الجزيرة تمد يد الغوث لماكرون فتعطيه فرصة لتبرير موقفه من الإسلام والمسلمين
الجزيرة تمد يد الغوث لماكرون فتعطيه فرصة لتبرير موقفه من الإسلام والمسلمين

الخبر:   في لقاء خاص مع الجزيرة.. ماكرون: أنا لا أواجه الإسلام والمسلمين وموقفي من الرسوم تم تحريفه. قال الرئيس الفرنسي إيمانويل ماكرون إن الأخبار التي نقلت بأنه يدعم الرسوم المسيئة للرسول (محمد ﷺ) مضللة ومقتطعة من سياقها، مؤكدا أنه يتفهم مشاعر المسلمين إزاء هذه الرسوم. (الجزيرة نت، 2020/10/31م).

0:00 0:00
Speed:
November 01, 2020

الجزيرة تمد يد الغوث لماكرون فتعطيه فرصة لتبرير موقفه من الإسلام والمسلمين

الجزيرة تمد يد الغوث لماكرون فتعطيه فرصة لتبرير موقفه من الإسلام والمسلمين

الخبر:

في لقاء خاص مع الجزيرة.. ماكرون: أنا لا أواجه الإسلام والمسلمين وموقفي من الرسوم تم تحريفه.

قال الرئيس الفرنسي إيمانويل ماكرون إن الأخبار التي نقلت بأنه يدعم الرسوم المسيئة للرسول (محمد ﷺ) مضللة ومقتطعة من سياقها، مؤكدا أنه يتفهم مشاعر المسلمين إزاء هذه الرسوم. (الجزيرة نت، 2020/10/31م).

التعليق:

مثل هذه الإساءات لرسولنا وقرآننا وديننا لم تكن الأولى؛ فمنذ سنين والإهانات توجه لنا من دول الغرب دون خجل أو وجل، وردات الأفعال ليست جديدة؛ فقد تكررت بتكرار الإساءات لكل ما هو مقدس عند المسلمين. ردود أفعال غاضبة تدفع المسلمين للنزول إلى الشوارع تهتف باسم نبيها وتعلن حبها وولاءها له وفخرها به وبأخلاقه وصفاته. وكم صدرت من الغيارى على عرض رسولهم دعوات لمقاطعة من يسيء له أو يسخر منه، لكن في كل مرة كانت تستمر هذه الغضبة أياما ثم تهدأ. والكفار لا يرتجفون من المسيرات ولا المقاطعات، فهم يعرفون النتيجة؛ موجة طارئة ثم تهدأ. فما دام حكام المسلمين لم تتمعر وجوههم غضبا لنبي الأمة، وما دام علماء الأمة صامتين إلا من تنديدات جوفاء أو تصريحات ضعيفة لا ترقى إلى مستوى الجريمة المرتكبة ضد رسولهم ودينهم، فالأمور بالنسبة للكفار على ما يرام، ولسان حالهم يقول دعوهم يعبرون عن غضبهم ثم يهدؤون، فهم مع تكرار هذه الإساءات سيعتادون على هذا الوضع فتخف حدة الغضب وتخفت أصوات الاحتجاجات، وتختفي مظاهر المسيرات والوقفات. وقد كادت أن تتحقق تنبؤاتهم؛ إذ خفت حدة ردات الأفعال تدريجيا مع تكرار هذه الاستفزازات والإساءات.

وهذا ما حدى بماكرون أن يتجرأ على فعلته، لكن الذي هاله وأشعره بالقلق بل الخوف هو هذه الموجة العارمة من ردود الأفعال الغاضبة المتواصلة من المسلمين التي عمت العالم من إندونيسيا شرقا حتى المغرب غربا بل حتى في أوروبا نفسها دفاعا عن رسولهم الكريم ﷺ وتنديدا بماكرون المجرم وبلاده عدوة الإسلام ورسوله وأهله، مع دعوات المقاطعة للبضائع الفرنسية التي ما إن تمت الدعوة لها حتى وضعت موضع التنفيذ من الأفراد والشركات الخاصة، وبالطبع بعيدا عن الحكومات والأنظمة في البلاد الإسلامية التي لا يتوقع أحد منهم غضبة تصل لمستوى الحدث والإساءة التي رمي بها الإسلام ونبيه الكريم.

ورغم أن المقاطعة للبضائع الفرنسية هي أقل من مستوى الجريمة التي وجهت لرسولنا إلا أن توقيتها كان له الأثر في خوف ماكرون ومسارعته في إعلان استغرابه من شدة هذه الموجة من الغضب وقرارات المقاطعة. كما سارعت دول أوروبا لدعمه والوقوف وراءه في وجه المقاطعة والتنديد الذي وجهه المسلمون لماكرون وفرنسا بكاملها؛ ذلك أن الاقتصاد في فرنسا كما في باقي دول العالم في زمن كورونا في وضع لا يحسد عليه وأي هزة قد تطيح به وتذيق فرنسا المرارة.

لقد تفاجأ ماكرون من موقف المسلمين الصاعق، فهبت دول أوروبا لتخفيف الضغط عنه بإعلان وقوفها إلى جانبه والتقليل من خطورة تصريحاته ومواقفه لعلها تخيف المسلمين وتضعف حدة ثورتهم، لكن دون جدوى؛ فقرارات المقاطعة تواصلت والاحتجاجات استمرت بل توسعت وارتفع مستوى خطابها، فلم تعد تعبر عن حب النبي والتغني بأخلاقه فقط، ولم تعد المطالبات بمقاطعة فرنسا فقط بل تعدتها إلى لغة التهديد بما هو أعظم وما يرقى لمستوى الإساءة التي اقترفتها فرنسا على لسان رئيسها ماكرون. لقد عادت سيرة السلطان عبد الحميد ووقفه لعرض مسرحية تستهزئ برسولنا بقرار حاسم وتهديد مباشر لفرنسا جعلها تذعن وتمنع عرض المسرحية، عادت هذه الحادثة للتداول بين المسلمين الغاضبين، وانطلقت عبارات "فتح باريس هو الرد"، و"يا ماكرون اعرف حدك بالخلافة سنهدم مجدك" على ألسنة المحتجين. نعم هذا ما رأته أوروبا كلها؛ لم تعد هتافات المحتجين عبارات وشعارات عامة بل أصبحت عبارات مبلورة فصيحة.

إن نصرة رسولنا تكون بالسير على خطاه وإقامة الصرح الذي بناه؛ دولة تحكم بالإسلام وتحمي بيضة المسلمين وتحفظ رموزهم ومقدساتهم، فما هانت تلك الرموز إلا حين أسقطت الخلافة، ولن تعود لها كرامتها وعزتها ومنزلتها التي تستحق إلا بعودة دولة الخلافة التي سيكون ردها على كل إساءة بما رد به محمد ﷺ على هتك عرض امرأة مسلمة في سوق يهود فكان إجلاؤهم عن المدينة هو الرد، أو كما رد المعتصم على إهانة امرأة من قبل رومي فاسق فكان فتح عمورية هو الرد، وكما فعل عبد الحميد حين سمع بأن مسرحية تهزأ بالرسول سيتم عرضها على مسرح في فرنسا فاستدعى سفير فرنسا وقابله بلباسه العسكري وأخبره أنه لن يسمح بالإساءة لنبينا وأن على فرنسا وقف تلك المسرحية وإلا... فما كان من فرنسا إلا أن أذعنت ومنعت عرض تلك المسرحية...

وفي سياق الهبة الأوروبية لإغاثة ماكرون ومحاولة تهدئة الأوضاع في البلاد الإسلامية نرى قرار قناة الجزيرة المنافقة استضافة الرئيس ماكرون في لقاء صحفي أتاحت له فيه أن يبرر مواقفه ويشرح تصريحاته وأقواله ويرسل الرسائل التي يريد للمسلمين عامة ولمسلمي فرنسا خاصة، لعل هذه التبريرات تهدئ من حدة ردود أفعال الجماهير الغاضبة فلا تواصل التصعيد لتصل للحد الذي تخشاه أوروبا والغرب الكافر أجمع؛ حد إسقاط الأنظمة المهترئة التي لا كرامة عندها ولا عزة، وتعيد رمز عزتها وحامي بيضتها وقاهر أعدائها، تعيد الخلافة التي وعدها ربها بها وبشر بها نبيها.

اللهم اجعلها قريبة تقر بها عيون المؤمنين وتزلزل عروش الكفار والمنافقين، اللهم آمين.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أسماء الجعبة

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı