المغرب يفوت استغلال الغاز للبريطانيين ثم يشتريه منهم
المغرب يفوت استغلال الغاز للبريطانيين ثم يشتريه منهم

الخبر:   تلقت الشركة البريطانية "ساوند إنرجي" التي تنقب على الغاز في المنطقة الشرقية بالمغرب عرضا من الحكومة يتعلق بأسعار بيع الغاز الطبيعي حسب ما كشفته عنه الشركة في إعلان جديد. وأفاد الموقع البريطاني "إنفستغيت"، بأن "ساوند إنرجي" قالت إنها تلقت عرضا من وزارة الطاقة والمعادن، يقضي ببيع الغاز أو النفط المستخرج من حقول "تندرارة" بالمنطقة الشرقية، للمكتب الوطني للماء والكهرباء. وحسب المصدر ذاته، فإن الحكومة المغربية اقترحت شراء الغاز من الشركة التي تتكلف بالتنقيب والاستخراج، عبر تحديد ثمنين الأول بسعر قابل للتغيير، والثاني خاضع لمنطق تغير السعر العالمي للغاز. ...

0:00 0:00
Speed:
May 11, 2019

المغرب يفوت استغلال الغاز للبريطانيين ثم يشتريه منهم

المغرب يفوت استغلال الغاز للبريطانيين ثم يشتريه منهم

الخبر:

تلقت الشركة البريطانية "ساوند إنرجي" التي تنقب على الغاز في المنطقة الشرقية بالمغرب عرضا من الحكومة يتعلق بأسعار بيع الغاز الطبيعي حسب ما كشفته عنه الشركة في إعلان جديد.

وأفاد الموقع البريطاني "إنفستغيت"، بأن "ساوند إنرجي" قالت إنها تلقت عرضا من وزارة الطاقة والمعادن، يقضي ببيع الغاز أو النفط المستخرج من حقول "تندرارة" بالمنطقة الشرقية، للمكتب الوطني للماء والكهرباء.

وحسب المصدر ذاته، فإن الحكومة المغربية اقترحت شراء الغاز من الشركة التي تتكلف بالتنقيب والاستخراج، عبر تحديد ثمنين الأول بسعر قابل للتغيير، والثاني خاضع لمنطق تغير السعر العالمي للغاز.

وقالت الشركة في تحديث جديد لإعلانها، إنها تستعد لتجهيز البنيات التحتية لاستخراج الغاز من أول آبارها في موقع "تندرارة"، والذي تتوقع الشركة أن يبدأ الإنتاج فيه في 2021، وأن طاقته الإنتاجية اليومية تصل إلى 60 مليون قدم مكعب، معلنة أن البئر الثاني TE10، من أصل ثلاث آبار تحفرهم الشركة، قد كشف عن وجود بترول، وأنها في مرحلة إجراء التحاليل المخبرية لمعرفة مدى جودته وقابليته للإنتاج. جريدة الاتحاد ليوم 04/05/2019.

التعليق:

إن هذا الخبر لا يحتاج لتعليق فهو واضح جلي في مستوى سوء الرعاية التي انحدر إليها صناع القرار في بلد تساءلت أكبر سلطة فيه سنة 2014 عن أين الثروة؟ وهو ينطق بالواجب فعله تجاه من تقلد المسؤولية وهو ليس أهلا لها بأن يلفظ لفظ النواة.

وهو ليس بالحدث الاستثنائي المعزول فمجموعة من المناجم المعلومة والتي جرى استغلالها لسنوات من طرف الدولة وتم إيقافها لسنوات بحجة عدم الجدوى الاقتصادية يجري تفويت استغلالها لشركات أجنبية لتجني هذه الشركات المال ويجني المغرب الفقر وضياع الثروة المعدنية.

إن المغرب غني بثرواته وهي لا تنحصر في الفوسفات وإنما تتعداه للمسكوت عنه من المعادن النفيسة التي هي حكر على مالك السلطة والشركات الأجنبية التي في حقيقتها اليد الطولى للدول الاستعمارية الحامية التي بها تنهب الخيرات وتشتري ذمم الحكام وتضغط لرسم السياسات التي تبقي البلاد محط النفوذ والتبعية.

وإن تقسيم الثروة إلى ثروة مادية وغير مادية سيرا على خطا البنك الدولي وجعل الثروة غير المادية تشكل حوالي 73% في المتوسط من إجمالي الثروة خلال الفترة من 1999 إلى 2013 كما جاء في تقرير المجلس الاقتصادي والاجتماعي والبيئي بشراكة مع بنك المغرب تحت عنوان: "الثروة الإجمالية للمغرب بين 1999 – 2013" وحصر نسبة الرأسمال الطبيعي ومنه المعادن في نسبة 6% سنة 1999 و8.4% سنة 2013، يجعلنا نحمل هاته التقارير على أنها ليست آليات لقياس الثروة وتثمينها وإنما أداة لتركيز مقولة أن المغرب دولة فقيرة ليستمر النهب والفساد في رضا وقبول من الناس.

إن الفقر في المغرب وفي كل البلاد الإسلامية ليس فقر الدول وإنما فقر الناس، فالدول غنية بمواردها وبثرواتها والتي جعلت منها محط أنظار الدول الاستعمارية وساحة للصراعات العسكرية لأجل النفوذ والاستغلال أما الأفراد فهم فقراء بسبب سياسات التفقير التي تتبعها هذه الدول بسبب سوء توزيع الثروة الناتج عن تطبيق النظام الرأسمالي واستئثار الحكام وبطانتهم بخيرات بلاد المسلمين.

لقد جعل الإسلام المعادن العد التي لا تنقطع وهي الكثيرة غير محددة المقدار، من الملكية العامة، فهي ملك للمسلمين جميعا ولا يجوز لأفراد المسلمين تملكها ناهيك أن يكون المالك مستعمرا أجنبيا. روى الترمذي عن أبيض بن حمال «أَنَّهُ وَفَدَ إِلَى النبي r فاسْتَقْطَعَهُ الْمِلْحَ الَّذِي بِمَأْرِبَ فَقَطَعَهُ لَهُ فَلَمَّا أَنْ وَلَّى قَالَ رَجُلٌ مِنَ الْمَجْلِسِ: أَتَدْرِي مَا قَطَعْتَ لَهُ يا رسول الله؟ إِنَّمَا قَطَعْتَ لَهُ الْمَاءَ الْعِدَّ فَانْتَزَعَه مِنْهُ» والماء العد هو الذي لا ينقطع. ولذلك فإن رجوع الرسول r عنه يعتبر علة لعدم ملكية الفرد له. وهذا الحكم على المعادن التي لا تنقطع يشمل المعادن كلها سواء المعادن الظاهرة التي يوصل إليها من غير مؤونة، ينتابها النّاس ينتفعون بها، كالملح، والكحل، والياقوت، وما شابهها، أم كان من المعادن الباطنة، التي لا يوصل إليها إلاّ بالعمل والمؤونة، كمعادن الذهب، والفضة، والحديد، والنحاس، والرصاص، وما شاكلها. وسواء أكانت جامدة كالبلور أم سائلة كالنفط، فإنها كلها معادن تدخل تحت الحديث. لذلك لا يجوز للدولة أن تملّكها لأفراد، أو شركات، ولا أن تسمح لأفراد، أو شركات، باستخراجها لحسابهم، بل يجب عليها أن تقوم بنفسها باستخراج هذه المعادن، نيابة عن المسلمين، ورعاية لشؤونهم، ويكون جميع ما تستخرجه منها مملوكاً ملكية عامة لجميع أفراد الرعيّة.

هذا هو حكم الإسلام في الثروة المعدنية التي يبددها حكام اليوم، أما كيفية الانتفاع بمداخليها فإن أفراد الرعية هم المالكون لها حقيقة ولوارداتها، وعليه فهي ينفق منها على كل ما يتعلق بالملكية العامة للمسلمين وقد توزع عليهم أعيان هذه الملكيات من غير ثمن كأن يوزع النفط والغاز على الناس في منازلهم من غير ثمن، وقد تباع لهم بسعر التكلفة أو سعر السوق بحسب ما تقتضيه المصلحة وقد يوزع عليهم نقدا من أرباحها.

إن تطبيق هذا الحكم كفيل بأن يسد حاجة الأفراد ويمنع الثروة من أن تبقى حكرا في يد الاستبداد. فكيف لو طبق الإسلام كاملا شاملا في حياتنا طلبا لرضوان الله واستجابة لأمره؟ قال تعالى: ﴿وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْقُرَىٰ آمَنُوا وَاتَّقَوْا لَفَتَحْنَا عَلَيْهِم بَرَكَاتٍ مِّنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ

فإلى خيري الدنيا والآخرة ندعوكم، وإلى العمل لتطبيق الإسلام في دولة الخلافة الراشدة نستحثكم، فهلا استجبتم لما يحييكم ويرفع نكد العيش عنكم في الدنيا ويرفع درجاتكم في الآخرة.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

مناجي محمد

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı