المتصارعون في اليمن يتقاتلون قتالاً شرساً حتى المساجد لم تسلم من شرهم، واليهود في فلسطين آمنون!!!
المتصارعون في اليمن يتقاتلون قتالاً شرساً حتى المساجد لم تسلم من شرهم، واليهود في فلسطين آمنون!!!

الخبر:   قتل 80 جنديا يمنيا على الأقل من قوات الشرعية اليمنية في هجوم بصواريخ أطلقتها مليشيات الحوثي على مسجد في محافظة مأرب بحسب ما أعلنت مصادر طبية وعسكرية الأحد، وقال مصدر طبي في مستشفى مأرب إن 80 شخصا على الأقل قتلوا في الهجوم الذي وقع مساء السبت. إلى ذلك أفادت مصادر عسكرية أن جميع القتلى هم من جنود اللواء الرابع حماية رئاسية بقيادة مهران القباطي، وقال ضابط في الإعلام الحربي للجيش الوطني اليمني إن الهجوم تم بصواريخ كاتيوشا من جبل هيلان الذي تتمركز فيه مليشيات الحوثي غرب مأرب. (العربية نت 2020/8/29م).

0:00 0:00
Speed:
September 08, 2020

المتصارعون في اليمن يتقاتلون قتالاً شرساً حتى المساجد لم تسلم من شرهم، واليهود في فلسطين آمنون!!!

المتصارعون في اليمن يتقاتلون قتالاً شرساً

حتى المساجد لم تسلم من شرهم، واليهود في فلسطين آمنون!!!

الخبر:

قتل 80 جنديا يمنيا على الأقل من قوات الشرعية اليمنية في هجوم بصواريخ أطلقتها مليشيات الحوثي على مسجد في محافظة مأرب بحسب ما أعلنت مصادر طبية وعسكرية الأحد، وقال مصدر طبي في مستشفى مأرب إن 80 شخصا على الأقل قتلوا في الهجوم الذي وقع مساء السبت. إلى ذلك أفادت مصادر عسكرية أن جميع القتلى هم من جنود اللواء الرابع حماية رئاسية بقيادة مهران القباطي، وقال ضابط في الإعلام الحربي للجيش الوطني اليمني إن الهجوم تم بصواريخ كاتيوشا من جبل هيلان الذي تتمركز فيه مليشيات الحوثي غرب مأرب. (العربية نت 2020/8/29م).

التعليق:

في خضم تصاعد الصراع الإنجلو أمريكي في اليمن بين عملاء أمريكا الحوثيين من جهة، وعملاء بريطانيا من جهة أخرى أو من يسمون أنفسهم بالشرعية، فقد تصاعد لهيب المعارك بينهما في جبهة مأرب النفطية التي لا يكاد يمر يوم إلا بوقوع عشرات القتلى ومئات الجرحى من الطرفين؛ فالحوثيون يسعون لاقتحامها لثرواتها النفطية الهائلة ولتكتمل سيطرتهم على شمال اليمن خاصة وقد تمت لهم السيطرة على البيضاء شرق اليمن وهي من أهم مناطق سيطرة القاعدة في اليمن، ولكي تحصل على نصيب في الحل السياسي أكبر من نصيب عملاء الإنجليز مجتمعين (الشرعية والانتقالي)، أما الشرعية وخاصة حزب الإصلاح فهم يستميتون في الدفاع عنها لأن سقوطها بيد الحوثيين معناه خروج الشرعية من الشمال نهائيا وخسارة ثروات نفطية هائلة وقبولهم بنصيب أقل من نصيب الحوثيين في كعكة الحل السياسي، وفي غضون هذه المعارك الملتهبة أقدم الحوثيون بوقاحة قل نظيرها على قصف مسجد في معسكر الحماية الرئاسية أثناء صلاة المغرب راح ضحيته 80 قتيلا و150 جريحا، وهذه ليست أول مرة يقوم الحوثيون فيها بقصف مسجد في مأرب، فقد قاموا بقصف مسجد في محافظة مأرب في شهر آذار/مارس عام 2017م راح ضحيته 30 قتيلا وعشرات الجرحى كما نشر ذلك موقع العين الإخبارية وغيره.

فالحوثيون قد تجاوزوا كل الخطوط الحمراء ولم تبق عندهم حرمة لبيوت الله ما دام في ذلك السيطرة على خصومهم وبقاء السلطة بأيديهم، فالسيطرة والنفوذ هما سبب الخلاف بين الشرعية والحوثيين رغم أن العمالة والتبعية للغرب الكافر والحكم بعلمانيته النتنة ومحاربة الإسلام تحت ستار مكافحة الإرهاب هما سمتان لا تفارقان الطرفين.

فالحوثيون الذين ضج إعلامهم وخطباؤهم الذين استغلوا يوم عاشوراء في إذكاء الفتنة الطائفية والهجوم على تطبيع آل زايد المجرمين مع كيان يهود، مع العلم أن علاقة الحوثيين باليهود هي علاقة ودية يتخللها التطبيع السري إلا أن الحوثيين بقصف المساجد وقتل المصلين سواء أكانوا من أتباع التحالف أم لا هو جريمة نكراء تجعلهم في خانة كبار المجرمين. قال الله تعالى: ﴿وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن مَّنَعَ مَسَاجِدَ اللَّهِ أَن يُذْكَرَ فِيهَا اسْمُهُ وَسَعَى فِي خَرَابِهَا أُوْلَـئِكَ مَا كَانَ لَهُمْ أَن يَدْخُلُوهَا إِلاَّ خَآئِفِينَ لهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ﴾، ولن يوقف الدماء التي تسفك بأيدي عملاء الغرب كلهم والثروات التي تنهب والحقوق الضائعة، ولن يشبع البطون الجائعة ويعيد السلطان المغصوب للأمة الإسلامية، إلا قيام دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة التي تنهي كل مآسي المسلمين وتعيدهم خير أمة أخرجت للناس كما كانوا من قبل.

إن حزب التحرير هو النذير العريان يدعوكم أيها المسلمون أن ترصوا الصفوف خلف قيادته التي تقود سفينة التغيير الحقيقي الذي يؤدي إلى نهضة الأمة الصحيحة، واعلموا أن الكافر المستعمر وحكام المسلمين كلهم جميعا إلى زوال عما قريب بإذن الله وستعود الخلافة الراشدة على منهاج النبوة فيعم نورها الأرض كلها ﴿وَيَقُولُونَ مَتَى هُوَ قُلْ عَسَى أَن يَكُونَ قَرِيبًا﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

الأستاذ شايف الشرادي – ولاية اليمن

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı