الغرب يرتعد من الزيادة المتسارعة في أعداد المسلمين ومن التقلص في الوجود النصراني
الغرب يرتعد من الزيادة المتسارعة في أعداد المسلمين ومن التقلص في الوجود النصراني

الخبر:   استضافت البطريركية المارونية في بكركي (جونية - شمال بيروت) يوم الجمعة الثامن عشر من أيلول 2020 اللّجنة التنفيذيّة لـ"مجلس كنائس الشرق الأوسط"، وهو أكبر تجمّع ديني رسمي لـ(المسيحيين) في الدول العربية، وشارك في الاجتماع ممثلون عن الطوائف المسيحية في لبنان وسوريا ومن تعذّر حضورهم من دول أخرى بسبب وباء كوفيد -19، شاركوا بالنقاش عبر البثّ الإلكتروني. والتحق بهم المشاركون من مصر، وفي كلمته خلال جلسة الافتتاح قال البطريرك الماروني بشارة الراعي: "بات الوجود المسيحيّ في هذا الشرق مقلَّصاً، ورسالته محدودة، وسكن الخوف قلوب (المسيحيين)". (بي بي سي عربي)

0:00 0:00
Speed:
September 23, 2020

الغرب يرتعد من الزيادة المتسارعة في أعداد المسلمين ومن التقلص في الوجود النصراني

الغرب يرتعد من الزيادة المتسارعة في أعداد المسلمين

ومن التقلص في الوجود النصراني

الخبر:

استضافت البطريركية المارونية في بكركي (جونية - شمال بيروت) يوم الجمعة الثامن عشر من أيلول 2020 اللّجنة التنفيذيّة لـ"مجلس كنائس الشرق الأوسط"، وهو أكبر تجمّع ديني رسمي لـ(المسيحيين) في الدول العربية، وشارك في الاجتماع ممثلون عن الطوائف المسيحية في لبنان وسوريا ومن تعذّر حضورهم من دول أخرى بسبب وباء كوفيد -19، شاركوا بالنقاش عبر البثّ الإلكتروني. والتحق بهم المشاركون من مصر، وفي كلمته خلال جلسة الافتتاح قال البطريرك الماروني بشارة الراعي: "بات الوجود المسيحيّ في هذا الشرق مقلَّصاً، ورسالته محدودة، وسكن الخوف قلوب (المسيحيين)". (بي بي سي عربي)

التعليق:

كم يقلق النصارى موضوع تزايد عدد المسلمين بنسبة تفوق الزيادة لأعداد النصارى، وهناك معاهد للدراسات تقوم على متابعة ودراسة نمو الأديان في العالم وأشهرها "معهد بيو للدراسات"، فحسب دراسة استشرافية لنموّ الأديان في العالم قدّر عدد النصارى بنحو 14 مليون و600 ألف نسمة حالياً، أي ما يوازي 3.6 في المئة من مجمل السكان في الشرق الأوسط.

وعند تتبعنا على اليوتيوب لفيديو "العالم بالأرقام" والصادر بتاريخ الثاني من آذار 2020 والذي هو بعنوان: "أكثر الديانات انتشارا في العالم، ما هي الديانة الأكثر اعتناقا والأسرع نمواً منذ عام 1800م حسب عدد الأفراد المعتنقين لكل ديانة"، فإنه بالنظر لعداد الديانتين الإسلامية والنصرانية نجد أنه خلال المئة عام الأخيرة من 1920 – 2020 والذي زاد فيه النمو السكاني في العالم من مليارين و35 مليونا ليصبح سبعة مليارات و566 مليونا، أي بزيادة 5 مليار و531 مليونا، وأن أعداد النصارى ارتفعت من 745 مليونا ليصبح مليارين و380 مليونا أي بزيادة مليار و635 مليوناً، وبالمقابل ارتفع عدد المسلمين من حوالي 305 مليونا ليصبح ملياراً و900 مليون أي بزيادة مليار و595 مليونا، ليشكل المسلمون 24,8% من إجمالي عدد السكان في العالم.

هذا وقد توقع مركز أبحاث أمريكي أن تُقارب أعداد المسلمين عام 2050م أعداد النصارى، كما أن صحيفة الغارديان البريطانية توقعت أن يكون الإسلام هو الديانة الأولى في العالم عام 2060م.

وفي تقرير نشره موقع الـ(سي إن إن) قبل عدة سنوات بعنوان: "النمو السريع للإسلام في الغرب" ذكر أن أعداد الذين يدخلون في الإسلام في البلاد الغربية كبير جداً وهو في تسارع مستمر، وأن هناك زيادة ملحوظة في المراكز الإسلامية والمساجد تنافس أعداد الكنائس ليس فقط في العواصم الغربية وإنما في كافة المدن الأوروبية الكبرى.

وصرحت الحكومة الألمانية بأن إيقاف التناقص في النمو السكاني الألماني قد خرج عن السيطرة، وأن ألمانيا ستكون جمهورية إسلامية لا محالة في عام 2050م، ونشرت جريدة برافدا الروسية مقالاً بعنوان: "الإسلام سيكون دين روسيا الأول مع حلول عام 2050م".

كما أصبحت نسخ القرآن الكريم المترجمة من أكثر الكتب مبيعاً في الأسواق الأمريكية والغربية إضافة إلى انتشار الإسلام في السجون بشكل لافت للنظر.

إن المتابعين لهذا المد الإسلامي في الدول الغربية يؤكدون أن ما دعا المعتنقين الجدد للإسلام كان بسبب أنهم وجدوا فيه ما يبحثون عنه على الصعيد الروحي والأخلاقي وأنه الدين الفعلي للإنسانية جمعاء.

هذا هو الواقع باختصار أيها المسلمون، الغرب تغلي الدماء في عروقه، ويشتد تخوفه من القادم، رغم أن الدراسات هو الذي يجريها، وهو الذي توقعها وأخبر بها، إلا أنه يحاول أن يجعلها تسير في الاتجاه المعاكس، فيرصد الميزانيات المالية الضخمة لوقف المد الإسلامي، ويصطنع الحروب والنكبات والأوبئة والأسلحة الفتاكة والمجاعات والحملات التبشيرية، كل ذلك لعل أعداد المسلمين تقل بشكل ملحوظ، ويحاول زعماء الغرب إيجاد الكراهية للإسلام والمسلمين في نفوس شعوبهم، فينظم الندوات والمهرجانات الثقافية للحديث عن الإسلام والمسلمين بهدف تشويه المفاهيم الإسلامية، كما ويكيدون للإسلام ورموزه، إلا أن الدائرة تدور عليهم.

فقد أكدت صحيفة "بوليتيكن" الدنماركية: "أن عدد الدنماركيين الذين تحولوا للإسلام منذ نشر الرسوم المسيئة للرسول ﷺ تجاوز 5 آلاف دنماركي. وكذلك شهدت مكتبات أمستردام إقبالاً كبيراً من الهولنديين على شراء المصاحف الإلكترونية المترجمة ما أدى إلى نفادها من الأسواق عقب نشر الرسوم المسيئة للرسول ﷺ. وبعد أحداث الحادي عشر من أيلول/سبتمبر أكد الباحثون أن أكثر من عشرين ألف أمريكي يعتنقون الإسلام كل عام وأنه يتم بناء بمعدل مئة مسجد سنويا في الولايات المتحدة الأمريكية.

أيها المسلمون:

إن ما تكشفه تلك الإحصائيات والتوقعات المذهلة، واعتناق العديد من الكفار للإسلام هو في غياب الإسلام مطبقا في دولة، فكيف سيكون الواقع في ظل الخلافة الراشدة الموعودة قريبا إن شاء الله، حين يرى الغرب التطبيق العملي للنظام الإسلامي كاملا من نظام حكم واقتصاد واجتماع وصحة وتعليم وأمن، يطبق على رعايا الدولة الإسلامية مسلمين وغير مسلمين على حد سواء؟ وهل ستتحقق تلك التوقعات أم سيكون الواقع تزايدا في عدد المسلمين أضعافا مضاعفة حين تعود الفتوحات الإسلامية من جديد تحمل رسالة الإسلام إلى العالم لتنقذه من الفساد والظلم الذي يعيشه؟ فحينها سيكون الدخول في دين الله أفواجا.

قال رسول الله ﷺ: «لَيَبْلُغَنَّ هَذَا الْأَمْرُ مَا بَلَغَ اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ، وَلَا يَتْرُكُ اللَّهُ بَيْتَ مَدَرٍ وَلَا وَبَرٍ إِلَّا أَدْخَلَهُ اللَّهُ هَذَا الدِّينَ، بِعِزِّ عَزِيزٍ أَوْ بِذُلِّ ذَلِيلٍ، عِزّاً يُعِزُّ اللَّهُ بِهِ الْإِسْلَامَ وَذُلّاً يُذِلُّ اللَّهُ بِهِ الْكُفْرَ».

نسأل الله أن يكون ذلك قريبا

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

راضية عبد الله

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı