السفن الحربية والطائرات جاهزة لأول مناورات بحرية بين أمريكا ودول آسيان
السفن الحربية والطائرات جاهزة لأول مناورات بحرية بين أمريكا ودول آسيان

الخبر: ستنضم ثماني سفن حربية وأربع طائرات وأكثر من 1000 فرد من الولايات المتحدة و10 دول في جنوب شرق آسيا إلى التدريبات البحرية التي تبدأ يوم الاثنين، في إطار مناورات مشتركة تمتد إلى بحر الصين الجنوبي.إن التمرين البحري الأول بين أمريكا ودول رابطة آسيان الإقليمية سيستمر لمدة خمسة أيام، بدءاً من قاعدة ساتاهيب البحرية في تايلاند وينتهي في سنغافورة.

0:00 0:00
Speed:
September 06, 2019

السفن الحربية والطائرات جاهزة لأول مناورات بحرية بين أمريكا ودول آسيان

السفن الحربية والطائرات جاهزة لأول مناورات بحرية بين أمريكا ودول آسيان


(مترجم)


الخبر:


ستنضم ثماني سفن حربية وأربع طائرات وأكثر من 1000 فرد من الولايات المتحدة و10 دول في جنوب شرق آسيا إلى التدريبات البحرية التي تبدأ يوم الاثنين، في إطار مناورات مشتركة تمتد إلى بحر الصين الجنوبي.


إن التمرين البحري الأول بين أمريكا ودول رابطة آسيان الإقليمية سيستمر لمدة خمسة أيام، بدءاً من قاعدة ساتاهيب البحرية في تايلاند وينتهي في سنغافورة.


تأتي التدريبات في وقت تصاعدت فيه التدخلات الأمريكية في المنطقة كما وزادت فيه التوترات بين بكين ودول جنوب شرق آسيا حول بحر الصين الجنوبي، الذي تطالب بأجزاء منه كل من بروناي وماليزيا وفيتنام والفلبين.


وفقاً لبيان صادر عن السفارة الأمريكية في بانكوك، فإن التدريبات ستغطي "المياه الدولية في جنوب شرق آسيا، بما في ذلك خليج تايلاند وبحر الصين الجنوبي" قبل أن تختتم أعمالها في سنغافورة. (الجزيرة. 2 أيلول/سبتمبر 2019)

التعليق:


أمريكا ليست مدفوعة بالمبادئ النبيلة. فإنها لعبة قوة لمصالح أمريكا الأنانية للرد على طموحات الهيمنة للحكومة الصينية. وعلى دول آسيان التي لا تمتلك رؤية سياسية أن تلعب دور التوازن بين تنمر القوى العالمية والبلطجة الإقليمية. على الرغم من أن دول آسيان تتألف من 10 دول، لكنها دون أساس أيديولوجي مشترك، أو على الأقل مبادئ مشتركة، فإنها منقسمة حسب مصالحها الوطنية الفردية مع الصين. وهكذا، مثلها مثل أمريكا والدول الغربية الأخرى، في السعي وراء "المصالح الوطنية" التي تبررها ذاتياً، حيث تتجاهل الصين ببساطة "القوانين الدولية" و"القواعد" وتفعل ما تريد.


كيف نوقف المتنمرين مثل الصين؟ في الواقع، كيف يمكننا منع جميع الدول الاستبدادية والإجرامية من ترهيب ونهب العالم؟


الأمر يتطلب حضارة مبنية على أيديولوجية للارتقاء فوق المتنمرين والمغتصبين. كانت الدعوة الإسلامية هي تلك الحضارة. رغم أنها كانت صغيرة في البداية، فقد هزمت المشركين الأثرياء والأقوياء في الحجاز، ثم بلاد فارس والإمبراطورية الرومانية، وهما القوتان الإقليميتان في ذلك العصر، خلال عهد الخليفة الراشد الثاني. انتشر الإسلام كنظام لتنوير البشرية وتحريرها من الجهل في بقية الشرق الأوسط وأوروبا والقوقاز وآسيا والصين والهند وجنوب شرق آسيا وأفريقيا. واليوم، الإسلام كأيديولوجية، انتشر في العالم بأسره.


من المأساوي أن نجد أنفسنا منقسمين ومستعبدين، ونعاني من المرض الغربي "القومية". استبدل حكامنا عملاء الاستعمار بالإسلام أعلاما لا معنى لها، وهياكل اصطناعية، وأنظمة تولدت من الكفر والطاغوت. لقد فرضوا على رؤوسنا حكاما فاسدين تعتمد مصالحهم الذاتية على مدى خدمة أسيادهم الغربيين.


إن موقف دول آسيان المنقسم والمثير للشفقة عند أقدام الصين وأمريكا هو انعكاس لمأساة أمتنا اليوم. إن حكامنا الخونة هم بلا خوف، أصحاب طغيان ودم بارد عندما يتعلق الأمر بتعذيب المؤمنين وقتلهم، ولكنهم جبناء عندما يتعلق الأمر بالرد على هجمات أعدائنا.


لنأخذ كشمير كمثال. فلو افترضنا أن حكام بنغلادش وأفغانستان وباكستان و"سلاطين النفط" في الشرق الأوسط يقومون برد موحد، فلن يجرؤ أي زعيم هندي فاشي على إيذاء شعرة واحدة من رأس مسلم. بدلاً من ذلك، فإنهم يكرمون الزعيم المشرك، الذي أظهر هذه الكراهية تجاه الإسلام والمسلمين بأعلى جائزة! والأسوأ من ذلك أنهم يغذون "مصالحه الوطنية" بمواردنا البترولية. مع حكام كهؤلاء، لا عجب أن أعداءنا جريئون للغاية.


لم يأت الإسلام ليزيد الجاهلية بالعنصرية أو القومية، ولم يضطهد ويسفك دماء الأبرياء. لم يأتِ ليزيد ثراء عدد قليل من الناس بالموارد التي خلقها الله سبحانه وتعالى لصالح الجميع. لا يسمح للجبناء والعبيد من الكفار والطواغيت بوضع أيديهم على رؤوسنا، ناهيك عن أقدامهم.


إن الحل لأراضينا ولمحيطاتنا المغتصبة في آسيا، هو الحل نفسه لتحرير فلسطين وكشمير وتركستان الشرقية والمسلمين في الصين وسريلانكا وميانمار وأماكن أخرى. الحل نفسه الذي سينهي الحروب في سوريا وليبيا واليمن. إنه الحل نفسه الذي سيزيل مرض العنصرية والانقسام، ويزيل الحكام الوهميين الخونة. إنه الحل نفسه الذي أزال الجاهلية من الحجاز، وأوقف الحرب وجمع بين الأوس والخزرج إلى الأبد وأوجد حضارة جديدة مجيدة على هذه الأرض. إنه إقامة الإسلام، مرة أخرى، تماماً وبشكل كامل، بطريقة رسول الله e.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
محمد حمزة

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı