الرأسمالية تُضلل وتخيف لمصالح دنيوية!
الرأسمالية تُضلل وتخيف لمصالح دنيوية!

الخبر:   أرسلت وزارة الشؤون الداخلية تعميما إضافيا حول احتياطات فيروس كورونا إلى 81 محافظة. في التعميم؛ ذكر أنه من أجل منع تفشي فيروس كورونا وانتشاره بين الناس، سيتم تعليق أنشطة الفنادق والمراقص والحانات والنوادي الليلية مؤقتاً، لأن الوجود معاً على مسافة قصيرة جداً في "الأماكن العامة المعدة للراحة والترفيه" قد يزيد من خطر الإصابة بالمرض. (وكالات، 2020/03/16)

0:00 0:00
Speed:
March 22, 2020

الرأسمالية تُضلل وتخيف لمصالح دنيوية!

الرأسمالية تُضلل وتخيف لمصالح دنيوية!

(مترجم)

الخبر:

أرسلت وزارة الشؤون الداخلية تعميما إضافيا حول احتياطات فيروس كورونا إلى 81 محافظة. في التعميم؛ ذكر أنه من أجل منع تفشي فيروس كورونا وانتشاره بين الناس، سيتم تعليق أنشطة الفنادق والمراقص والحانات والنوادي الليلية مؤقتاً، لأن الوجود معاً على مسافة قصيرة جداً في "الأماكن العامة المعدة للراحة والترفيه" قد يزيد من خطر الإصابة بالمرض. (وكالات، 2020/03/16)

التعليق:

أصبح الحكام المستبدون للنظام الرأسمالي الذين يفترضون أنهم آلهة الأرض عاجزين ويخجلون اليوم أمام ألوهية الله سبحانه وتعالى رب السماوات والأرض كما كان بالأمس. إن حقيقة أن الحشرات الكبيرة، التي أهلكت الحرث والنسل وجميع القيم من أجل جني المزيد من المزايا، أصبحت عاجزة أمام الفيروس، هو الواقع حاليا. ولن أشدد هنا على إثبات أو دحض نظريات المؤامرة والآراء المختلفة فيما يتعلق بالفيروس.

النقطة التي يجب التأكيد عليها، هي أن الله سبحانه، الذي هو أبعد ما يكون عن العجز، وصاحب القوة والقادر على جعل كل شيء عاجزاً، قد هز أسس نظامهم وحكمهم العاجز بمجرد فيروس فحسب. وهكذا، ذكَّرنا مرة أخرى بحقيقة أنه يستطيع تغيير المجتمعات من حال إلى آخر.

على الرغم من أن إجراءات فيروس كورونا، التي اتخذها الحكام الذين يتمتعون بالقوة والحكم، أبرزت المخاوف البشرية، إلا أن بإمكاننا أن نرى في الواقع أنها نتيجة مخاوفهم الاقتصادية والسلطوية. إن أدوات الخوف في النظام الرأسمالي، التي تجعل كل شيء سلعة، تستند أيضاً إلى مبدأ إنقاص الأشياء قدرها. حكمت الحكومات التي تولت السلطة في تركيا منذ سنوات على المجتمع باضطهاد الديمقراطية وذلك باستغلال مشاعر وأفكار المسلمين من أجل تحقيق مصالحهم الخاصة.

أظهرت الحكومة التي لا تزيل أي ضرر بل وتتسبب في الواقع بإنتاج مشاكل جديدة كل يوم، أظهرت أنها قادرة على إغلاق الأماكن التي يرتكب فيها الحرام لمجرد مخاوف دنيوية، بتعميم واحد فقط. أماكن مثل المراقص والحانات والنوادي الليلية التي حرمها الله والتي ترتكب فيها الفواحش والجرائم، يتم إغلاقها بسبب الخوف الدنيوي والخشية على مصالحهم. ومع ذلك، فإنهم يسمحون بكل هذه الشرور، التي تؤدي إلى تدمير وإلحاق الضرر بجميع القيم الدينية والأخلاقية للمجتمع، بغض النظر عن مخالفة أوامر الله سبحانه وتعالى. أليس الله أحق بأن يُخشى؟ الرأسمالية تخدع وتخيف المصالح العالمية، إلا أن ربنا يخوفنا ويحذرنا عذاب الدنيا والآخرة.

في حين أدى هذا الفيروس إلى إعجاز الحكام الذين يتمتعون بالسلطة، فقد كشف قناع زيف الحكام من ناحية أخرى. لذا، كان مجرد اتخاذ قرار كافياً لإبادة أعشاش الفتنة وإغلاقها. أولئك الذين لا يجرؤون على التغيير، ويستميتون في تطبيق النظام الرأسمالي الذي يدمر المجتمع كله، يرتكبون الشر الأكبر بحق الشعب المسلم. بالتوازي مع هذه الممارسات الأخيرة، وخاصة المسلمين الذين دعموا الحكومة بسبب مشاعرهم الإسلامية، يجب أن يكونوا قد شاهدوا بأم أعينهم كيف خدعهم الحكام، فهذه المشاهد كافية لأولي الألباب.

وفيما الواجب على الحكام التضحية بكل شيء على هذا النهج ليكونوا ممن وصفهم الله في الآية أدناه، إلا أنهم للأسف يعلنون الحرب على دين الله، بقيامهم بعكس ما هو واجب بل بحمايتهم لكل حرام ومحافظتهم عليه: ﴿الَّذِينَ إِن مَّكَّنَّاهُمْ فِي الْأَرْضِ أَقَامُوا الصَّلَاةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ وَأَمَرُوا بِالْمَعْرُوفِ وَنَهَوْا عَنِ الْمُنكَرِ وَلِلَّهِ عَاقِبَةُ الْأُمُورِ﴾ [الحج: 41]

إنه لمن الإجحاف أن تصر على الديمقراطية، وأن تُعرض عن رب الآخرة الذي يستحق الخوف والذي بيده الموت والحياة. وقريباً، سيكون هناك خلفاء راشدون سينطبق عليهم وصف هذه الآية، يعرضون عن المصالح الدنيوية، ويفعلون ما يفعلون وهم يخشون الله، ويضعون رضا ربهم مركز حياتهم ويحكمون الناس بدين الله.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أحمد سابا

#كورونا

#Corona

#Covid19

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı