عائلة الشهيد الفلسطيني المصاب بالتوحد غير متفائلة من التحقيق
عائلة الشهيد الفلسطيني المصاب بالتوحد غير متفائلة من التحقيق

الخبر:   في السنوات العشر الماضية، قتلت قوات الأمن (الإسرائيلية) أكثر من 3400 فلسطيني، لكن أدين خمسة أشخاص فقط. (الجزيرة.كوم)

0:00 0:00
Speed:
June 07, 2020

عائلة الشهيد الفلسطيني المصاب بالتوحد غير متفائلة من التحقيق

عائلة الشهيد الفلسطيني المصاب بالتوحد غير متفائلة من التحقيق

(مترجم)

الخبر:

في السنوات العشر الماضية، قتلت قوات الأمن (الإسرائيلية) أكثر من 3400 فلسطيني، لكن أدين خمسة أشخاص فقط. (الجزيرة.كوم)

التعليق:

العالم يتألم، وغالبية البشر يتألمون، وباستثناء النسبة الضئيلة من أصحاب الثروة والقوة نسبة الـ2٪ من العالم، كانت الحياة صعبة بالفعل. فيروس كورونا دفعنا إلى حافة الهاوية. ثم، المقطع المرعب للخنق المتعمد لجورج فلويد، من أولئك المكلفين "بالخدمة والحماية"، كل هذه الأحداث جاءت متتالية.

يُضطهد أصحاب البشرة السوداء في العالم الغربي. المسلمون يضطهدون في جميع أنحاء العالم، حتى في أراضيهم. إن جريمة قتل إياد الحلاق بدم بارد على يد كيان الفصل العنصري كانت مأساة أخرى مؤلمة بين ملايين المآسي، منذ أن فقدنا "درعنا".

الإنسانية تعاني في كل مكان. حتى في البلاد الغنية والخضراء والثرية، فإن الناس فقراء وبائسون وتعيسون. يموتون من كوفيد-19 لأنهم مجبرون على المخاطرة بكل شيء لإطعام أسرهم.

قبل 1400 سنة، ظهرت حضارة جديدة وفريدة من نوعها في العالم، مبنية على عقيدة فكرية عقلانية، حيث تحترم المعرفة وتهتم بالحقيقة، ربطت الشعوب من جميع الألوان والثقافات والطبقات في أمة واحدة غير قابلة للتجزئة. اعتنت بشعبها وسعت إلى تحرير بقية العالم.

خلال فترة المجاعة الكبيرة في أيرلندا، عندما مات ملايين الرجال والنساء والأطفال أو أجبروا على الهجرة، جاءت الخلافة لمساعدتهم. الخليفة عبد المجيد الأول، أرسل 5 سفن محملة بالطعام إلى ميناء دروغيدا، على الرغم من المحاولات البريطانية لمنع السفن العثمانية.

أين تلك الخلافة العظيمة اليوم؟

لقد تركناها! الحقيقة هي أن الدول الاستعمارية أرعبتنا وخدعتنا للتخلي عن نظام رسولنا r. لقد أصابونا بالقومية، وقسمونا، وبعد احتلالنا، أفسدونا وأعادوا تشكيل الإسلام في صورتهم الخاصة.

سمحوا لنا بحفظ العقيدة والعبادات، لكنهم انتزعوا واستبدلوا بالشريعة الإصدارات والنسخ المختلفة للكفر والقومية العفنة حتى في الحجاز. علمونا احترام الليبرالية ديانة الغرب، والكراهية والخوف من شريعة الإسلام.

كان رسول الله r وأصحابه رضي الله عنهم مثالاً للمؤمنين. غادر الغار بمجرد أن أمره الله سبحانه وتعالى أن ينشر الدعوة للبشرية ويندمج في قلب المجتمع يدعو ويكافح من أجل الإسلام حتى يتم تأسيسه في المدينة المنورة.

لم يقتصر عليه الصلاة والسلام على العبادة والذكر فقط. قام هو وصحابته بتطبيق الإسلام، كدين، وكنظام كامل. كانوا حكاماً وقضاةً وعلماء ومحاربين. لقد بنوا الحضارة الأكثر استنارة التي عرفها العالم على الإطلاق وأسقطوا القوتين العظمتين في ذلك اليوم.

حتى لو توقف جميع رجال الشرطة في الولايات المتحدة عن اضطهاد أصحاب البشرة السوداء، فسيظل هناك فقر، ورعاية صحية سيئة، وجريمة، واستغلال ومعاناة، واستعمار وظلم في العالم. الرأسمالية والفاشية والشيوعية الزائفة ذات الخصائص الصينية ستظل تضر بالعالم. الخلافة فقط هي من ستنتج مجتمعاً مستنيراً حقيقياً وبعودتها سيتغير النظام بالكامل. عندها فقط سيكون هناك عدالة لإياد ولأصحاب البشرة السوداء والحمراء ولكل الإنسانية.

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمد حمزة

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı