57 عاماً من الحكم الذاتي: ما زلنا في مسرح فوضوي
57 عاماً من الحكم الذاتي: ما زلنا في مسرح فوضوي

الخبر: في الأول من حزيران/يونيو، تحتفل كينيا كل عام بيوم ماداراكا، وهو اليوم الذي يعج عادة بالترفيه والأفلام الوثائقية التي تسلط الضوء على معالم الثقافة والتنمية في كينيا منذ أن حصلت كينيا على الحكم الذاتي من المستعمرين البريطانيين. على عكس السنوات السابقة، أقيمت احتفالات هذا العام في قصر الرئاسة، في نيروبي بسبب جائحة كوفيد-19 الذي يدعو إلى التباعد (الاجتماعي).

0:00 0:00
Speed:
June 06, 2020

57 عاماً من الحكم الذاتي: ما زلنا في مسرح فوضوي

57 عاماً من الحكم الذاتي: ما زلنا في مسرح فوضوي
(مترجم)


الخبر:


في الأول من حزيران/يونيو، تحتفل كينيا كل عام بيوم ماداراكا، وهو اليوم الذي يعج عادة بالترفيه والأفلام الوثائقية التي تسلط الضوء على معالم الثقافة والتنمية في كينيا منذ أن حصلت كينيا على الحكم الذاتي من المستعمرين البريطانيين. على عكس السنوات السابقة، أقيمت احتفالات هذا العام في قصر الرئاسة، في نيروبي بسبب جائحة كوفيد-19 الذي يدعو إلى التباعد (الاجتماعي).


التعليق:


ماداراكا هي كلمة سواحلية تعني السلطة، وبالتالي يتم الاحتفال في الأول من حزيران/يونيو على المستوى الوطني للاحتفاء باليوم الذي "أخذت فيه كينيا" السلطة وحصلت على الحكم الذاتي الداخلي من المستعمرين البريطانيين. في 27 أيار/مايو 1963، قال الأب المؤسس لكينيا، جومو كينياتا: "سنبني دولة حيث يمكن لكل مواطن أن يطور مواهبه بالكامل، مقيداً فحسب بالهدف الأكبر الذي لدينا لبناء مجتمع عادل. لن تكون هناك امتيازات لأية أقلية. وبالمثل، سنرى أنه لا يوجد أي عضو في أي مجموعة يتعرض للتمييز أو القمع على يد الأغلبية".


تحول هذا الوعد بعيد المنال إلى مجرد غبار منذ البداية الأولى لإدارة جومو كينياتا حيث شوهدت البلاد وهي تغرق في الاغتيال السياسي والخيانة السياسية والفساد الهائل من بين سلسلة المشاكل الملحة الأخرى. ضجيج التغيير سمع مرة أخرى، هذه المرة تغيير الدستور! دستور الاستقلال الكيني لعام 1963 الذي استند إلى "نموذج لانكستر هاوس" القياسي المستخدم في المستعمرات البريطانية السابقة في أفريقيا، خضع للتعديلات المبكرة، وتم استبداله في عام 1969. في عام 2010، تمت إعادة كتابة الدستور في مناورة تم إجراؤها مع أبهة وصرف للمال العام، لكن البلاد لا تزال تشهد فقراً مرَضيا وضعفا في التعليم وتدهور الخدمات الصحية والاشتباكات القبلية. الوضع الحيوي هو الطريقة التي تحدد بها الدولة 57 عاماً من الحكم الذاتي مع نظام الرعاية الصحية الخاوي في وقت جائحة كوفيد-19.


في حين يعتقد العديد من الناس الساذجين أن مفهوم الاستقلال كان جيداً لأن المستعمرين هم أصل مصائب كينيا، إلا أنهم في الواقع فشلوا في فهم أن فكرة "الاستقلال" كانت أيضاً استعمارية. إن الاستقلالية أو الحكم الذاتي لا يعني أن كينيا حررت نفسها من مخالب الاستعمار الذي غير في الواقع ألوانه فقط من الأبيض إلى الأسود. وبعبارة أخرى، تظاهر المستعمرون البريطانيون بالخروج من الباب لكنهم عادوا من النافذة عبر وكلائهمComprador Bourgeoisie (الحكام الأصليون)! الشخص الذي كان سبب المشاكل الكينية انتحل الآن دور مقدم الحلول. وبطبيعة الحال، كان من المتوقع استمرار مواجهة المشاكل حتى بعد حصول كينيا على الاستقلال.


يحتاج أهل كينيا مبدأ من شأنه أن يغير المجتمع بشكل جذري. ما يجعل كينيا تفشل في حل المشاكل الأساسية لعامة الناس هو الاعتماد على المبدأ الرأسمالي الاستعماري التي يقوم على العقل البشري لا على الوحي من الله سبحانه وتعالى. في الواقع، مع المبدأ الإسلامي العميق، فإن سبعاً وخمسين سنة هي وقت كاف لتحقيق نجاح كبير. تم تحقيق إنجازات في فترة قصيرة من الزمن من أولئك القادة الحقيقيين الذين طبقوا الإسلام في ظل دولة الخلافة. الدولة التي اتخذت قراراً كاملاً على عكس تيارات "الدولة النامية" التي لا تزال رهينة أسيادها الاستعماريين. فهذا عمر بن الخطاب الخليفة الراشد الثاني، الذي حقق في اثنتي عشرة سنة ونصف فقط، هي فترة حكمه، نجاحاً كبيراً في مختلف المجالات كالاقتصاد حيث خصص رواتب للمعوزين في المجتمع حتى لا يتسولوا. بالتأكيد، اعتمد حكمه على الإسلام لجعله يحقق هذا النجاح. لذلك، فإن الحل هو بدولة تطبق الإسلام، الذي أنزله الخالق سبحانه وتعالى العالم بما يصلح البشرية وما يفسدها. يقول الله تعالى: ﴿أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ﴾.


كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
شعبان معلم
الممثل الإعلامي لحزب التحرير في كينيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı