في بلدنا وفي المناطق الإسلامية. حتى في بعض البلاد الإسلامية، فإن ارتداء الحجاب محظور بموجب القانون. يحظره القانون! أعتقد أنه من الممكن والضروري في بلدنا اتباع طريق العودة إلى الزي المدرسي، وهذا العمل قد تم بالفعل. أتوقع ألا يتم التخلي عنه، ولكن في المقابل، سيتم تقديمه بنشاط". بعد هذا التصريح للرئيس الروسي في جميع أنحاء البلاد بدأ تنفيذ الحظر على الحجاب. ونظراً لزيادة الصدى في المناطق الإسلامية، لم يكن من الممكن حظر الحجاب تماماً، أما في المناطق الأخرى فقد أثيرت مسألة الحجاب في المدرسة بشكل صارم - إما الحجاب وإما المدرسة.

تتارستان اليوم هي إحدى مناطق عودة الناس على نطاق واسع إلى القيم الإسلامية، والإحياء الديني محسوس بشكل واضح هناك، وليس من المستغرب أن يراقب الكرملين الموقف عن كثب، لأن الاتجاهات الثابتة في تتارستان تمتد إلى منطقة الفولغا ومنطقة الأورال بأكملها - أراض إسلامية شاسعة، كانت مستعمرة من روسيا القيصرية.

يشار إلى أن وزير الشؤون الداخلية في تتارستان أرتيم خورين في مجلس وزارة الداخلية في وقت سابق من شهر كانون الثاني/يناير عام 2019 قد أشار إلى الحاجة للعمل الوقائي بين الآباء والأمهات الذين يراقبون الإسلام ويحاولون تعليم أبنائهم القيم الإسلامية. حيث لاحظ أرتيم خورين أن "العديد من الأسر تتحول إلى أشكال التعليم في المؤسسات التعليمية الخاصة، حيث غالبا ما يكون المعلمون أتباعا للأيديولوجية السلفية". وأضاف "التعليم في بيئة مغلقة يخلق خطر تشكيل الحركات المتطرفة من هؤلاء الأطفال. من الضروري العمل مع السلطات التعليمية، لإنشاء قوائم بالأطفال الذين تحولوا إلى هذا النوع من التعليم، وكذلك والديهم، للعمل الوقائي".

وبالتالي، يصبح من الواضح أن روسيا تشعر بالقلق إزاء العمليات التي تحدث في المناطق الإسلامية. يرون أن عدد الأشخاص في المساجد يتزايد باطراد، ويرون أن ظهور المرأة بالحجاب لم يعد نادرا في شوارع المدن، ويرون كيف تتعزز عند الناس مشاعر العداء لروسيا، وكيف بدأ المسلمون يتذكرون تاريخهم والبدء تدريجيا في تحقيق أهدافهم وموقفهم الحقيقي من روسيا. وهذا يزعج المحتل، الذي شن حرباً ضد الإسلام على ضفاف نهر إيدل (فولغا) بطرق مختلفة، منذ ما يقرب من نصف الألفية، باللجوء إلى أساليب مختلفة، تتراوح بين الإبادة الجماعية والتنصير، إلى إنشاء مؤسسات دينية يسيطر عليها المستعمر والبروباجاندا.

وبالتالي، بعد نشر الأخبار حول هذا الأمر بنشر طلب الشرطة من المدارس التعرف على الفتيات المحجبات، بدأ الغضب الجماعي، وسارعت السلطات المحلية بالتخلي عما حدث. صرح نائب رئيس الدائرة الصحفية لرئيس تتارستان ليليا غاليموفا بأن مسؤول الشرطة جمع معلومات عن الطلاب الذين يلتزمون بالمعتقدات الدينية بمبادرة منهم. تُظهر هذه الحقيقة مرة أخرى أن السلطات تتصرف بحذر خشية إثارة نمو أكبر للوعي السياسي بين السكان وزيادة المشاعر المعادية لروسيا.

قال الله تعالى: ﴿وَقُلْ جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمد منصور

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı