أديروا وجوهكم إلى الإسلام وليس إلى الغرب (مترجم)
أديروا وجوهكم إلى الإسلام وليس إلى الغرب (مترجم)

الخبر:في الكلمة الافتتاحية لمؤتمر السفراء الحادي عشر، قال جاويش أوغلو، مؤكدا على مبادرة "آسيا من جديد"، "إن هدفنا مع مبادرة "آسيا من جديد" ليس تحولاً في المحور، والآن سيبدأ أصدقاؤنا الغربيون في الشكوى مرة أخرى بالقول: ما الذي يجري؟ هل تركيا لديها تحول محوري في سياستها الخارجية؟ هل أدارت تركيا ظهرها للغرب بينما حولت وجهها إلى مكان آخر؟ ثم أسألكم هذا: في حين إنه لا يصبح تحولا محورا في سياستكم الخارجية أو تغييركم عندما تذهبون إلى هناك، لكن لماذا يصبح تحولا محوريا عندما تذهب تركيا إلى هناك؟

0:00 0:00
Speed:
August 15, 2019

أديروا وجوهكم إلى الإسلام وليس إلى الغرب (مترجم)

أديروا وجوهكم إلى الإسلام وليس إلى الغرب
(مترجم)


الخبر:


في الكلمة الافتتاحية لمؤتمر السفراء الحادي عشر، قال جاويش أوغلو، مؤكدا على مبادرة "آسيا من جديد"، "إن هدفنا مع مبادرة "آسيا من جديد" ليس تحولاً في المحور، والآن سيبدأ أصدقاؤنا الغربيون في الشكوى مرة أخرى بالقول: ما الذي يجري؟ هل تركيا لديها تحول محوري في سياستها الخارجية؟ هل أدارت تركيا ظهرها للغرب بينما حولت وجهها إلى مكان آخر؟ ثم أسألكم هذا: في حين إنه لا يصبح تحولا محورا في سياستكم الخارجية أو تغييركم عندما تذهبون إلى هناك، لكن لماذا يصبح تحولا محوريا عندما تذهب تركيا إلى هناك؟

التعليق:


في حين إن هذا البيان الذي أدلاه وزير خارجية تركيا مولد جاويش أوغلو، إلى حد ما أسعد الغرب كثيرا، فقد كان مليئا بالمصائب بالنسبة لنا، نحن المسلمين، كيف لا؟ وفي هذا البيان؛ يعلن صداقة الكفار التي يحرمها الله، وقد تم ضمان أن تستمر تركيا في اتباع السياسة الغربية وأنها لن تدير ظهرها للغرب بغض النظر عما يحدث.


من هو الغرب الذي تعتبره كصديق؟ ما هو المنظور السياسي للغرب الذي تتخذونه سياسياً كأساس؟ ما هي فوائد التحرك في محور الغرب المستعمر، وخاصة أمريكا، بالنسبة لنا؟


• إن أمريكا ومعها الغرب، قتلت حوالي مليوني مسلم وأرهبت العراق بدخولها إليه فقط لتحقيق أهدافها الاستغلالية.


• إن الكفار الاستعماريين وتحت قيادة أمريكا، قتلوا مئات الآلاف من المسلمين الأبرياء باحتلال أفغانستان بذريعة (مكافحة الإرهاب) بحجة هجمات 11 أيلول/سبتمبر، هذا هو الغرب.


• إن أمريكا والمتعاونين معها هم الذين يديرون السياسة في سوريا، وبذلك يذبحون بلا رحمة ويوجهون قتل الآلاف من المسلمين.


• إن فرنسا، التي تعتبر مهد الديمقراطية، مرتكبة المجازر التي راح ضحيتها مليون ونصف المليون من أهل الجزائر، والتي حوّلت بلا رحمة البلاد الأفريقية إلى شلال دم لمجرد طموحاتها القذرة والاستغلالية.


هذا هو الغرب وأفعاله، الذين يفخر حكام المحور بتحركهم وضمان التمسك بسياسته...


وكما يمكن أن نرى، فإن السجل الإجرامي للسياسة القائمة على الديمقراطية والعلمانية التي تتبع المحور الغربي ليس نظيفاً، وحتى الآن، لم يجلب الغرب، الذي احتل البلاد الإسلامية من أجل تحقيق حياة سلمية ومستقرة من خلال الديمقراطية، سوى الدم والدموع والفوضى إلى هذه الأراضي.


ما هي وجهة نظر حكام البلاد الإسلامية لإعطاء ضمانات لممارسة السياسة في محور الديمقراطية والعلمانية التي حولت بلادهم إلى شلال دم، وهدمتهم على أرضهم بل ولم تترك أي رأس فوق كتفين، أليس ما يعانيه الحكام هو "متلازمة ستوكهولم"؟ وبعبارة أخرى، أي الوقوع في حب الجلاد؟!


لذلك أود أن أسأل، أي نوع من وجهات النظر الذي يجعل الغرب يضعون حلقة على رقبتك؟ كيف يمكن للإرهابيين الأمريكيين والكفار الاستعماريين، الذين قتلوا الملايين من المسلمين الأبرياء، أن يكونوا حلفاءكم الاستراتيجيين؟ كيف يمكن للدولة، التي حولت العراق وأفغانستان وسوريا وغيرها من البلاد الإسلامية إلى حمام دم لصالح طموحها القذر بالاستغلال، أن تصبح حليفا لكم؟!


مما لا شك فيه أن جلاد المسلمين هو الغرب وديمقراطيته، والتي هي أكبر فتنة في هذا القرن، وللأسف فإن المسلمين الذين يعيشون في هذه البلاد القديمة التي حكمتها الشريعة لسنوات عديدة تحكمهم الآن الديمقراطية والكفر، الذي لم يتم التعرف عليه وتوفيقه مع التاريخ، ومع ذلك، فإن المصيبة الحقيقية هي أن الحكام، الذين يُنتخبون على أمل إعادة الإسلام، الذين يجدون الدعم مع خطاباتهم الإسلامية وأحيانا يتحدثون بصوت عال مع الكفار، يبذلون جهودا لتعميم الغرب ودوره الذي لا غنى عنه وديمقراطيته للمسلمين.


وكما تذكرون، قبل سنوات، عندما زار وزير الخارجية الأمريكي السابق ريكس تيلرسون تركيا، قال: "إن عملياتنا باستخدام قواعد في تركيا زادت بنسبة 25% مقارنة بالسابق"، كيف تفسرون تبعيتكم للغرب بينما هم يذبحون إخوتكم بالوسائل التي قمتم بتوفيرها لهم؟ ألا تشعرون بالخجل؟ ألم يزعجكم هذا أبداً أم أنه لا يزعجكم مطلقا؟!


وبما أن الكفار الاستعماريين الغربيين، ولا سيما أمريكا، هم الذين يسببون الكثير من إراقة الدماء على الأرض والكثير من الألم والدموع، فلتتخلوا عن سياسة الغرب والإعجاب بها، وبدلاً من ذلك، اتبعوا السياسة النابعة من العقيدة الإسلامية، وأنهوا شراكتكم مع أمريكا والكفار الاستعماريين، بل وطردهم من أراضينا وبلادنا وقواعدنا التي يستخدمونها مثل ساحاتهم الخلفية، لأن الله عز وجل يحرم إقامة صداقات وشراكات استراتيجية مع الكفار. يقول الله عز وجل: ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ﴾.


وختاما، أديروا وجوهكم عن الغرب إلى الله سبحانه وتعالى من خلال إنهاء وفض أي تعاون سياسي واقتصادي وعسكري غربي على الفور، ابحثوا عن العزة باتباع أوامر الله، وليس باتباع الكفار، إن القوة ملك لله وحده رب الكون كله.


كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
عبد الله إمام أوغلو

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı