21 يوماً من الإغلاق القاتل لن يكون الفيروس بل الجوع!
21 يوماً من الإغلاق القاتل لن يكون الفيروس بل الجوع!

الخبر: الفقراء الأكثر فقراً في الهند يخشون من أن الجوع سيقتلهم قبل حتى أن يصابوا بفيروس كورونا. "الإغلاق لمدة 21 يوماً يعني عمالاً لا عمل لهم". بسبب سرقة دخلهم اليومي، العاملون بأجر يومي والعمال جالسون أثناء فترة الإغلاق على مستوى البلاد، مكتظون في أكواخ صغيرة في المدن أو القرى.

0:00 0:00
Speed:
April 02, 2020

21 يوماً من الإغلاق القاتل لن يكون الفيروس بل الجوع!

21 يوماً من الإغلاق
القاتل لن يكون الفيروس بل الجوع!
(مترجم)


الخبر:


الفقراء الأكثر فقراً في الهند يخشون من أن الجوع سيقتلهم قبل حتى أن يصابوا بفيروس كورونا. "الإغلاق لمدة 21 يوماً يعني عمالاً لا عمل لهم". بسبب سرقة دخلهم اليومي، العاملون بأجر يومي والعمال جالسون أثناء فترة الإغلاق على مستوى البلاد، مكتظون في أكواخ صغيرة في المدن أو القرى.


أعلن وزير المالية نيرمالا سيتارامان عن سلسلة من الإجراءات لمساعدة الفقراء وذوي الأجور اليومية. يشمل هذا حزمة إغاثة بقيمة 1.7 تريليون روبية (22.5 مليار دولار) تحت حكم برنامج رئيس الوزراء لرعاية الفقراء، وتشمل تدابير الإغاثة 5 كغم من الأرز أو القمح مجاناً لـ 800 مليون فقير - حوالي ثلثي السكان، مقابل الأشهر الثلاثة المقبلة. هذا بالإضافة إلى 5 كغم من المواد الغذائية الأساسية لمن يحتاج لها بالفعل. (ذا برينت وبي بي سي).

التعليق:


أدى الإعلان المفاجئ للحكومة الهندية عن إجراء الإغلاق لمدة 21 يوماً إلى نشر موجات من الصدمة بين الناس فيما يتعلق ببقائهم على قيد الحياة. بالنسبة للكثيرين تسبب هذا الإغلاق في القلق حول انتشار فيروس كورونا. بدون البنية التحتية المناسبة والإدارة والتنظيم، يسأل الكثيرون كيف ستضمن الحكومة الهندية بقاء 1.3 مليار شخص، وخاصة أولئك الذين لا يستطيعون تحمل تكاليف بقائهم خلال هذا الإغلاق.


وفقاً لمنظمة العمل الدولية، يعمل 90٪ من القوى العاملة في الهند في القطاع غير الحكومي، بما في ذلك الزراعة، والذين يعملون في أوقات جزئية مثل حراس الأمن، وعمال النظافة، وسحب العربات، وبائعي الشوارع، وجامعي القمامة والمساعدة المحلية. السيناريو مختلف في المدن الكبرى والمدن الصغيرة والقرى. مع محدودية الموارد، يمكن للناس أن يتمكنوا بطريقة ما من التعامل مع الحياة في المدن والقرى الصغيرة، ولكن في المدن الكبيرة لا يمكن أن يكون هناك يوم بدون كابوس لعمال القطاع غير الحكومي غير الزراعي.


بعد ضغوط سياسية من جميع الجهات، أعلنت الحكومة الهندية عن 1.7 مليون عملية إغاثة، وبدأ تنفيذها بالفعل في العديد من الولايات من حكومات الولايات. في البداية أعلنت الحكومة عن 15000 كرور روبية كصندوق إغاثة للشعب ولكن العديد من الصحفيين والمحللين السياسيين أصروا على أن تستخدم الحكومة فائض انهيار سوق النفط بقيمة 140000 روبية لهذه الأزمة.


المشكلة هي أن نظام التوزيع الحكومي لا يصل بكفاءة إلى الفقراء والضعفاء حتى يحصلوا على الاستفادة الكاملة من خدمات الإغاثة. من خلال اتباع أسلوب الإغلاق الذي تمارسه دول مختلفة خلال فترة تفشي وباء كوفيد-19 بشكل عشوائي، قررت الحكومة الهندية إغلاق البلاد لمنع الانتشار ولكن مثل هذا القرار المفاجئ دون مراعاة التأثير الذي سيكون له على الناس من مختلف الشرائح هو بالتأكيد مصدر قلق كبير للكثيرين.


ووفقاً لمعظم النقاد، فإن الإغلاق الحالي قد يترك الأشخاص من الشريحة الاقتصادية الفقيرة يموتون من الجوع قبل انتشار الفيروس بسبب ضعف نظام الإدارة. لا تمتلك الحكومة بنية تحتية كافية لاستيعاب العدد الكبير من المرضى المصابين مثل الصين والدول الغربية الأخرى.


فيما يتعلق بعلاج المرضى المصابين بأمراض شديدة، أصبح إهمال قطاع الرعاية الصحي من النظام الرأسمالي الحالي واضحاً بشكل مأساوي في مثل هذه الأوقات من الأزمات. يضمن النظام الرأسمالي إنفاق حصة الأسد من الميزانية على القطاع المصرفي، بدلاً من الاستثمار في القطاعات المهمة مثل الرعاية الصحية. كما أن النظام الرأسمالي لم يسمح للدولة بالتطور بشكل كبير في تصنيع المعدات الطبية المنقذة للحياة مثل أجهزة التنفس الضرورية لدعم اضطرابات الرئة.


هو النظام الرأسمالي الحاكم نفسه الذي يهمل الناس ويحتاج إلى نظام بديل للناس الذين هم في أمس الحاجة للمساعدة الفورية. يقول رسول الله e: «فَالْإِمَامُ رَاعٍ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ» رواه البخاري.


بدون الخلافة على منهاج النبوة، الناس حقا مثل اليتامى بدون ولي. على المسلمين أن يجعلوا دعاءهم من أجل سلامة البشرية، وعلاج المرضى واستعادة الراعي، الخلافة، التي هدمت في 28 رجب 1342، قبل 99 سنة.


وعلى المسلمين الآن أن يعملوا من أجل استعادة نظام الحكم الإسلامي بالطريقة التي وضّحها الله سبحانه وتعالى، حتى يحمي الضعيف، ويقدم للمرضى الرعاية ويطيع المسلمون الله سبحانه وتعالى ورسول الله طاعةً كاملة. حقاً، ستثبت دولة الخلافة عملياً لدول مثل الهند، الطريقة الحقيقية لحماية كل فرد في الدولة.


﴿وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطاً لِّتَكُونُواْ شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيداً﴾

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
بحر الدين بن شمس الدين

#كورونا

#Covid19

#Korona

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı