المتحدث باسم حزب أردوغان يرفض دعوات إعلان الخلافة
المتحدث باسم حزب أردوغان يرفض دعوات إعلان الخلافة

الخبر:استنكر المتحدث باسم حزب العدالة والتنمية الحاكم في تركيا عمرو شاليك حالة الجدل التي انطلقت عقب افتتاح مسجد آيا صوفيا بشأن الدعوات لإعلان الخلافة. وجاءت تصريحات شاليك بعد أن نشرت مجلة "غيرشيك حياة" (الحياة الحقيقية) على غلافها عبارات تدعو لإحياء الخلافة الإسلامية مجددا.

0:00 0:00
Speed:
July 31, 2020

المتحدث باسم حزب أردوغان يرفض دعوات إعلان الخلافة

المتحدث باسم حزب أردوغان يرفض دعوات إعلان الخلافة


الخبر:


استنكر المتحدث باسم حزب العدالة والتنمية الحاكم في تركيا عمرو شاليك حالة الجدل التي انطلقت عقب افتتاح مسجد آيا صوفيا بشأن الدعوات لإعلان الخلافة. وجاءت تصريحات شاليك بعد أن نشرت مجلة "غيرشيك حياة" (الحياة الحقيقية) على غلافها عبارات تدعو لإحياء الخلافة الإسلامية مجددا. وأوضح شاليك أن تركيا دولة قانون ديمقراطية وعلمانية واجتماعية، مفيدا أنه من الخطأ افتعال استقطاب سياسي بشأن النظام السياسي لتركيا. وذكر شاليك "أن الجمهورية التركية هي المظلة المشتركة لجميع الأتراك بسماتها وخصائصها القائمة حاليا"، وقال: "فجمهوريتنا هي قرة أعيننا بجميع سماتها"، "الجدل والاستقطاب القائم منذ أمس على مواقع التواصل فيما يخص النظام السياسي لتركيا أمر ليس مطروحا وليس مدرجا ضمن أجندة البلاد"، ثم قال "أدعو بالرحمة لقائد حرب الاستقلال ومؤسس الجمهورية وأول رؤسائها مصطفى كمال وجميع قادة حرب الاستقلال...".

التعليق:


إن تصريحات المتحدث باسم حزب أردوغان ليست غريبة على كل من يعرف حقيقة حزب العدالة والتنمية التركي، فهو حزب علماني حتى النخاع، كما يقولون، وإن رأس النظام التركي أردوغان لا ينكر ذلك البتة، بل هو يصرح ويفخر أنه يحكم بالعلمانية، وأن العلمانية في نظره هي أن تقف الدولة على مسافة واحدة من الجميع، ومع ذلك تجد البعض ينخدعون به ويظنون به خيرا وهم يسمعونه يتلو شيئا من كتاب الله أو يدعو إلى الالتزام بسنة النبي ﷺ كما ظهر في أحد الفيديوهات، مع أنه هو أول من يرفض الالتزام بسنة النبي، إذ إن النبي كان يطبق ما يوحى إليه من ربه من أحكام، أما أردوغان فيطبق شرائع الكفر، ويرونه وهو يفتتح مسجد آيا صوفيا فينخدعون به، مع أن ما يقوم به من أعمال صالحة في نظر البعض لا يتناقض مع علمانيته، فالعلمانية لا تمنع فتح المساجد، ولا تمنع الناس من أداء الصلوات وصيام رمضان وقراءة القرآن، ولكنها تمنع وبكل شدة أن يكون للقرآن والمساجد أي تاثير على الحياة والدولة والمجتمع، عندئذ تكشر العلمانية عن أنيابها ويظهر وجهها الحقيقي.


أما بالنسبة للدعوة التي وجهها البعض إلى أردوغان وحزبه تدعو إلى إعلان الخلافة فهذا أمر غير متوقع البتة من حزب عريق في علمانيته كحزب أردوغان، فأردوغان وأفراد حزبه يؤمنون بالعلمانية ويطبقونها على مائة مليون مسلم، فكيف والحال هذا سيقوم أردوغان بإعلان الخلافة التي من أهم الأسس التي تقوم عليها هي أن السيادة للشرع، أي أن الحكم لله، وأن الإسلام بأنظمته المختلفة من حكم واقتصاد واجتماع وغيرها هي التي ستطبق في المجتمع، فكيف يتفق هذا مع علمانية أردوغان التي تدعو إلى قطع الصلة بالدين في الحياة والدولة والمجتمع؟! فهذا تناقض كبير جدا...


أما الذين يبررون لأردوغان ويقولون إنه يتدرج شيئا فشيئا للوصول إلى الحكم بالإسلام في النهاية لأنه لا يستطيع الآن تطبيق الإسلام دفعة واحدة، فما جاء في الخبر أعلاه على لسان المتحدث باسم حزب العدالة التنمية من رفض للخلافة هو خير رد على هؤلاء المبررين، فأردوغان لم يُنقل عنه لا تصريحا ولا تلميحا أنه يريد تطبيق الإسلام لا دفعة واحدة ولا بالتدرج، ولذلك فإن الكلام عن تدرج أردوغان إنما هو من قبيل أضغاث الأحلام ليس إلا، وأما القول بأنه غير قادر على تطبيق الإسلام الآن فهو قول لا أساس له من الصحة، فلماذا يقدر على تطبيق العلمانية، ودون تدرج، التي يكفر بها الملايين من مسلمي تركيا بينما لا يقدر على تطبيق الإسلام الذي هو دين الأغلبية الساحقة في تركيا؟! إن أردوغان نفسه يرد على هذه الفرية فيقول خلال ترؤسه اجتماعا للحكومة يوم الاثنين الموافق 2020/07/27: "تركيا باتت دولة تتمتع بالقوة، وذات بنية تحتية متطورة في كافة المجالات وتمتلك الإرادة فيما يتعلق باستخدام حقوقها السيادية وتدرك مدى قوتها وحجم إمكاناتها" (عربي 21)، نعم ونحن نقول إن تركيا دولة قوية ولكن قوتها لم تستخدم في صالح الإسلام والمسلمين، فقسم كبير من قوتها ضمن قوات حلف الناتو الصليبي، وقسم كبير منها أيضا يزج به أردوغان في صراعات دولية كالذي يجري في ليبيا، وقسم آخر يشارك في تثبيت نيرون الشام بشار الأسد، وطالما تمتلك تركيا كل هذه القوة العسكرية فما الذي يمنع أردوغان من تطبيق الإسلام ودفعة واحدة؟!


ثم كيف لأردوغان أن يعلنها خلافة إسلامية وهو في كل مناسبة يثني خيرا على هادم دولة الخلافة العثمانية مصطفى كمال ويترحم عليه ويتعهد بأن يسير على نهجه ويزور قبره ويصفه بالغازي؟!


إن الخلافة الثانية على منهاج النبوة قائمة قريبا بإذن الله، وهي نصر من الله كبير، وهذا النصر لا يتنزل على من يوالون أعداء الله، إن نصر الله لا يتنزل إلا على المؤمنين الصابرين العاملين بإخلاص الموالين لله ورسوله والمقتفين لخطا النبي ﷺ الذين باعوا أنفسهم لله طمعا في رضوانه وجنانه، فاللهم أنزل عليهم نصرك وأيدهم بمدد من عندك.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
محمد أبو هشام

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı